Erciyes Dağı hiç kar erimeyen dağ olarak biliniyor.

Kapadokya deyince herkesin hemen aklına gelebilecek mekanlardan, etkinliklerden bahsetmemi beklemezdiniz değil mi?

Kapadokya ziyaret edilirken, altında yatan tarih, geçmişte insanların yaşayış biçimlerinin unutulduğunu ve peri bacalarının ilginç şekli, balon ve güzel panaromik fotoğraflara dalınca unutulan bir takım zenginlikler olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de Kapadokya gezisi yapacağınızda mutlaka bölgedeki yeraltı şehirlerinden birini de ziyaret etmenizi öneririm.

Evet Aşk Vadisi filan da önemli ama ya diğerleri?

Benim bahsedeceğim ise Kaymaklı kasabasındaki yeraltı şehri. Buradaki şehir, bölgede ziyarete açık olan en büyüklerden! Daha önce bölgede Derinkuyu gibi yine büyük bir yeraltı şehrini de ziyaret etmiştim fakat Kaymaklı’dakini daha çok beğendiğimi söyleyebilirim, bunun sebebi ise Kaymaklı’dakinin bana daha mistik gelmesi, içerideki tünellerin daha dar, eğimli olması olabilir. Bu yüzden de eğer bir yeraltı şehti ziyaret edecekseniz de Kaymaklı’dakini kesinlikle görmeyi atlamamalısınız!

Tünellerin dar, eğimli olması Kaymaklı’yı daha cazip kılıyor sanki

Şimdi yeraltı şehirleri, Kaymaklı hakkındaki daha çok detaya ve biraz da Kapadokya Tarihi’ni gözden geçirtecek bilgilere yer verelim.

Kaymaklı Kasabası nerededir? Kaymaklı’da ne var? Burası nasıl bir yer?

Kaymaklı Kasabası  Nevşehir’e bağlı ve Nevşehir-Niğde karayolunun 20. Kilometresi üzerinde bulunuyor.

Eski adı (Rumca’dan geliyor) ‘’Enegüp’’ olan kasabanın, Kapadokya’daki pek çok yer gibi çok orijinal olmayan şimdiki adı ise gerçekten de kaymaktan geliyor olabilir. Çünkü Kaymaklı’da kaymakçılar bulmanız mümkün (ilginç bir cümle oldu farkındayım). Bu kaymaklar ise pek bildiğimiz, sürülebilir kaymaklardan değil, kurutulmuş, artık neredeyse tamamen yağ şeklinde (köpüklü tereyağı gibi bir şey), yerken de gofret yiyormuşsunuz hissi veren cinsten ‘kuru kaymak’.

Bahsettiğim kuru kaymak

Kaymaklı’da sadece bahsettiğim yeraltı şehri değil, ayrıca mutlaka görmenizi tavsiye edeceğim, bence çok güzel evler de var. Yani, Kaymaklı’ya gitmişken çevrenize göz atmayı, kasabada şöyle bir dolaşmayı unutmayın. Kaymaklı Kalesi’nin altında bulunan müze (yeraltı şehrinin girişi) etrafındaki çoğu ev ile de yeraltı şehri arasında geçitler varmış hatta.

Kaymaklı Kasabası’ndaki güzelim evler

Bu sırada, ne yazık ki, oldukça bakımsız ve pis bulacağınız manzaralarla karşılaşabilirsiniz. Kınamadan, ‘’tüü yazıklaaar olsun, içip içip atmışlar, buraları hep çöp sanmışlar demeden’’ geçemediğim evler bence görülmeye çok değer (bazılarının pislik içindeki avlularına rağmen). Sevgili yetkili(ler) ve özellikle de yöre sakinleri siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Sizce yaşadığınız yer çöplüğe çevrilmeli mi, hele de böyle sıradan bir köy evi olarak nitelendirilemeyecek bu evler, şu bakımsızlığı hak ediyor mu?

Sergilemekten aslında pek onur duyduğumu söyleyemeyeceğim acı gerçek.

Kaymaklı’da Rum evleri ve yeraltı şehri dışında aslında şurayı da ziyaret edin diyebileceğim pek fazla bir şey bulunmuyor. Çünkü burası bir kasaba, yani küçük bir yer unutmayın. Ayrıca, Kaymaklı’da Osmanlı izleri, camii filan arıyorsa gözleriniz, burada sizi tatmin edecek manzaralar yok.

Buranın bir kasaba olduğunu unutmayın

Nevşehir ve etrafına Osmanlı zamanında çok fazla yatırım yapılmadığını, bu yüzden de mimari açıdan özellikle İslam Mimarisi açısından pek kayda değer eserlerin bu taraflarda olmadığını hatırlatayım. Kaymaklı’da ise aktif olarak kullanılan bir kilise varmış önceleri ta ki mübadeleye kadar. Rumlar’ın göç etmesi ile şu sıralar depo olarak kullanıllanılıyormuş.

Yahu bu yeraltı şehirleri neden varmış? Ne zaman yapılmış? Biraz da tarih…

Sadettin Teksoy’culuk oynamaya hazır mıyız?

İşte bilimin tıkandığı noktaya geliyoruz… Yeraltı şehirleri tabii ki öncelikle savunma ve saklanma amaçlı yapılmış. Kapadokya’nın yüzyıllar (hatta bin yıllar diyelim) boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapması, çok fazla işgale uğraması bunda en büyük etmen. Nevşehir, Kayseri ve Aksaray çevresindeki pek çok yeraltı şehrinin (sayıları 200’e yakın, belki de daha fazladır, üstelik çok uzun tünellerle birbirlerine bağlandığına dair rivayetler var!) ne zaman ve kimler tarafından yapıldığına dair ne yazık ki çok fazla kanıt bulunmuyor. Bunun en büyük sebebi ise zaman içerisinde bölgelerin üzerinden geçen uygarlıkların öncekilere ait bilgileri yakıp yıkması ve yazılı kaynak bırakmaması, ayrıca da tarihi eser kaçakçılığı ve tarihe sahip çıkma bilincinin eksikliği. (doğru söylüyorum değil mi? Umarım alınması gerekenler okur ve utanır.)

Fakat yukarıda dediğimle sınırlı da değil tarih, bir takım tahminler mevcut, örneğin: Hititler’in yeraltı şehirlerinin genişlemesine katkıda bulunduğu savunuluyor. Yeraltı şehirlerinin ise Asur, Lidya, Pers, Helen, Kimmer Uygarlıkları tarafından,  Pontus ve Romalılar’a karşı savunma amaçlı yapılmış olabileceği tahmin ediliyor. Ama ne yazık ki, Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) Dönemi’ne (yani en erken İS 6. yy) öncesine dair çok kesin bilgiler, saydığım sebeplerden ötürü ne yeraltı şehirleri ne de Kapadokya hakkında mevcut.

Yeraltı şehirleri ise genellikle, girişinin fark edilmeyeceği şekilde, vadi ve plato yamaçlarında yapılmış. Ayrıca bir bilgi vereyim, eğer Kapadokya’da kaleler dikkatinizi çekiyorsa, bilin ki, çok büyük ihtimalle altında yeraltı şehirleri vardır. Malum kalelerin de amacı savunma yapmak.

Kaymaklı Yeraltı Şehri Nasıldır Peki?

Bu şehrin şu anda sadece 4 katı ziyarete açık. Aslında ise 8 katlı ve çok daha geniş olduğu söyleniyor. Göreceğiniz alan aslında buzdağının görünen yüzü diyebilirim. Oldukça eğimli, yer yer geçisin zor olduğu, aşağı-derin tüneller vasıtasıyla inip ulaştığınız odalara sahip. Girişte büyük bir koridor, ilk katta ahırlar, ikinci katta oturma odaları ve kilise, vaftizhane ile mezarlar, üçüncü ve dördüncü katlarda ise mutfak, şaraphaneler, erzak depoları bulunmakta. Ayrıca çok sayıda farklı tünel, ve iletişim amaçlı kullanılan minik delikler var.  Hem aydınlatma, hem de irili ufaklı tuzaklı garip şekilli çok fazla sayıda yapıdan dolayı hem mistik hem de eğlenceli bulduğumu söyleyebilirim bu mekanın. Hatta içerideyken, önünüze bir anda bir yerden başka birisi çıkabiliyor ve komik durumlar yaşanabiliyor.

Deliğini seç ve yoluna devam et!

Gerçekten de coğrafyanın elverdikleri kullanıldığında, iklime uygun barınaklar yapmak ne kadar da mümkün. Kayaç yapısından (kolay oyulabilir, yumuşak bir kayaç olan tüften) dolayı oluşan yapılar yaz-kış ılık olabilmiş. Üstelik klastrofobisi olmayanlar dışında, solunum yolu rahatsızlıkları olanların bile ben içerisinde zorlanacağını düşünmüyorum. Çünkü çok havadar. Hem su kuyusu olarak görev yapan hem de içeride ateş yakmaya bile elverecek kocaman(60-80 m. Uzunluğunda!) bacalar buna olanak veriyor. Bir mühendis olarak ben çok hayranlık uyandırıcı bulduğumu söyleyebilirim.

Bacaların yukarıya doğru (bu aşağı doğru çekilmiş fotoğrafı) baktığınızda da bir bu kadar yükselikliği var

Bir diğer mühendislik harikası, çok akıllıca bulduğum şey ise, ‘’sürgülü/burgu kapı’’. Savunma amaçlı yapılan, ağır ve çok fazla sayıda kişinin dışarıdan zorlukla oynatabileceği bu kocaman taşları oldukça akıllıca bulduğumu söyleyebilirim.  İnsanların yaşamak/ hayatta kalmak için geçmişten bu yana nasıl didindiğini görmek ilginç.

Yeraltı şehri ile alakalı toparlayacak olursak, buranın gerçekten de/aktif olarak kullanılan bir şehir olduğunu ve insanların günlük yaşamları için hemen her şeyi göz önünde bulundurularak yapıldığını söyleyebilirim.

Aydınlatmayı sağlamak için tünellerin duvarlarında kandil koymak için oyuklar da mevcut

Ki bu yer altı şehirlerinin sadece savunma maksatlı değil, yaşamak için kullanılduğu kanısında arkeologların çıkarımları da mevcut. Örneğin, fazla sayıda erzak deposunun bulunması, dini açıdan önemli kişileri gömmek için mezarların dahi bulunması,  bakır cevheri işlemek için andezit taşından yapılmış kırma-ezme çukurlarının olması bu şehrin (ve şehirlerin) aslında ne kadar ‘gerçek’ olduğunu, etkin şekilde kullanıldığını özetliyordur sanırım.

Sizi çaya bekliyorlarmış…

Hatırlatmada bulunayım bir de, şu yazımda yeterince eleştirdiğim balon turlarını ve fiyatlarını unutup, ay çatlayın, oh nasıl güzel manzarası var diye geçemez, ay şurayı da burayı da gördüm diyemezdim sadece. Benden ‘’ayy Aşşk Vadisi nasıl da romantiğk’’ dememi bekmezdiniz sanki… Burası farklı amaçlar taşıyan bir blog (son olarak havamızı atalım), unutmayalım.

Umarım, hem Kapadokya hakkında merak edilenleri basit bir şekilde özetleyebilmiş hem de Türkiye’nin sahip olduğu, unutulan bazı tarihi zenginlikleri ziyaret etmenize vesile olabilmişimdir. Hele de ilkbahar/sonbahar aylarında, hava ne sıcak ne soğuk iken mutlaka Kapadokya’yı ziyaret edin, gitmişken de Kaymaklı’ya uğramayı unutmayın derim!

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir