Dunyanin en pahali sehirlerinde nasil ayakta kalinir

Gitmeden belki neyin ne kadar pahalı olduğunu bilmek isteyeceğiniz şimdiye kadar gördüğüm en pahalı 10 şehrin listesini bu yazıda bulabilirsiniz. Aynı zamanda pahalı bulduğunuz şehirleri ziyaret ettiğinizde ne gibi tasarruflar yapabilirsiniz, bunu nasıl yapabilirsiniz belki size bir fikir verir diyerek bu yazıyı hazırladım.

Fiyatları gördüğünüzde yer yer kalbiniz sıkışabilir. Sıraya kalp krizi geçirme riski oranına göre başlıyorum ve düşükten yükseğe doğru sıralayacağım. Önce alıştıralım, birden en pahalı söyleyip şok etkisi en baştan yaratmayayım…

1) Venedik (İtalya) O masum ve cici görünümün bedeli elbette var!

Kural 1: Gördüğünüz her 10 kişiden 7’si bir yere gitmişse veya gitmek istiyorsa bu her şey mükemmel olmayacak demektir.
Durum Venedik’te tam olarak bu… Turistin biri gidip biri geliyor, tam bir curcuna ve cidden de o inanılmaz romantik ama kanal kokulu havasını solumak o kadar da kolay değil. Venedik’te bir yerde konaklamak için çok önceden yer ayırtmanız gerekiyor, aksi taktirde özellikle temmuz-ağustos aylarında, yani Kuzey Yarımküre’de çoğu ülkede okulların kapalı olduğu tatil döneminde mümkün değil yer bulamazsınız. Fakat sanmayın ki önceden yerinizi ayırtırsanız ‘erken rezervasyon fırsatı’ filan yakalayacaksınız. Hayır dostum burası Venedik ve burada ağlarsan yerine gelecek turist çok!

Venedik’te güne başladınız ve minnoş bir kafede cuppuccino için bir kruvasan yiyeyim ardından şöyle eşe dosta hediyelik maske, magnet vs bakayım, sonra bir güzel de hazır yerindeyken İtalyan gelatosu yiyeyim, akşama doğru biraz atıştırmalık, akşama da deniz ürünü ya da pizza yerim, bu sırada San Marco’ya şöyle tepeden de bir bakayım, bir güzel de gondol sefası yapayım, ertesi gün de Murano Adası’na gideyim derseniz geçmiş olsun, kişibaşı 200-400 Euro’yu  ( ortalama-normal bir turist gibi davranırsanız) günlük harcama olarak gözden çıkarmanız lazım. O zaman ne yapıyoruz… Öyle beş yaşındaki çocuklar gibi her gördüğümüzü her dakika istemiyoruz, gerekirse marketten sandviçle idare ediyoruz, gidip sivrisineği bol bir hostelde kalıp illa da kanalda eski Venedik tipi butik otellerde (hatta sıradan bir otelde bile mümkünse) kalayım demiyoruz en basitinden…

Ayrıca, Venedik gibi yerlerde konaklamak için tarihten ve kanallardan biraz uzaklaşarak alternatif olarak bedava servisleri olan kamp alanlarını da tercih edebilirsiniz. Çok farklı seçenekler de var üstelik. Kendi çadırınızı kurabileceğiniz gibi uygun bir fiyata oldukça geniş, içinde yatakları filan olan bir çadır da kiralayabilirsiniz. Her ülkede çadırda kalmak istemezsiniz belki ama ekstra tasarruf yapmak istiyorsanız bazen konforunuzu biraz daha bozabilirsiniz, bozamaz mısınız? O zaman tasarruflar sayesinde başka şehir ya da ülke görmek zorunda değilsiniz…

2) Singapur ( Singapur Cumhuriyeti) Küçük ama fiyatları ile etkili minnoş ülke

Singapur ülkeye adım attığınızdan itibaren sizi şaşırtacak ve sanki başka bir gezegendeymişsiniz izlemi yaratacak bir ülke-şehir. Taa ki göçmen mahallelerini görene kadar… Her şeyin fazlasıyla pahalı olduğu “küçücük ülke ya ne bileyim pahalıysa gitmeyelim madem” diyeceğiniz Singapur’a gitmek için aslında çok fazla neden var. İnsanüstü mimari yapılar, egzotik- yapay parkları, Universal Stüdyoları, mükemmel metro ağı ve şehir merkezinden biraz uzaklaştığınızda inanamayacağınız ve Asya’da olduğunuzu size hatırlatan Botanik Bahçesi ile Singapur görülmeyi kesinlikle hak ediyor. Hatta öncelikle Asya’da nereleri görmeli yazısına bunlar ve pek çok neden yüzünden Singapur’u da eklemiştim şu yazımda.
Singapur’da farklı etnik kökenlerden çok fazla göçmen var bu nedenle en azından uygun fiyatlı bulabileceğiniz bir şey varsa o da gerçekten iyi kalitedeki sokak yemeği, üstelik dünyanın neresinden lezzet ararsanız hepsinden var!

Fakat yemek nispeten uygun fiyatlı dedik diye konaklamanın, pek çok yapay eğlencenin fiyatının oldukça ‘uçuk’ olduğunu da tekrar hatırlatmam gerekiyor. Ben öyle bir hafta-10 günlük bir tatil planlamayın derim.  Ki zaten Singapur’da bulabileceğiniz eğlencenin alasını aslında pek çok Asya ülkesinden bulabilirsiniz. Singapur’u aslında diğer Asya Ülkeleri’ne ziyaret ederken bir durak noktası olarak kullanın derim ben. Yani hem yeni bir ülke görmüş olun, az çok Singapur neye benzer fikir edinin, hem de dünyanın en müthiş havaalanı Changi (ayrı bir yazı ile anlatılabilir, o kadar müthiş) ve düşük bütçeli hava yollarının tadını çıkarın. Çünkü Asya’daki pek çok düşük bütçeli havayolları ( Scoot, Air Asia gibi) Singapur ve Malezya üzerinden diğer destinasyonlara dağılıyor. Örneğin Türkiye’den Kamboçya’ya 800 USD’ye uçmak yerine Singapur’a 400 USD’ye bile bilet bulabilirsiniz ve düşük bütçeli hava yollarından biletinizi önceden alarak 20-50 USD’ye Asya’nın neredeyse tamamına ve işte haliyle Kamboçya’ya da bilet bulabilirsiniz. Nasıl ama bu fikir, bir taşta iki kuş 😉 Uzak Doğu’ya gitme hakkınız varsa ve zamanınız bir haftadan fazlaysa ben olsam sadece Singapur’u görmeye gitmem yani.

Sahi bir de elektronik alacaksanız bu tatili aslında bir avantaja bile çevirebilirsiniz. Fiyatlarda çok fazla oynama beklemeyin fakat yine de tasarruf etmek mümkün, en azında aradığınız elektronik yeni bir modelse ve Singapur’da yeni çıkmışsa bilin ki Türkiye’ye gelmesine 1 yıldan fazla var. Demem o ki, pahalı bir ülkeye gidiyorsanız, o ülkeden uygun fiyatlı-ihtiyacınız olan (gerekli gereksiz alışveriş değil ama!) şeyleri karşılayın, tek amacınızı o ülkeyi görmek yapmayın ve böylelikle ortalama size maliyetini düşündüğünüzde size batmayacak şekilde tasarruf etmenin bir yolunu bulun. Singapur’u başka bir ülkeye geçmek için kullanmak, Singapur’dan elektronik almak gibi…

3) Tokyo ( Japonya) Yani… Japonya olmadan böyle bir liste tamamlanamazdı tahmin edersiniz ki

Her şeyin milli üretim olduğu, fazlasıyla çalışkan ve dürüst insanların bulunduğu bir ülkeden bahsediyoruz… Bu durumda Japonya’nın kalkınması ve haliyle fiyatların da o minik evlere ateş salar cinsten olması kaçınılmaz.
Japonya’nın pahalılığı hakkında çok fazla şey duymuş olabilirsiniz. Fakat iyi bi’ şey söyleyim size: ‘’arkanıza yaslanın ve o kadar da gerilmeyin, abartıldığı kadar değil!’’. Örneğin yemek konusunda oldukça fazla seçenek var ve yemek işini abartıp-abartmamak sizin elinizde en azından.

Japonya’da masraftan kaçınmak için hediyeliklerden genel anlamda uzak durmanız gerekiyor. Özellikle de bazı ülkeler hediyelik konusunda aklınızı çelebilir, Japonya’da bunlardan biri! Oldukça minimal dizaynları ve şık sunumları ile pek çok şey gel beni al diyebilir size ama tasarruflu gezmek istiyorsanuz ufak tefek gibi görünen şeylerden bile uzak durmanız gerek!
Japonya’nın genelinin hediyeliklerden uzak durduğunuzda aslında aşırı pahalı olduğunu söyleyemem bu nedenle bu listede sadece başkent Tokyo var. Tokyo’yu ise pahalı kılan en önemli şey ulaşım! Ulaşım Japonya genelinde en pahalı olan ve insanı gerçekten de çok düşündüren, üstelik bir yerleri ziyaret etmek istiyorsanız şurada da (çok gezebilmek üzerine yazmıştım) hep vurguladığım gibi kaçınamayacağınız bir masraf. Fakat Shinkansen’i (en hızlı trenleri) kullanmak zorunda değilsiniz, ulaşımda kendinize alternatifler yaratabilirsiniz, ki Japonlar’ın çoğu da bazı hızlı trenleri şurada da bahsettiğim pintilik özelliklerinden dolayı kullanmıyor. Tokyo’ya gelirsek… Asya’daki en pahalı toplu taşıma ağına sahip şehirlerden biri ve ne yazık ki metro-tren bir şekilde kullanmak zorundasınız. Nispeten ucuz konaklama için ise şehir merkezinden biraz uzaklaşıp Kita Bölgesi gibi yerlerde kalabilirsiniz. Fakat konaklayacağınız yerleri lokal tren değil de sadece metro ağı ile ulaşım sağlayabileceğiniz bir yer seçerseniz ve günlük metro bileti alıp, gününüzün yarısını yerin altında geçirmeye hazırsanız o kadar da sizi yıldıramazlar! Şu kalabalığın metroya tıkışmaya çalışırkenki hali bile…

(Aman işe gidiş- işten çıkış saatlerine dikkat edip kendinizi planlayın) Ama gezebilmek adına bazen rezilliği de göze almalı….

4) Hong Kong ( Çin’e Bağlı Özel Yönetim Bölgesi) Hem hoş hem de nahoş durumların adresi

Hong Kong’u nasıl özetlersin deseler sadece KAOS derdim sanırım. İnanılmaz manzaralar sunan bu minik ülkeye gitmek için yine pek çok neden var. Onu da şurada anlatmıştım. Fakat zaman zaman Çinliler’in suratsızlığı, sokak aralarının fazla pisliği, ne bulsalar yeme huylarını gözlemek size bu ne ya paramla rezil oluyorum dedirtebilir.

Tıpkı Singapur ve Malezya gibi Hong Kong da havayolu ulaşımı açısından önemli bir ülke. Ben Yeni Zelanda’ya daha uyguna uçabilmek için ikinci kez Hong Kong’a bu sene (aralık 2017’de) gittim ve bende ilk kez gittiğimdeki ‘olumlu’ izlenimi bu sefer yaratamadı diyebilirim. Yani tadında bırakılması gereken bir ülke. Hong Kong için genel olarak düşüncem Singapur ile aynı. Bence 1 haftadan fazla kalınmaz, gitmişken Macau’ya da uğramalı, Lantau Adası’nı da ziyaret etmelisiniz ve mümkünse haşir neşirligi fazla abartmadan ayrılmalısınız.  (Ama nedense giden bir şekilde bir daha gidiyor bu ülkeye …)

Konaklama olarak fiyat-performans açısından görüp görebileceğiniz en kötü seçenekler dünya üzerinde Hong Kong’ta olabilir. Misafirperverlikten üstelik gram anlamadıklarını ve bunu pek de önemsemediklerini de söyleyebilirim. Dikkat etmeniz gereken bir şey var, o da ortalama olarak başka bir ülkede konakladığınız fiyata Hong Kong’ta da bir yer bulursanız durup düşünmeniz gerekiyor. Geceliği kişi başı 30-40 USD olan bir oda bile(!) hareket edemeyeceğiniz kadar küçük olabilir ya da hiç penceresi olmayabilir. Hong Kong’ta kalacaksanız her şeyinizi çok önceden ayarlayın (özellikle konaklamada) ve kesinlikle ayrıntıları okuma alışkanlığı edinin derim yoksa sonradan size çok fazla ‘ekstra’ çıkabilir. Biz Türkler uyanığız malum ama emin olun Çinliler bizden de uyanık, her şeyin alternatifi var önceden iyi düşünüp size sunulan ilk şeye kesinlikle atlamamanız gerekiyor. Eğer bir şey alacaksanız gece pazarlarından filan da size söylenen fiyatın üçte birini teklif edip ısrar ve yorulmaya hazır olun. Kaosa hoş geldiniz… Kısacası başka bir ülkeye uçacak olmak ya da elektroniğe ihtiyacı olup gitmişken almak için Hong Kong kesinlikle iyi bir seçenek tıpkı Singapur gibi!

5) Luxembourg ( Lüksemburg Büyük Dükalığı) Refahtan gözleriniz kamaşabilir…

Hayata bak dedirten ve tek kelimeyle insanın ağzını açık bırakan bir ‘ülkecik’ Lüksemburg. Eğer Hollanda’ya veya Belçika’ya gitmişseniz ve pahalı bulmuşsanız diyebilirim ki Benelux’un en pahalısı asıl siz bir de Lüksemburg’u görün. İnsanların doğuştan en az 3 dil bildiği, sokakta değeri 200 bin Euro filan olan bir araba görmenin sıradan olduğu bir yerde bilmem başka herhangi bir şeyin fiyatından bahsetmeme gerek var mı? Tavsiyem günübirlik olarak sabah erken saatlerde gidip, hava kararmaya yakın da ayrılıp çevresindeki herhangi bir ülkeye sığınmanız.

6) New York ( ABD) Çok şaşırmadınız sanırım…

Giderek söyleyecek sözüm azalıyor. Pek alternatif sunamayacağım açıkçası. Benim avantajım Amerikalı bir arkadaşımın Manhattan’ın göbeğinde evinin olmasıydı. En iyisi mi New York’ta yaşayan bir arkadaş edinin ziyaret etmeden derim, yoksa tasarruf yapayım derken Brooklyn’de ya da Çin Mahallesi civarında bir yerde konaklayıp tahtakurularına yem olabilirsiniz. Hele bir de müzikale gitmek, Soho’da yemek gibi dertleriniz varsa zaten tasarruftan filan boşuna söz etmeme gerek yok. Artık, bir öbek parayı gözden çıkarmanız gerekiyor, hele de arkadaş torpiliniz yoksa… Bir de burada tercihler devreye giriyor, mesela ben Soho’da yemedim hiç, gidip Italyan Sokağı civarını ve Çinliler’in Hintliler’in yemeklerinj tercih ederim derseniz aşırı da korkmayın öyle. Yaşasın göçmenler….

7) Kopenhag ( Danimarka) Nordik ülkelerin bile bence en pahalısı, gerisini siz düşünün…

İzlanda dışında tüm Nordik ülkeleri (Norveç, İsveç ve Finlandiya) görmüş biri olarak diyebilirim ki şimdiye kadar aralarında en pahalı bulduğum kesinlikle Danimarka idi. Bu nedenle size sadece Kopenhag rehberi değil, Kopenhag’ta hayatta kalabilmek temalı bir dizi açıklama da içeren şu rehberi hazırlamıştım.

Bu tatlı ve de pahalı şehir kesinlikle görülmeyi hak ediyor ve İsveç’in başkenti Stockholm ile yarışacak güzellikte. Uygun fiyatlı diyebileceğim ne yazık ki hiçbir şey yok, üstelik alternatif de yok. Ulaşım, müze-galeri, konaklama, yemek ve aklınıza artık ne geliyorsa Türkiye’deki fiyatının Türk Lirası kısmını kaldırıp yerine Euro getirin! Üstelik ulaşım meselesinde Türk Lirası yerine Euro düşünmekle kalmayıp, iki ile çarpın derim. Bir de paranızı Danimarka Kronu’na çevirirken çok fazla kesinti olacağını da hesaba katın, artık gerisini siz düşünün…

8) Zurich/ Zürih ( İsviçre) Masalsı güzel mimariye çok da kapılmadan şöyle bi’ bakıp çıkın derim.

Sözlerim yine kifayetsiz kalıyor… Bir daha Zurich’e gider misin deseler net hayır derim. Yanlış anlaşılmasın kesinlikle harika bir şehir fakat insanda ufaktan bir ağlama hissiyatı yaratıyor. Zurich’te yaşayan/yaşayabilen bir kişi için dünyanın küçümsenecek şekilde ucuz olduğunu düşünmeden hala geçemiyorum.

9) Auckland ( Yeni Zelanda) Gel vatandaş yeşilliğe gel, maydonozun demeti sadece iki buçuğa!

Auckland Yeni Zelanda’nın en kalabalık (1.3 Milyon, kalabalık dediysek öyle şey de sanmayın 😀 ) ve endüstriyel şehri, yani başkent değil. Dünyada ise Zürih ve Viyana’dan sonraki en yaşanılabilir şehir. Kısaca, ne ararsanız fazlasıyla var. Çok fazla sayıda göçmen var, dünyanın en güzel yemekleri kesinlikle bu şehirde ve herkes oldukça barışçıl şekilde hep beraber yaşıyor gidiyor… Kısaca refah harika bir şey. Bedava sosyal etkinlikler çok fazla,Yeni Zelanda başlıbaşına bir doğa harikası zaten, fakat burayı ziyaret etmek her yönden pek kolay degil. Ki dünyanın her yerine çok uzak olduğundan uçak bileti fiyatları da uçuk….En yakın ülkeler Fiji, Avustralya filan 😀 Ki en az 4 saat bir uçak yolculuğu yapmanız gerekiyor buralara bile.

Yine de…. Şimdiye kadar gördüğüm en yaşanılabilir şehir evet kesinlikle Auckland ve onca yolu tepmeye değer bir ülke Yeni Zelanda. Fakat yaşamaktan kastım gelip burada gerçekten yaşıyor olmak yoksa bir Amerikalı ya da Avustralyalı turisti bile pahalılıyla Auckland ağlatabilir diyebilirim Auckland için özetle.

Örneğin bir paket kötü makarna 2 Yeni Zelanda Doları (NZD), patatesin kilosu 3.5 NZD, bir biberin tanesi 2.5 NZD filan… Gelip burada menemen yemeye ya da zeytinyağlı biber dolması yapmaya kalkarsanız maliyeti hesaplayamayacağım kadar fazla anlayacağınız. Öğrenci yemeği dediğiniz şeyler Türkiye’de buradaki en pahalı şeylerden 😀 pahalılıkla nasıl başa çıkılır derseniz şöyle özetleyeyim: turist olmamanız gerekiyor. Eğer, Auckland’ta haftada 20-25 saat çalışacak bir işiniz varsa bile bu ülkede ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. İşte tam da bu nedenle yaşanılabilir bir şehir…

10) Makao (Çin Makau Özel Yönetim Bölgesi) ve ‘’10 points goes to Macau’’ çünkü ağlarsınız

Burası Doğu’nun Las Vegas’ı kısacası… Ülkeye girerken paranız cidden var mı yok mu kalacağınız günleri kurtaracak kadar ona bile bakılıyor. Macau’yu daha da açacağım ileride fakat daha önce blogta zaten bahsetmiştim ne gibi şeylerin sizi şaşırtabileceği konusunda.
Hayatım boyunca bir arada görüp görebileceğim en lüks yerin Macau’da olduğunu düşünüyorum. Ne kadar lüks olabilir ki diye sorarsanız, vitrinlerde altın oyun kartlarının, zarları bu kadar çok başka yerlerde sıradanca görebilir misiniz bilmiyorum. Veya… Dilek dilemek için insanların bozuk para attığı minik fıskiyelerin yerine kocaman havuzlar düşünün ve içinde bozuk para değil kağıt paralar olduğunu… Öyle bir yer yani…

Eğer kumarhanelerden birine girip, nasıl hayatlar olduğuna şöyle en azından bi’ uzaktan bakmak isterseniz, masaların üzerinde yazan ve ortada dönen paranın miktarını matematiğiniz iyi olsa da idrak edemeyebilirsiniz.
Macau’da her şey çok lüks ve pahalı olduğundan buraya sadece günübirlik gitmeniz (çünkü konaklama en az 60 USD’den filan başlıyor) ve daha sonra feribotla Hong Kong’a geçmeniz gerekiyor (ki yukarıda pahalı olarak saydığım Hong Kong bile ucuz kalıyor şu durumda yani düşünün…) . Ayrıca büyük oteller zaman geçirmenizi ve mağazalarında bir şeyler almanızı istediği için şehrin pek çok yerine/yerinden ücretsiz servisler kaldırıyor. Yani, Macau’ya gidip, servislere atlayıp Macau’yu gezip, cebinizde akrep varmış gibi davranıp akşama da tıpış tıpış Hong Kong’un yolunu tutarsanız bu lükse uzaktan şöyle bi’ bakıp pahalılığı hissetmeden teğet geçebilirsiniz. Gördükleriniz zaten rüya gibi gelecek bence. Böyle bir dünya var mı, nasıl var, bazı insanlar parayı nasıl kazanıyor ve harcayabiliyor kolayca hala düşünmeden edemiyorum ve Macau bana hala gerçek değilmiş gibi geliyor.

Sizin gördüğünüz en pahalı şehir neresiydi, var mı ötesi? Peki genelde uygun fiyatlı ama şu şuradan asla alınmaz dediğiniz ürünler/hizmetler var mı bir şehirde? Nerelerde nasıl tasarruf yaparsınız anlatın örnekleri bilelim derim….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir