Fatma benim üniversiteden (ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği’nden) yakın arkadaşım. Kendisi ile şimdiye kadar kaç proje, ödev, rapor, sunum hazırladık ve tabii ki bol dedikodu yaptık kim bilir… Üç yıldır ise yüz yüze pek sık görüşemiyoruz çünkü kendisi ABD’de doktora yapıyor ve aramızda bayağı bir mesafe var. Fakat hayatı/hayatım ile ilgili her türlü ayrıntıyı hala her gün birbirimizle paylaşmaya devam ediyoruz ve mesafeye rağmen çok sıkı arkadaşız diyebilirim. Muhtemelen bu arkadaşlığımız ben Yeni Zelanda’ya taşındığımda, yani dünyanın diğer iki ucunda olduğumuzda da değişmeyecek.

Hazır elimin altında böyle bir arkadaş varken, yaşadıklarının çoğuna ben de direkt şahit olmuşken size faydası dokunabileceği bir konuda kendisini darlamak istedim. Malum, başka bir ülkeye yerleşmek, bir yerleri ziyaret etmek meselelerinden yola çıkarak iyisi ve kötüsü ile bir yerleri tartışmak/araştırmak huyum. Kuru kuruya ben kendi gördüğüm ABD’yi anlatmak yerine de orada uzun zamandır yaşayan yakın arkadaşımdan çok kişiye faydalı olabileceğini düşündüğüm bir konuda yardım almak istedim.

Eğer ABD’de akademik hayatınıza devam etmek istiyorsanız, Fatma ile hazırladığımız bu röportaj ülkeyi değiştirmek nedir/ne değildir konusunda ve akademik hedefleriniz/ beklentileriniz hakkında size yardımcı olabilir, kafanızdaki soruları belki biraz olsun aydınlatabilir diye düşünüyorum. Özellikle de aileniz çok varlıklı değilse veya burs ile okumak istiyorsanız sizi neler bekliyor kestirebilmiş, böylelikle hazır olup olmadığınızı, gerçekten ne istediğinizi tartabilirsiniz.

Bu arada, Fatma ABD’nin, hatta dünyan ın da diyebiliriz, en iyi teknik okullarından biri olan Georgia Tech (Georgia Institute of Technology)’de burslu (daha doğrusu okul masrafları çalıştığı hoca tarafından ödenmiş oluyor)olarak doktora yapıyor, aynı zamanda da araştırma asistanlığı. İşte işinize çok yarayabilecek detaylar…

(Not: Hemen yanlış anlama üzerine odaklı arkadaşlara hatırlatmada bulunalım, Fatma’nın paylaştıkları onun kendi hikayesidir. Herkes aynı yolu bire bir izlemeyebilir. Bu röportajı sadece size fikir verebilmek için hazırladık.)

(Bu arada, fotoğraflar ABD’den kareler içeriyor fakat bana ait ve bu uzun yazının fazla baymaması için, görsellik sunması açısından aralara serpiştirdim. Yani, konumuzla bire bir alakalı görünmeyebilir.)

Fatma önce ABD’de akademik hayat için başvuru sürecinden ve nasıl gittiğinden genel olarak bahseder misin?

Ben başvuru sürecine  mezun olmamdan yaklaşık bir yıl öncesinden hazırlanarak başladım. Oldukça yoğun ve stresli bir süreç çünkü bütün bu çabalamanın sonucunda kabul alıp almayacağınızın gerçekten hiç garantisi yok, o yüzden yılmadan devam etmek, çalışmayı istediğiniz hocalarla mail yoluyla iletişime geçmeye çalışmakta fayda var. Sonuçta binlerce başvuru arasından sizin başvurunuzun bir fark yaratması, akılda kalması, karşı tarafı ikna edebilmesi gerekiyor. Bu dediğim sadece not ortalamızla olabilecek bir şey değil, sosyal anlamda da insanlarla iyi iletişim becerilerinizin olduğunu kanıtlamak oldukça önemli.

Süreçte genel olarak nasıl bir yol izlemiştin, örneğin ne gibi sınavlara girmiştin, ne amaçlamıştın?

Kararımı üçüncü sınıfta vermiştim ve o yaz TOEFL sınavı için gerekli hazırlıkları yapıp sınavı bir an önce aldım. Unutulmaması gerekiyor ki ABD’de okulların başvuru tarihleri gerçekten çok erken kapanıyor. Arkadasın da GRE sınavımı da eylül- ağustos arası alıp, başvuru essayimi (kompozisyon) yazdım ve bunun için hem okuldan hem de ana dili İngilizce olan arkadaşlarımdan yanlışlarımı bulabilmek için göz geçirmelerini istedim. Tabii sonrasında özgeçmişim için de kesinlikle ODTÜ’deki ilgili yerlere gidip tavsiyelerini aldim. Hatta hatırlıyorum da bölümdeki hocalarımdan da essayime göz atmaları için ricada bulunmuştum.

Başvuru sürecinde İngilizce’nizle  ve özgüveninizle karşı tarafı ikna etmek size kalıyor. TOEFL sonucu güzel gelse bile yanlışlarla dolu anlamsız İngilizce cümlelerle başvurunuzu tamamlarsanız, başvurunuz etkileyici bulunmayabilir.

Ben şanslıydım tam olarak istediğim okul ve labdan kabul aldım. Georgia Tech dışında 3 diğer okula başvurmuştum ABD’de. Avrupa’da sadece Hollanda’daki Delft’e (Technische Universiteit Delft) başvurabildim. Her başvuru 50-90 dolar arasında değişiyordu ve maddi olarak zorlandığım için sadece 4 okula başvurdum. Tabii ki her başvurulan okul kabul alma şansınızı yükseltiyor ama TOEFL ve GRE’nin de masraflarını düşününce toplamda bayağı bir para harcamış oluyorsunuz. Çünkü bu sınavların sonuçlarını da ayrıca okullara göndermeniz gerekiyor ve ABD için tanesi yaklaşık 20 $ diye hatırlıyorum

Biliyorsun ODTÜ mezunu olunca bazen insanlar bizim önümüze direkt kırmızı halı filan seriliyor sanabiliyor. Seni süreçte en çok zorlayan konular ve bu bahsettiğimiz okullara kabulün zorluk derecesi hakkında ne düşünüyorsun?

Kesinlikle, ODTÜ mezunu olduğumuz için pek çok konuda şanslıyız fakat bu tek başına yetmiyor. ODTÜ’de mühendislik okumak hem zor hem de not konusunda çok cimri davranıyorlar. Eğer kabul edilmek istediğiniz okulda, ODTÜ’yle direkt çalışmış bir hoca varsa zaten direkt aldığımız eğitimi biliyorlar. Fakat yoksa ortalamalarımızın ABD’ye göre neden düşük olduğu anlayamayabiliyorlar. Yani ODTÜ’yü bilen hocalara rastlamak tamamen şans işi.

Ayrıca, ben en çok İngilizce essayimi yazarken zorlandım. Açık konuşmak gerekirse ODTÜ’de kontrol edilen başvuru essayimin her cümlesi Amerikalı arkadaşlarım tarafından eleştirildi. Tamamen İngilizce eğitim alsak ve akademik dil ODTÜ’de iyi öğretilse de bunun için çok zaman ayırmam gerekti. Hem sistem ile alakalı hem de ana dili İngilizce olanlara danışınca insanlar arasında dil ve bakış açısı nedeniyle detaylara inildiğinde fark olabiliyor. Bunun dışında ben fazla zorluk göremiyorum çünkü ODTÜ’de de çok yoğun çalışıyorduk ve aldığımız eğitimin bizi akademik hayatın devamına özellikle de teorik olarak fazlasıyla hazırladığını düşünüyorum.

Sistemi bilmemek ve öğrenmeye çalışmak da gerçekten araştırken çaba gerektiriyor. Başvurduğunuz hocaların özgeçmişlerini okumak, makalelerine göz atmak ve onları sizin o iş için uygun olduğunuza ikna etmek zor.

Bir diğer sıkıntı ise maddiyat… İstediğiniz gibi başvuramıyorsunuz, kendinize limit koymanız gerekiyor. Sınavlar ve başvurular oldukça masraflı.

Bir de işin tabii aile boyutu var. “Ne işin var orada, daha nereye kadar okuyacaksın, burada güzel bir işe gir ve ülkende çalış” gibi şeyler… Sizi bu konuda ve aldığınız kararlarda destekleyen bir aileniz varsa, gerçekten çok şanslısınız diyebilirim.

Peki sen başvuru- not ortalaması kriteri hakkında ne düşünüyorsun? Yabancıların önemli bulduğu başka değerler nelerdir?

Evet, GPA önemli ama ABD tek önemli şey o değil. Katıldığınız projeler, yaptığınız “extracurriculum” yani ders dışı her şey sizi diğerlerinin bir tık önüne atacaktır. Şöyle ki, not ortalamniz 4.0 bile olsa, elenebilirsiniz. Bu konuda çok yorum almıştım, not ortalamasının benden yüksek olduğunu düşünen herkes kabul alacağına çok güveniyordu, ama yaptığınız her şey değerlendiriliyor burada.

Stajlar da cok önemli. Üniversitede katıldığınız kulüpler ve oralarda aldığınız görevler harika bir ek olabilir akademik başarınıza. Dans, spor ya da herhangi bir hobiniz varsa yine aynı şekilde bu sizin çok yönlü bir insan olduğunuzu kanıtlayacaktır. Okulda kredi almaksızın geceli gündüzlü çalıştığımız projelerin (bütün imkansızlıklar ve zorluklarına rağmen), katıldığımız proje bazlı yarışmaların çok faydasını gördüm.Bir diğer şey ise bunu ne kadar istediğinizi açıkça söylemeniz. Bunu yaparken de mütevazı olmaktan biraz kaçınmak lazım. Bizim kültürümüzün bir parçası yaptığımız işle övünmekten kaçınmak ama burada kesinlikle kendinizi en iyi şekilde temsil etmeniz(açıkçası pazarlamanız)gerekiyor.

Etkili bir özgeçmiş hazırlamak için nasıl bir yol izlemiştin, biraz daha ayrıntılı bahseder misin?

Öncelikle bir sürü örneğe baktım ve bir özgeçmişte nelerin olması gerektiğine az çok karar verdim. Hocalarımın özgeçmişlerine göz attım. Hazırladıktan sonra ODTU’de bu konuda yardımcı olan merkezlere danıştım ve tabii ki yine ana dili İngilizce olan arkadaşlarıma. Özgeçmişimi başvurduğum okul ve lab/hocalara göre değiştirdim. Daha doğrusu vurguladığım yerleri değiştirdim.

Ayrıca belirtmekte fayda var, Avrupa için hazırlanan özgeçmiş Amerika için olandan farklı olacaktır (fotoğraf olup olmaması gibi). Örneğin, Amerika’da herhangi bir ırk ve cinsiyet ayrımı gözetilmesini engellemek amacıyla kesinlikle fotoğraf konulmuyor.

Bölümdeki son senemizin yoğunluğu içinde bir de bir sürü farklı şeylerle uğraşmak zorunda kalmıştın. Zorluklardan/ bir yandan da kabul alıp hedefine ulaşmanın verdiği sevinçten/karışık duygulardan bahsedebilir misin? Yani kabul aldıktan sonra, nasıl bir hazırlık süreci bekliyor öğrencileri?

Kabul almadan öncesi ve sonrası gerçekten bambaşkaydı. Öncelikle birden fazla yerden kabul alınmışsa ve kararsız kalınmışsa, okulların bulunduğu şehirlerdeki hayatı, gelir dağılımının ve kiraların da gözden geçirilmesini tavsiye ederim. Tabii ki çalışılacak hocanın hangi konular üzerinde yoğunlaştığı ve sizin o konulara ilginiz öncelikli olmalı bana göre. Bir de bu dediğim herkesin maddi durumuna göre de değişir, eğer sizi bu uzun süreç boyunca destekleyebilecek bir aileniz varsa daha çok seçeneğiniz olabilir.

Kabul aldıktan hemen sonraki sevinç dalgasının ardından aslında ülkeden ayrılacak olmanın hüznü de vardı bende. Bir de bilinmeze gitmenin bir çesit huzursuzluğu oluyor.

Atlanta’daki hayatı, ev kiralarını araştırmaya başladım arkaşımdan, oradaki öğrencilerle iletişim kurdum. Ev kiralamama yardımcı oldu bir arkadaş mesela, hatta sonra komşu olduk… ABD’de sağlık hizmetleri pahalı olduğundan mümkün olduğunca kontrollerime gittim taşınmadan önce. Çok bir şey taşıma şansım olmadığından uçakta, önceliklerimi belirleyip onları yanıma aldım. Buradaki arkadaşlara ne getirilir neler var neler yok gibi şeyler sordum. Son günde bile seninle bavul topladığımızı hatırlıyorum.

Türkiye’den ayrılmak senin için ne ifade ediyordu? (sonuçta hayatında ilk kez yurt dışına uzun süreli, bir başına gidiyordun)

Türkiye’den ayrılmanın en acı tarafı tabii ki ailemden ayrılmaktı benim için. Bir de arkadaşlar… Yıllarca arkadaş/dost biriktiyorsunuz ve bir gün çekip gidiyorsunuz. Ha tabii, bu demek değil ki arkadaşlarımla ilişkilerim yerle bir oldu. Hala her gün konuşurum sevdiğim insanlarla, hayatımızda ne var ne yok haber veririz, en iyi sen biliyorsun.

Yalnız kalmak, tek başına bambaşka bir ülkede olmak korkutucu ama insan gerçekten her yerde kendine bir aile yaratıyor. Neresi “home” (yuva) o biraz şaşabiliyor bile: Burası mı yuvanız yani sevdiklerinizin yanı mı, ailenin mi, doğup büyüdüğünüz yerin mi… Yoksa hepsi birden  mi? Çok karışık duygular içerisindeyim bu konuda 🙂

Uzun sure “homesick” (ev/sıla hasreti çeken) olduğum doğrudur, hocamın da hatta dikkatini çekmişti ilk sene. Ara yıl tatilinde Türkiye’ye gelemediğim için üç hafta ağladığımı hatırlıyorum. Ama zamanla gerçekten azalıyor, ben de inanamamıştım bana geçeceği söylendiğinde. Bu demek değil ki özlemiyorum, çok özlüyorum! Ama hayat bi’ şekilde devam ediyor.

ABD’ye gittikten sonra, ilk etapta, düzen kurana kadar nasıl zorluklarla uğraştın?

Uzun bir süre özlem en büyük problemdi. Tabii bir de sizin Türkiye’den getirdiğiniz para burada cok küçük kalıyor ve asistan olarak çok yüksek maaşlarla da çalışmıyorsunuz. Bir de yeni bir şehre alışmaya çalışıyorsunuz, sokakta Türkçe konuşulmuyor.

Sonra mesela… Doğalgaz için yatırdığım paranın kaybolduğunu iddia ettiklerini hatırlıyorum, açılana kadar iki hafta arkadaşımda duş almak zorunda kalmıştım. Sistemi bilmeyince baş etmesi de biraz zor oluyor. Bir de üniversiteden yeni mezun birine, haliyle kredi geçmişi olmadığı için direkt güvenemiyorlar size hizmet sağlarken. Bu nedenle ekstra ‘deposit’(kapora) vermek ve ‘prepaid’ (ön/peşin ödemeli) hesaplar açmak zorunda kalmıştım. Aynı şekilde okula da uyum sağlamak zaman aldı, yoğun bir tempo doktora süreci…

Amerika’nın Georgia Eyaletin’de özellikle de Atlanta’da çok sayıda Türk öğrenci var. Varlıkları hakkında ne düşünüyorsun?

Ben gerçekten bu konuda cok şanslıyım, harika insanlarla tanıştım burada. Türk öğrenci topluluğu her zaman çok yardımcı oldu. Gerçekten güzel oluyor bayram sabahı kahvaltılarımız, öğle arası görüşmek filan çünkü ne de olsa birbirimizi daha iyi anlıyoruz, geldiğimiz kültürel geçmiş benzer olduğundan ötürü.  Ancak kötü insanlarla tanışıp, olumsuz hikayeler de duymadım değil, sadece benim başıma gelmedi…

ABD ile alakalı seni hayal kırıklığına uğratan şeyler var mı?

En çok yemekler, istediğim gibi sebze-meyve bulamamak üzdü beni! Bir de ABD’de şehir içi toplu taşıma olmayışı ve mesafelerin aşırı uzak oluşu durumu çok zorlaştırıyor. (New York hariç tabii).

Amerikalılar hakkında ne/nasıl düşünüyorsun?

Bence genelleme yapmak Amerika’da biraz zor. Farklı milletlerden farklı kültürlere sahip çok fazla insan var. Bu yüzden aslında yabancı kültürlere oldukça açık ve saygılılar. İnsanız sonuçta, iyisiyle kötüsüyle ve genelde bunun farkındalar.

Türkiye’den farklı olarak insanların konuşma mesafesini koruma anlayışı var, gerçekten hoşuma gidiyor, yüze yakınlaşmak ya da kulağa eğilmek gibi şeyler yok. Ek olarak, herkes kendi işiyle ilgileniyor daha çok, insanlar yüzünüze rol yapma gereği duymuyorlar.

Örneğin birisi aman ayıp olur, arkadaşıyla karşılaşınca iki dakika konuşayım bari demez eğer gerçekten konuşmak istemiyorsa o an. Ama bu arkadaş canlısı olmadıkları anlamına da gelmiyor, bol bol gülümserler (özellikle sanırım güneyde bu böyle). Çok büyük bir ülke, bu yüzden de aslında diğer eyaletlerinde, şehirlerinde yaşayan insanları da düşünürsek pek de genelleme yapmak istemem.

ABD’de asistan olmak nasıl bu arada? Örneğin hoca-öğrenci ilişkisi, hocanın beklentisi, maaş gibi şeyleri biraz daha açabilir misin?

Açıkçası dünyanın en harika işi değil, ama insanların deneyimleri hocadan hocaya çok değişiyor. Benim için, hocamın çok öğrencisi olduğundan hoca-öğrenci ilişkisi biraz zayıf yine de her koşulda bizi destekleyen bir hocamız var. Ama işte kendi tezimiz dışında bir sürü başka projede çalışmak zorundayız ki bu oldukça dikkat dağıtıcı. Maaş konusuna hiç girmeyelim zaten, ne yaşayabilecek kadar çok ne ölecek kadar az. Tam olarak kıt kanaat geçinecek kadar 🙂

(Ben, yani Elif, yani sitenin sahibi olarak eklemek istiyorum: gerçekten az bir mebla, eğer para kazanmaksa amacınız, akademi size göre değil arkadaşlar, özellikle de ABD’de. Umarım kimse, sırf merakından, tam olarak ne kadar olduğunu ısrarla sormak gibi bir görgüsüzlük yapmaz.)

Bir de bizim okul şehir merkezinde olduğu için kiralar çok yüksek, o bayağı bir belimizi büküyor.

Hep olumsuzluklardan bahsetmeyelim, sonuçta sen hedefin uğrunda bir şeyler yaptın. İyi ki dediğin şeyler var mı Amerika’da?

Burada gördüğüm, çalıştığım projeler gerçekten ufkumu açtı. İyi ki dediğim çok şey de var. Her durumda hayatta kalmayı öğreniyor insan bir nevi 🙂

Özel hayatımda da iyi ki dediğim şeyler var tabii :))

(Yine ben Elif: kızımız bir bir Amerikalı ile evleniyor. Bu arada, yakında yabancılarla ilişki-evlilik-aile ve toplum düzeni konulu dedikodu içerikli yazılar ve röportajlar da hazırlayayım diyorum. Bu meselelere blogta yeşil ışık yaktığıma dair müjdeyi gençlerimize duyurayım 😀 Hatta farklı ülkeli aşk hikayelerinizde Güzin Abla ararsanız ya da sadece paylaşmak isterseniz yazın 😉 )

Bu arada, gittin, eğitimine devam ediyorsun. Hatta doktora yeterlilik sınavını da geçtin. Biraz da şimdi yaşadıklarından bahsetsek, akademik açıdan rahatladığını düşünüyor musun?

Nerdee! Sonrasında asıl kısım, tez aşaması başlıyor. Ama en azından eğer geçemezsem doktora eğitimim yarıda kalacak korkusu yok. Çünkü yeterlilik geçilmeyince sadece bir kez daha şansınızı deneyebiliyorsunuz. Eğer onda da geçemez iseniz, öğrenci vizeniz iptal oluyor ve gitmek zorunda kalıyorsunuz. Tabi bizim bölümde biraz korkutucu bir süreç vardı, yeterlilik başka okullar ya da bölümlerde daha az yorucu olabiliyor.

ABD’de alışkanlık edindiğin ya da kendini daha rahat hissettiğin konular nedir?

Bir kadın olarak kıyafetlerimi seçerken oldukça rahat hissediyorum. Sadece açıklık kapalılık meselesi de değil, aman renkleri uydurayım, “markalı” olsun, kilolu mu göründüm acaba gibi klişelerden de oldukça uzak burada insanlar. Nasıl/ne giyerek rahat ediyorlarsa öyle geziyorlar, bence bu da büyük özgürlük!

Değiştirmeye çalıştığım alışkanlığım ise geç kalmak… Burada karşınızdakine büyük bir saygısızlık, insanların vaktinden çalmak ve onları boşuna bekletmek anlamına geliyor. Elimden geldiğince dakik davranmaya çalışıyorum.

Amerika’da akademik hayatı ve yaşamı son olarak nasıl özetlemek istersin?

Kesinlikle büyüdüm burada, hem de hiç büyümediğim kadar. Ben hiç sehir dışında, ailem olmadan yaşamamıştım. Ankara’da doğdum, büyüdüm ve okula gittim. Mezun olduğumda çamaşır yıkamayı bile bilmiyordum. Burada ilk senemde, tek başıma yaşadım ve elektrik-doğalgaz açtırmaktan, evin her işine, alışverişine kadar kendim yaptım doktoranın ve ders yükünün üzerine. Başkalarına kolay gelebilir, ama bilmediğiniz bir şehirde ve bilmediğiniz bir sistemin içine birden gelince insan gerçekten bocalıyor.

Bir de özlem var tabii. Şanslıydım ki Atlanta’da harika arkadaşlar edindim, bana her konuda destek oldular. Haklarını gerçekten ödeyemem. Komik gelecek ama, tuvalet nasıl temizlenir sorusunu sorduğumu hatırlıyorum. Bir de tabii yeni geliyorsunuz, arabanız yok. Alışverişe gitmek filan eziyet oluyor (Amerika’nın genelinde toplu taşımanın yaygın olmadığının, insanların sadece kendi araçlarını kullandığının ve mesafelerin çok büyük olduğunun altını çizmek isterim).

Bir başınıza azıcık maaşla geçinip, ayakta kalabilmek zorundasınız. Kendi başına her şeyin üstesinden gelebilmek güzel bir duygu, çok büyük özgürlük getiriyor. Yaptığınız her yanlışın ya da doğrunun sorumluluğu sizde.

Umarız ‘bazı’ sorularınıza cevap bulabilmişsinizdir. Olabildiğince objektif şekilde Fatma size ABD’de kendi yaşadıklarını ve isteği Amerikan Üniversitesi’nde eğitim alabilmek için kendi yaptıklarını, ABD’ye yerleşmeden önceki-sonraki süreci ve hissettiklerini özetlemeye çalıştı.

Bu röportajı aslında daha da uzatsak olabilirdi fakat şimdiden 2350 kelimeyi buldu. Bu nedenle artık kessek iyi olabilir.

Sitede kendi seyahat yazılarım dışında, kendi kendime yetemeyeceğimi düşündüğüm konularda, çok nadiren röportajlara da yer veriyorum. Eğer diğerleri ile ilgilenirseniz, aşağıda bağlantılarını bıraktıklarıma bir göz atabilirsiniz.

  • Sadece senin demenle olmaz, tek başına seyahat ya da kadınların yola çıkmasına konusunda hala cesaret arıyoruz derseniz, Hindistan gibi bir ülkeye kendi başına gitmiş bir arkadaşım (ben hala gidemedim) da madem anlatsın demiştim, o yazı için şuraya tıklayabilirsiniz. (Evet, ‘sıradan’ insanlar var aramızda, kendini ‘gezgin’ olarak etiketlemeyen… Bir dolu gezebilenler, varını yoğunu seyahate harcayanlar sadece meşhur görünen seyahat bloggerlar filan değil)
  • Bu sitede en çok amaçladığım ‘önyargıları yıkmak’ konusunda destek aldığım, kuru kuruya Mardin gezimi anlatmak yerine bir bilene danıştığım; Süryaniler ve Mor Gabriel Manastırı konulu bol tarih, kültür içerikli yazı için de buraya tıklayabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir