Trakai gezilirken göl kenarı ile yetinilmemeli

Trakai, Litvanya’nın başkenti Vinius’a  40 dakikalık bir mesafede bulunan şirin mi şirin minik bir şehir. Burayı özel kılan, Trakai deyince göze çarpan iki şey var: Birisi Galve Gölü çevresinde kurulu bu minik kasabavari şehrin sunduğu doğal güzellikler ikincisi ise burasının Litvanya’daki Karay Türkleri’nin çoğunluğunun yaşadığı yer olması. Bu nedenlerle de çanak antenlerin yakıştığı evlerinde de olduğu bu bence çok büyüleyici yeri iki temel başlıkta açmayı, biraz tarih yorumlamayı, sonlara doğru da ufak tefek başka ilginç-işe yarar bilgilerden de bahsetmeyi uygun buldum bu yazıda.

  • Trakai ve Doğası

Trakai doğayı, fotoğraf çekmeyi seviyorsanız veya çeşitli su sporlarından filan(kürek çekmek gibi) hoşlanıyorsanız tam size göre bir yer olacaktır. Doğanın korunmuşluğu, yeşilin her tonu, yapaylıktan uzaklığı ve gölün berraklığı ile bana Türkiye’de doğanın ne kadar hor kullanıldığını ve bilinçsizce kirletildiğini bir kez daha hatırlatmıştı ilk izlenim olarak.

Yukarıda da ismini verdiğim Galve Gölü ve etrafı Trakai Tarihi Ulusal Parkı’nı oluşturuyor. Litvanya doğal görsellikler sunmak açısından çok zengin bir ülke ve Trakai’daki milli park aslında Litvanya’daki en minik milli park. Yine de yarım günden fazla zaman ayırmanız gereken eşsiz bir güzelliğe sahip. Öyle ki, bu doğal park 1991’den bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde.

Bu arada belirtmeliyim ki, ikide bir küçük/minik gibi sıfatlarla nitelendirdiğime bakmayın, aslında biraz genel kanının verdiği ağız alışkanlığından. Özellikle de adada bulunan kalenin (Trakai Island Castle) ve tipik Trakai mimarisinin (çatı katı tek pencereli, altta iki pencere ile ortada kapı ya da genelde Karay Türkleri’ne ait, altta üç pencereli versiyonları olan evlerin) sıra sıra dizildiği sokak Karaimu ile göl kenarındaki kafelerin, hediyelik eşya standlarının bulunduğu taraflar dışına taşarsanız pek de küçük bir yer olmadığını iddia edebilirim.

Örneğin yukarıdaki fotoğraftaki sokakta Karay Türkler’ine ait etnografya müzesine ve Kenesa’ya (bir çeşit Sinagog) ulaşabilirsiniz. Tipik Trakai evleri ise bu şekilde. fakat bu klasik yapıdaki evlerin dışında daha büyük, tatlı tatlı bahçeleri olan, rengarenk başka evlere de rastlayabilirsiniz. Evler genel olarak çok dik çatılı (soğuk memleket, n’apsınlar), ahşap, büyüklü-küçüklü de olsa birbirini anımsatacak şekilde diyebilirim. Çoğunlukla da evlerin yan tarafında giriş için ayrıca bir çıkıntı var. Karay Türkleri’e ait Kenesa da evler gibi ahşap özellikler taşıyor ve çatısının ahşap olması itibariyle mimari açıdan nadir bir Sinagog hatta.

Gölün büyüklüğü için kıyaslama yapmanız açısından diyebilirim ki, Slovenya’daki Bled gölü filan buranın üçte biri büyüklükte ancaktır. (bu arada Bled hakkındaki yazıma şuradan ulaşabilirsiniz)

Trakai toplamda 21 adadan oluşuyor, bulunduğu bölgede başka göller de var fakat ulusal parkın bulunduğu gölün halk arasında perili olduğuna dair, pek çok sayıda aşk hikayesi ve mit var. Ki buraya ulaştığınızda eminim mevsim ne olursa olsun, burası size de masalsı gelecektir.  Buraya yerleşim ise 14. yy’da başlamış hatta burası farklı farklı zamanlarda çeşitli Litvanya Voyvodaları’nın (Prensliklerinin diyelim) egemenliğinde ülke başkenti bile olmuş.

Yukarıda da dediğim gibi, Trakai için genel olarak küçük denilmesi genellemesine de aslında çok takılmamak gerekiyor. Eğer,  gölün etrafını boylu boyunca yürümek isteyip, göl dışında biraz daha yerleşim yerlerine doğru dalarsanız, keşfedecek, fotoğraf çekebilecek çok sayıda sevimli manzara ile karşılaşabilirsiniz. Bu nedenle her ne kadar nüfusu 5000-6000 civarında da olsa, zamanınızı burada harcamak isterseniz sizi görsel açıdan sıkmayacak bir yer olacaktır. Bu nedenle, yolunuz Litvanya’ya düşerse (sanki  Sultanahmet, nasıl düşecek dediğinizi duyar gibiyim, yani Baltık taraflarına bir gezi fırsatınız olursa/planlarsanız demek istiyorum) mutlaka Trakai’de uğramayı ihmal etmeyin.

Bu sırada da yukarıda bahsettiğim kale ve müzesini, Karay Türkleri’ne ait etnografya müzesini (aşağıda geliyorum Karay Türkleri’ne) , St. Mary Kilisesini (yazının en altındaki fotoğrafta), Rus işgali zamanından kalan(bence çok inanılmaz olmayan, aşağıdaki fotoğrafta) Ortodoks Katedrali’ni görmeyi ve gölden biraz daha uzakta-içlere dalarak bol bol ev dikizlemeyi ihmal etmeyin derim.

 Trakai ve Karay Türkleri

Trakai’da 2000 kadar Karay Türkü yaşıyor ve Musevilik’in Karaim mezhebine ait inanca sahipler. Ne yazık ki günümüzde Karaylar, dilleri ve kültürleri neredeyse yok olmak üzere çünkü sayıları dünya genelinde oldukça az ve dağınık coğrafyalarda yaşıyorlar.

Türkiye laik bir ülke (?) olmasına rağmen nüfus cüzdanlarımızda hangi dine mensup olduğumuz yazıyor malumunuz. Şimdiye kadar bu meseleyi garip bulan bir ben de değilim çünkü çoğu ülkede (bazı diktatörlük dışında) böyle bir uygulama yok.  Biraz dünyaya açılan, herhangi bir milletten bir insana bundan bahsederseniz de zaten duruma nedenlerle ve sorularla birlikte gülebilir. Burada gelip, hayatta sıralayacağım nedenleri düşünmek on saniyeliğine bile aklından geçmeyecek insanlarla pek tartışma niyetim yok. Bu nedenle, önce sadece birkaç hatırlatmada bulunup,  öyle devam etmek istiyorum.

Ben bu sitede olabildiğince şovenizm, ırkçılık, cinsiyetçilik gibi aşırı kavramların karşısında duruyorum ve genelde sorgulayacak- düşündüklerimi de belirtmekten çekinmeyecek şekilde davranıyorum. Çoğu şeye eleştirel yaklaşmam ve mantığını sorgulamam bazen algı sorunu olan ya da kendini bir takım ‘grup’lara ait hissetmek isteyen  insanlara rahatsızlık verebilir. Söylediğim çoğu şey demek değil ki benim siyasi görüşüm şu-bu ondan böyle diyorum ya da ben Türkiye’de doğmuş olmayı inkar ediyorum, bir şeylere özeniyorum vs.(Oysa sadece Türkiye ile ilgili değil, pek çok başka şeyi de eleştiriyorum)  Zaman zaman garip anlamlar çıkarıp, oldukça fantastik bağlantılar kuran insanlar ülkemizde bol bol mevcut. O nedenle devam etmeden çok ciddi şekilde uyarıyorum:  burası benim çöplüğüm ve dili çok sivri bir insanımdır, mantık sınırları dışında yaklaşırsanız yazdıklarımda ve fark edersem sizi üzerim çocuklar! Şimdi ortam bir anda gerildi. Yine de o kadar da rahatsız etmeyeceğim ya sakin olun 😀 Sadece her ihtimale karşı, tarih içeren yazılarımda özümseyerek anlatmaya çalıştığım bağlantılara geçmeden önce, bu yazıda özellikle uyarayım istedim.

Karay Türkleri’ne gelirsek… Karay Türkleri tarihte Museviliği kabul etmiş tek Türk topluluğu diyebiliriz. Malum Türkler Orta Asya’da Şamanizm inancına sahiptiler ve daha sonra çeşitli kültürlerle etkileşimleriyle farklı inanç biçimlerini, dinleri de benimsemişlerdir. Örneğin; Avarlar’ın çoğunlukla Hıristiyan (Hristiyan değil, doğru yazın şunu ne olur!) olması, Uygurlar’ın önceleri  Mani Dini’ni benimsemesi gibi Türk topluluklarının dinleri bazen devlet etkisiyle kimi zaman da devletten bağımsız olarak da şekillenmiştir.

Şu an Türk denilince bunun İslam ile bağdaştırılması Avrupa’da çoğu insanın Türkiye’de Latin Alfabesi  yerine Arap Alfabesi kullanıldığını sanması kadar şaşırtıcı olması gereken bir durum bana göre. Çünkü Türkler 8.yy da Talas Savaşı ile büyük kitleler halinde İslamiyet’e geçmiştir  ve o dönemde İslamiyet tam olarak Arap kültürünün çok büyük etkisi altındaydı, Türkler’in ise ‘default’ (önceden tanımlı) dini İslam değildi. Yani diyorum ki Karaylar’ın Musevi oluşuna uzaydan gelen bir bilgi gibi büyük tepkiler vermemek gerekir.

Karaylar tam olarak kimdir, nasıl Musevi olmuştur  ve Litvanya’ya kadar nasıl gitmişler diye sorabilirsiniz. Gelelim sebeplerine…

Aslında bunun cevabını biliyorsunuz çünkü Türkiye’de ilkokul-ortaokul-lise eğitiminden birini aldıysanız, defalarca bol bol ezberletilmeye çalışılmıştı (öğretildi mi bilemiyorum).  Kavimler Göçü’nü hatırladık mı? Avrupa’nın yapısını oluşturan, Batı ve Doğu’nun kaynaşmasını ve yeni toplulukların-milletlerin doğmasını sağlayan, Hunlar ile Romalılar’ın kaynaşması ile 4. yy’da başlayıp 800’lere kadar devam eden büyük yer değişimi… Bunda en etkili olan başlıca sebepler ise o dönemlerde yaşanan yoğun fetihler ve savaşlar (Arap fetihleri, Moğol istilaları gibi insanları göç etmeye zorlayan sebepler…)

Karaylar aslında Museviliği devlet dini olarak benimseyen tek Türk devleti olan Hazarlar’ın mirasçısı. Hazarlar tam olarak Kavimler Göçü ile şekillenmiş bir topluluk diye bir çıkarımda bulunabilirim aslında. Çünkü 7. Yy’da  Göktürkler’in yıkılması ile Hazar Denizi’nin kuzeyi  diye özetleyebileceğim bir bölgede devlet kurabilmişler. Daha sonra ise hoşgörüşülü ve ılımlı politikalarından dolayı Avrupa’da tutunmakta zorluk yaşayan  çoğu Musevi topraklarına yerleşmiş. Zamanla da Hazarlar önce Musevilik daha sonra Hıristiyanlık, İslam ile tanışmış; dilleri Türkçe’nin üzerine İbranice ve Slav dillerinden etkilenmiş. Daha sonra da Kafkaslar, Kırım gibi coğrafyalarda yaşayan bu insanların Slavlar ve Kuzey Avrupa halkları ile karşılaşması ve yoğun etkileşim yaşaması kaçınılmaz olmuş. (zaten 10.yy’da  Hazarlar yıkılıyor, bölgede kalan halk ise tarih boyunca farklı egemenliklere giriyor)

14. yy’a gelindiğinde ise başkent Vilnius’ta da ismine rastlayacağınız Gediminas isimli lider, Trakai’ı çok beğenmiş ve burayı Litvanya Prensliği’nin başkenti yapmaya karar vermiş. Kırım’daki bir savaştan insanları toplayıp Litana’ya yanında getirmiş ve pek çok göçmeni de buraya yerleştirmiş. Yani 14.yy’dan beri Karaylar, bulundukları asıl topraklardan daha kuzeye bu şekilde taşınmışlar hatta Trakai’ın da ilk yerleşenler olmuşlar.

Karaylar günümüzde dünyanın pek çok yerinde özellikle de Litvanya, Polonya,Ukrayna gibi, çoğunluğu eski Sovyet coğrafyasına ait bölgelerde varlıklarını dağınık topluluklar şeklinde sürdüyüyorlar. Zaten en çok bu nedenle ve inançları gereği başka topluluklar ile evlilik yapmamaları nedeniyle topluluklarının nüfusu büyüyemiyor sanırım.  O kadar dağınıklar ki, en kalabalık olarak varlıklarını sürdürdükleri ülke günümüzde Litvanya ki toplam sayıları 5000 kadar! 2000 kişilik bir topluluk olarak da Trakai’dekiler en büyük topluluğu oluşturuyor. Günümüzde ise Karaylar’dan kendi dillerini konuşabilen-bilenlerin sayısının tüm dünyada sadece 5000 kadar olduğu tahmin ediliyormuş. Bu nedenle de Karaylar’ın konuştuğu dil Litvanya’da saygı duyuluyor ve korunuyormuş… (korunabilmiş hali bu) Bir önceki cümlede bahsettiğim nedenden ötürü de, Trakai’de karşınıza çıkan bazı yazılara dikkatli bakarsanız Türkçe’ye aslında ne kadar benzediğini ve anlayabildiğinizi fark edeceksiniz.

  Trakai’da ne yemeli?

Bu kadar yoğun tarih bilgisinden sonra son olarak notum da giderseniz, ‘Kıbın’ adlı börek benzeri Karay lezzetini tatmanız. İçerisinden et, peynir ya da patates gibi farklı malzemeler olabiliyor. Hatta bu hamur-işi; domuz eti,patates, lahana ve pancardan nasibini fazlasıyla almış Litvanya mutfağının sayılı sahip olduğu zenginliklerden(diğer yemeklerden prensip ve içindekiler açısından aşırı farklı olmamasıyla birlikte) ve Litvanya’da ne yenir diye araştırırsanız da karşınıza sıklıkla çıkacaklardan. Şekil ve lezzet olarak, daha önce denediyseniz bi’ Leh veya Tatar yemeklerini hatırlatıyor değil mi? Tıpkı yukarıda bahsettiğim coğrafi ve kültürel etkileşim gibi… Bu arada Kıbın’ı göl etrafındaki Karay restoranı yazan yerlerde, Kybynlar Restoranı’nda (illa buraya gitmeniz şart değil) bulabileceğiniz gibi, buna sokakta da rastlayabilirsiniz.

Trakai’a nasıl gidilir?

Litvanya’nın başkenti Vilnius’tan yaz aylarında neredeyse 15 dakida bir dolmuş-otobüs gibi ulaşım araçları var. Yolculuk 40 dakikadan az sürüyor ve tek yönde 2 euro. Aynı şekilde gerçekten/çoğunlukla Litvanyalılar’ın(Rus etkisinin olmadığı) yaşadığı şehir Kaunas’a da benzer bir uzaklıkta. Ben Kaunas’tan değil Vilnius’tan gitmiştim.

Gitmek için daha önce yer ayırtmanıza gerek yok. Otobüs terminaline gidip Trakai yazılı bir ulaşım aracına atlamanız yeterli. Trakai’e ulaştığınızda eski şehre ulaşmak için terminalin sağ tarafında, evlerin bulunduğu sokaktan 3 km kadar yürümeniz gerekiyor. Nispeten daha kalabalık olan ve kalenin, göl kenarında kafelerin, turist bilgilendirme ofisinin, Karaimu sokağının olduğu yer burası oluyor. Ama benim tavsiyem buraya daha dolambaçlı yollarla ulaşıp bol bol fotoğraf çekecek mekan kollanamanız ve doğanın gitmişken tadını çıkarmanız. Litvanya’nın başkenti Vilnius hakkındaki yazıma da şuradan ulaşabilirsiniz

Baltık Ülkeleri’nde daha başka neler var, ne yenilir ne içilir, insanları nasıldır, bu ülkelerde başka nerelere gidilir, ne kadar bütçe ayırmalı, sen ne harcadın gibi aklınıza gelen/gelebilecek tüm soruları topladığım bir yazım var şuraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Baltık’ın başkentlerinin de gezi notları var mı derseniz:

Litvanya’nın başkenti Vilnius rehberi için şuraya

Estonya’nın başkenti Tallinn rehberi için şuraya

Letonya’nın başkenti Riga rehberine için şuraya

Finlandiya tarihi ve Helsinki notları için de şuna bi’ bakmaya o zaman…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir