Seul kalabalık bunu herkes biliyor, tamam ama sizce nüfus kaç?

Öcelikle Güney Kore nüfusunun yarısı Seul’de yaşıyor, bunu biliyor muydunuz? Peki Güney Kore’nin nüfusu ne kadar ki derseniz öyle az buz da değil derim; tam 52 milyon! Dünya üzerinde bu kadar çok Koreli’ye rastlamanız bir tesadübaf değil, nüfusları bizim kadar olmasa da kalabalık yani… Yani Seul’de toplamda 26 milyon kadar insan yaşıyor, üstelik 11 milyondan fazla kişinin yaşam alanı ise şehir merkezi içinde kalıyor.

Bu özelliği ile Güney Kore’nin başkenti dünyanın en kalabalık 13.şehri! Ayrıca, öyle kalabalık dedik diye de korkmayın-acımayın-sorun var da sanmayın… Planlı, düzenli, gayet uygun altyapılı pekçok şey de (fakat her şey değil!) Seul dünya üzerinde yaşamın en pahalı olduğu 6.şehir olmasına rağmen, Asya’da refahın ve yaşam standartlarının en yüksek olduğu 2.şehir onu da ekleyeyim sonra alttaki fotoğrafa bakarak yargılamayın yine de.

Seul’ü sevmedim diyenlere sakın inanmayın. Sevecekseniz, o kadar!

Güney Kore hakkında hazırladığım diğer bir yazımda da bahsettiğim gibi, Seul’de ne ararsanız var. Eğer gidenlerden hayal kırıklığına uğradık diyenler duymuşsanız buna pek kulak vermeyin, onlar nereleri gezmeleri gerektiğini bilememiştir diyorum. Bu nedenle emin bir şekilde diyebilirim ki Seul gerçekten de ziyaret edilmesi gereken ve bunu hak eden bir şehir.

Aradığınız her ne ise kesinlikle Seul’de var. Geleneksel şeyler mi, doğa mı,  çarşı pazar mı, moda mı, yemek mi, sanat mı; ne aramıştınız?  Yoksa anime, teknoloji, sokak yemeği, yaratıcı hediyelikler mi ararsınız, aklınızı bile yitirebilirsiniz ıvır zıvırın, müthiş tüketim-reklam fikirleri, oldukça yaratıcı fikirlerle dolu kafeler, geleneksel veya şık restoranlar (artık hangisini arıyorsanız), kozmetik ve çeşitli yemek kokuların içinde… güvenle kaybolabilirsiniz. Siz ne hayal ediyorsanız, elbet bir yerlerinde bir şekilde ondan daha fazlasıyla bile var Seul’de emin olun!

Mesela gökdelenlerin arasından sıyrılıp bir anda kendinizi şu manzaranın içinde bulduğunuzu bir düşünün…

 Ve.. üç ve ‘ki ve oppa Gangnam Style! (vee şarkıyı içinizden söylemeye başladınız… İyi de nedir/kimdir bu Gangnam biliyor musunuz?)

Uzatmadan söyleyeyeim baştan, Seul’ün ortasından geçen Han nehrinin Güneyi’nde kalan ve şehrin güneyinin büyük bölgelerinden biri oluyor Gangnam-gu bölgesi aslında. Seul’deki en büyük 3.bölge olan ve nüfusun beşte birinin yaşadığı bu bölge Seul’ün en endüstriyel bölgesi. Fakat o kadar büyük ki içinde tarihi yapılar mı ararsınız lüks restoranlar mı, moda mı, dünyaca ünlü pek çok firmanın ofislerine/binalarını mı, işte onlar hep burada. Somutlaştırmak gerekirse Gangnam’ı İstanbul’un  Nişantaşı-Bebek-Maslak-Cihangir birleşimi gibi düşünebilirsiniz. Çünkü o kadar modern yapı, sigara içilmez alan, lüks markaların ürünlerinin satıldığı sokaklar dışında Güney Kore’nin en önemli tapınaklarından olan Bongeungsa bile bu bölgede ve Güney Kore tarihinden bu bölgede bile koklatmaya devam ediyor.

Gangnam style şarkısı da aslında bu bölgedeki lüks yaşam stilini iğneleyen bir şarkı, bunu biliyor muydunuz? Neyse, özetle, artık Gangnam’ın Seul’de bir ‘’kokanalar, sosyete ve beyaz yakalılar bölgesi’’ olduğunu biliyorsunuz.

 Hacı Seul şehir merkezine nereden çıkılır/inilir? ……. Pardon, ne dedin?

Pardon şaşkınlığından sonra gelecek cümle bir soru cümlesi olmalı o da ‘’hangi şehir merkezi?’’… Seul’ün bir şehir merkezi yok, şehir merkezleri var. Nereye gitmek istiyorsanız, nasıl bir şehir merkezi bakmıştınız, nasıl bir dünya hayal etmiştiniz ona göre sormanız gerek bu soruyu. Seul’de toplam 25 bölge (gu) ve bunlara bağlı toplamda yüzlerce bölgecik(500’den fazla dong !) var. Bu bölgelerden herhangi birinin merkezi bile pek çok Avrupa ülkesindekinden çok daha büyük, dağınık ve kalabalık.

Ya öyle şey mi olur, illa bir şehir merkezi vardır derseniz de Seoul’ün yüzyıllardır başkentlik yaptığı bölge olan Jongno ve en endüstriyel ve şık bölgesi olan Gangnam ile sokak yemekleri-anime-alışverişin en iyi adresi olan Myeongdong-gil’i de içinde bulunduran Jung-gu başlıca ve kesinlikle ziyaret etmeniz gereken bölgeler diye zorlama bir sıralama yapabilirim.

 Seul’ün modern göründüğüne bakmayın, zorlarsanız 4000 yıllık bir geçmişi var!

Evet, ilk insan izlerine bu şehirde tam 4000 yıl öncesinde rastlanmış. Günümüz’de Seul’ün tam ortasından geçen Han Nehri etrafına ise 2000 yıl önce insanlar yerleşmeye başlamış! 2000 yıllık bir kültür mirasının izini ise Seul’deki Kore Ulusal Halk  Müzesi’ni ziyaret ederek sürebilirsiniz. Güney Kore ve özellikle de Seul incik cıncık pek çok detaya bu müzede ulaşabilirsiniz.  Seul aynı zamanda çok uzun yıllardır Güney Kore Hanedanları’nın (Joseon Hanedanlığı ve aslında devamı olan Günümüz Kore Cumhuriyeti) ise 14.yy’dan bu yana başkentliğini yapıyor. (Ki, şu ilk Kore yazımda Güney Kore’de mutlaka ziyaret etmeniz gereken şehirleri anlatırken zaten kim bu Kore yarımadasındaki  hanedanlar, nerede yaşadılara değinmiştim)

E bunca yıl kocaman bir halkın ve Kore yarımadasının parçası hatta, 600 yıldan fazla süredir başkent olan bir şehirde bilin bakalım kaç tane Dünya Kültür Mirası var? Tam 5 adet UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde olan ve tam anlamıyla gezebilmek için yarım günden fazla zaman ayırmanız gereken tarihi yer var. Yani siz öyle ponçik ama sadece çalışıyormuş gibi görünen Koreliler’e, kurallara ve şehrin çılgın mimari yapılarına-ışıklarına fazla kapılmayın; kendinizi bir yandan doğanın ve asıl tarihin içinde de bulacaksanız.

 Dünyanın gözü Seul’de

Seul sahip olduğu müzeleri, Güney Kore’nin ekonomik gücünü yansıtan ödüllü mimari yapıları, Koreliler’in insanlığı ile gerçekten ilgi olmuş bir şehir. Örneğin; Seul’deki 113 katlı Lotte World 2016’ya kadar dünyanın en uzun gökdeleni ünvanına sahipken hala dünyanın en büyük sinama ekranı, dünyadaki en uzun sanat galerisi gibi ünvanları elinde tutuyor. Ayrıca Seul 1986’da Asya Oyunları, 1988’de Yaz Olimpiyatları, 2002’de FIFA, 1980’de Miss Universe, 2010’da G20 Zirvesi gibi ÇILGIN ve tüm dünyanın gözlerini dikip bakmadığı organizasyonlara da ev sahipliği yapmış/yapmaya devam eden bir şehir.

Seul size İstanbul’u hatırlatabilir… Ne alakası var demeyin!

Seul de tıpkı İstanbul gibi içinde çok fazla karmaşa, müthiş bir hız barındıran tepeler üzerine kurulmış bir şehir. Bazen sokakların yokuşu, seyyar bir manavın megafonla dometes-birber-patlıcan dercesine bağırması, insanların yüksek sesle konuşmasından tutun da modern ama bir bakmışsınız köşesinde harebeye benzeyen binaları ile çelişki dolu bir şehir.

Güney Kore’yi özellikle de Seul’ü bize/Türkiye’ye ve Türkler’e benzeten bir ben değilim emin olun… Seul’de gökdelenlerin arasından bir anda müstakil yerleşim yerleri içinde kendinizi bulabilir ve çatılardaki kimchi (özetle Koreliler’in her öğünde eksik etmediği genelde acılı lahana turşusu diyebiliriz) çömleklerini her an bizim turşu bidonları ile özdeşleştirebilirsiniz. Sonra çok sistematik ve düzenle işleyen harika bir ulaşım ağına sahip olmasına rağmen onca insanın onca kalabalığı ve otobüste bir türlü konuşmayı kesmeyen teyzelerin diyalogları, bir anda kuruluveren işborta tezgahları, olur olmaz her yerde biten pazarları ile kesinlikle size İstanbul’un biraz daha düzenli, temiz ve kurallara uyulan hali gibi gelebilir.

Seul’ü dünyanın en çok ziyaret edilen kentlerinden biri. Yani herkes de o kadar Paris’e, Tokyo’ya gitmiyor…

Güney Koreli popçular, Kore dizileri, Kore üretimi mallar (özellikle de kırtasiye ve kozmetik) ve ponçik Koreliler emin olun sadece Türkiye’de sempati duyulan şeyler değil.  Ayrıca Güney Kore hala henüz bi’ Tayland kadar ziyaretçi akınına uğramıyor gibi gelse de aslında başkent Seul çok daha ötesinde popüler bir şehir. Bunda tabii ki sadece turistik aktiviteler değil aynı zamanda endüstriyel bir kent olmasının da etkisi var. (konferansları, öğrencileri, dünyaca ünlü Samsung, LG, Kia gibi markaların Koreliler’e ait olduğunu unutmamalı!) Bu haliyle başkent Seul dünya üzerinde en çok ziyaret edilen  9. Kent ve yılda ortalama 14 milyona yakın turist ağırlıyor! Üstelik turizmden en çok kazanan kentler arasında dünyada 4.sırada!  Sevemedik biz diyenlere inanmayın diye boşuna demiyorum yukarıda da yani… Asyalılar işte pek göstermiyor ama fenalar…

Kuzey Kore’ye nasıl gidilir… Merak ediyorsunuz değil mi? O zaman, önce Seul’e alalım sizi…

Aslında Kuzey Kore’ye gitmek son zamanlarda yaşanan gerilimlerden önce o kadar da sandığınız kadar zor değildi. Hatta ben Seul’e giderken kesinlikle askerden arındırılmış bölgeyi (DMRZ)’u görebileceğimi ümit ediyordum fakat benim gittiğim sırada savaşın eşiğine geldiler, iyi mi… Kuzey ve Güney Kore’nin askerden arındırılmış bölgesini (vizeye ihtiyaç yok DMRZ’da) ve bir Kuzey Kore Köyü’nü Seul’den düzenlenen günübirlik veya 2-3 günlük turlarla gerçekleştirmeniz mümkün(dü).  Gerilimin biraz azaldığı bir döneme denk gelirseniz önümüzdeki günlerde, Seul’den düzenlenen turlar vasıtasıyla kuzeyin havasını soluyabilmeniz mümkün.

Seul demir ağlarla örülmüş bir anayurdun başkenti…

Seul’de bir yerden bir yere gitmek için nadiren otobüse ama asıl metroya ihtiyacınız var.  Seul’ü gezmek ve zamandan tasarruf etmek isterseniz bir adet günlük metro bileti edinmenizi ve gününüzün yarısını yerin altında (aslında bazen de gün ışığı görerek gidiyor metro, o kadar da kötü düşünmeyin) geçirmeye hazır olmanız gerek.  Hazır olmak derken bu kadarla da bitmiyor:  gerçekten kurallara, metroya nasıl bilinilir, metrodan nasıl inilir adabına sahip olmanız, tarifelerin nasıl işlediğini-bölgeleri anlamanız ve bir adet de metro haritasını telefonunuza indirmeniz veya herhangi bir istasyondan temin etmeniz gerekiyor. Eğer daha önce Hong Kong veya Singapur’a gitmişseniz metrolarının mantığı hatta havalandırma sistemi bile tamamen aynı, zorluk çekmezsiniz diyebilirim. Fakat büyük bir kentte metro kullanmayı ilk kez tecrübe edecekseniz (öyle Türkiye’deki metrolara ve aynı durakları kullanarak belli yerlere gidip gelmeye benzemez demek istiyorum)gerçekten yön duygunuzu kaybedebilir ve zorlanabilirsiniz.


Seul metrosu ana istasyondan itibaren 100 km’lik bir çembere genişliyor yani bu durumda aslında başka bir şehre (mesela Suwon) metro ile gidiyorsunuz, düşünün! Her şey üstelik dakik, hızlı ve wifi erişimi var ! Seul metrosu dünya üzerindeki en iyi metro olarak nitelendiriliyor (nitekim ben Japonya’dakileri bile karışık, eski, pahalı buldum Seul’den sonra) ve dünyadaki toplam uzunluğu en fazla olan 2. metro ağı Seul’de!

Sanırım Seul’e gitmek için yeterince nedeniniz ve şaşıracak mutlaka bir şeyleriniz olduğuna ikna ettiğime göre, şu yağlıboya tablosunu andıran görüntüyü de özet olarak bırakayım son olarak…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir