Güney Kore’ye eğer gitmek istiyorsanız biraz acele edin ve 5 seneye kalmadan bu güzel ülkeyi kesinlikle görün diye başlıyorum bu yazıya! Çünkü Güney Kore Japonya ile yarışacak doğası ve kültürü ile en az Japonya kadar turist cezbetmeyi hak eden bir ülke. Kore, karmaşık olmayan bir tarihe sahip ve Japon istilalarına rağmen yine de iyi restore edilmiş kültürel izlere rastlayabileceğiniz bir ülke. İnsanları ise tatlı mı tatlı, selamdan sabahtan çekinmeyen,  insana yardım eden ve hatta insanın hareketleri bazen ilginç şekilde biraz Türk insanına benzeyen bir ülke. Neredensin sorusuna Türkiye’den derken çekinmeyeceğiniz  ya da kendinizi genellemelerden bağımsızca ifade etmek zorunda hissetmeyeceğiniz nadir ülkelerden hatta…

Güney Kore’nin Japonlar tarafından istila edilmesinden dolayı pek çok tarihi eseri aslında yangın görmüş fakat günümüzde çok iyi bir şekilde restore edilmiş durumda. Müzelerde ayrıntılar, bilgilendirmeler, uyulan kurallar-şahane metro ağları, şaşmayan kurallar-düzen ile ‘risksiz’ bir tatil yapmak istiyorsanız gerçekten çok güzel bir ülke. Güney Kore’nin aslında  Kore filmleri-dizileri ve popçularından dolayı hayranı olan bir Y Kuşağı ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde var. Fakat Güney Kore bence Y kuşağının taleplerine cevap vermek dışında muhteşem bir doğa ve kültür de sunan bir ülke.

Zaman zaman Güney Kore’de ne var ki diyen insanlar duydum ve başkent Seul’ün bile her yönüyle bilinmediğini ve Koreliler’in bile azımsadığı kanaatine vardım. Hatta birkaç Koreli’den bile ‘’Kore’de ne yapıyorsun ki, Batı’dan çok kimse gelmez öyle’’ tepkisi ile karşılaştım.

 

 

Ben Uzak Doğu’daki çoğu ülkeyi gördükten sonra diyebilirim ki, Güney Kore’nin tanıtımı daha fazla yapılsa ya da kulaktan kulağa yayılsa bi’ Japonya kadar ziyaretçi akınına uğrayacağını düşünüyorum. Hele bir de Sakura ve sonbahar yapraklarını görme isteğinin Japonya için artık çılgınlık boyutuna vardığını göz önünde bulundurursak, Güney Kore Japonya’ya göre bile (ki Japonya gözlemlerimi ve hafif memnuniyetsizliğimi şu yazımda anlatmıştım) çok daha ziyaret etmek için tercih edilebilir bir ülke.

Biraz nereye gidilir, ne var bu ülkede diyenler için bu yazıda ben ince eleyip sık dokuduktan sonra nereleri ziyaret ettim ve siz de mutlaka buraları görmelisiniz dediğim yerlerini yazayım şimdi. Yazının içindeki detaylardan, Güney Kore hakkında genel fikir edinmek için okuyanların da gerçekten ziyaret etmeyi düşünenlerin de faydalanabileceğini düşünüyorum. Çok fazla sıkmayacak şekilde arada Güney Kore’nin çok da karışık olmayan tarihini de yine dayanamayıp araya serpiştiriverdim.

Tabii ki önce başkent Seul ile başlıyoruz çünkü ne ararsanız Seul’de var!

Tabii ki bir ülkede başkentleri ziyaret etmeliyiz genel olarak. Fakat Seul bir başkentin ötesinde kocaman apayrı bir dünya ve ne arıyorsanız size bence cevap verecek bir şehir. (Seul hakkında daha yazacağım, bu yazı sadece giriş 😉 )

 

 

Ben Seul’e gitmeden önce araştırma yaptığımda çok kişiden buranın onları hayal kırıklığına uğrattığını okumuştum. Çoğu bu kadar şehir beklemediklerini ve biraz şehri sıkıcı bulduklarını yazmıştı. Ben 5 gece Seul’de kaldım, her gün sabahtan akşama kadar en az yirmi bin adım attım bu şehirde ve tam anlamıyla burayı anlamak-gezmek için yettiğini düşünmüyorum ve kesinlikle sıkıcı bulmadım! Seul’e sıkıcı diyenleri de esefle kınıyorum ve ne aramışlar da bulamamışlar diyorum? Tarih, kültür, yemek, eğlence, doğa, sanat, sokak sanatı, fotoğraflamalık sokaklar, insan, teknoloji, popüler kültürden örnekler, gece pazarları, pazarlar, moda, kafe, mekan, müze, tarihi sokak, sanat, galeri… Artık daha ne düşünürseniz…

Soruyorum daha ne aramıştınız da bulamadınız bu şehirden de kötü-pis diyorsunuz siz öyle? Bir şeyi belirtelim tabii Seul öyle fazla ucuz bir şehir de değil. Örneğin konaklama Japonya’nın başkenti Tokyo’da bile çok daha uygun diyebilirim.  Yine de Seul’ün  katlanılabilir bir pahalılıkta olmasını dengeleyen 2 şey var bence: birisi yemek diğeri de müze-saray gibi yerlere giriş ücreti. Hatta Türk Lirası bu kadar değer kaybetmemiş olsa ve Türk Lirası’na çevirme ihtiyacı duymazsanız her şeyi, bu şehri genel olarak gezmeye alışkın biriyseniz harcamalarınızı ortalamaya vurduğunuzda ‘makul’ olarak  bile nitelendirebilirsiniz.

 

 

Seul gökdelenlerin ve hızla ilerleyen kalabalığının arasında UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde tarihi mekanları, Güney Kore’nin en önemli tapınakları-mabetlerinden bazılarını  ve dünyanın en çok ziyaret edilen ve değer gören müzelerini de barındırıyor. Seul’ün 2100 yıllık-iyi bilinen bir tarihi var. Üstelik bu şehir Güney Kore Cumhuriyeti’i (yani günümüz)öncesi  Kore Yarımadası’ndaki son ve en uzun hanedanlığın (Joseon) yüzyıllar boyu başkentliğini yapmış. (14. Yy sonundan Japon istilası 19.yy’a kadar!)

Gerçekten de hakkında sayfalarca detay yazılabilecek bir şehir ve eğer ziyaret ederseniz bolca Joseon Hanedanlığı’nın izlerini sürebileceğiniz sarayları (özellikle Gyeongbokgung, Changgyeonggung ve Changdeokgung’u ziyaret etmelisiniz!), Güney Kore hakkında derli toplu bilgi bulabileceğiniz Kore Ulusal Halk Müzesi’ni ve Kore Bağımsızlık Savaşı-Japon işgalleri hakkında ayrıntılı bilgi bulabilaceğiniz-tüylerinizi diken diken edecek eski Seodaeumun Hapishanesi’ni  zamanınızı iyi ayarlayıp, en az ikişer-üçer saat geçirecek şekilde mutlaka gezmenizi öneririm.

 

 

Tarihi yerler dışında Myeong-dong bölgesinde kozmetik mağazaları başta olmak üzere pek çok mekanda (kafe-bar-sokak yemeği artık allah ne verdiyse burada) kendinizi kaybedebilir, gece kurulan yemek stantlarında oldukça lezzetli yemekler tadabilir ve Japonlar’ınkine benzeyen anime mağazalarını ziyaret edebilirsiniz.

 

 

Ayrıca kendinize küçük sokaklar bulup Güney Kore kaosunun fotoğraflarda nasıl da güzel çıktığını keşfedebilirsiniz. Ihwa Mural Village’ten ve başka tepelerden şehrin karmaşasını-betonlar arasında ansızın beliren hurma ağaçlarının yabani ve basit görünümünün şehirle oluşturduğu tezatlığı seyredebilirsiniz.

 

 

Bir başka gün ise Kore’nin en endüstriyel ve ‘varlıklı’ bölgesi olan Gangnam sokaklarını ve yine bu bölgedeki Kore’nin en önemli Budist Tapınakları’ndan sayılan Bongeunsa Tapınağı’nı ziyaret edebilirsiniz.

 

 

Daha da yetmezse eski Kore-işi evlerin olduğu Buckhon Hanok köyü ve etrafındaki şık sanat atölyelerini gezmelisiniz.

 

 

Tabii yöresel kıyafetleri Hanbok’u giymiş pek çok genci pek çok karede yakalayıp (hatta kınamayayım belki seveni vardır böyle şeylerin, dayanamayıp bir Hanbok da siz kiralayıp) bolca fotoğraf çekebilirsiniz/çekinebilirsiniz. Güney Kore’de olduğunuzu böylelikle kesinlikle sosyal medyada herkesin iyice gözüne gözüne sokabilirsiniz yani…

Gerçek bir Güney Kore görmek için: Andong

Andong aslında küçük sayılmayacak bir şehir fakat burada sizi ilgilendiren kısım etrafındaki Hahoe başta olmak üzere diğer ufak –tefek eski köyler. Şehrin eski kısmı ise (fakat şehrin kendisi-yaşam alanı aslında çok büyük) çok küçük ve tren istasyonu etrafında şekillenen birkaç pagoda, Konfüçyüz Akademileri’nden ibaret.

 

 

Burada en az 2 gün geçirmeyi planlayabilirsiniz ve günün birini mutlaka Hahoe Köyü’ne gitmek için ayırmalısınız. Güney Kore’nin hala ayakta kalabilmiş, Joseon Hanedanlığ’nın ilk kurulduğu yıllara ait bu köy şimdi girişi ücretli ve UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde yapay bir yer gibi gelse de başta bana, sonradan fikrim değişti diyebilirim. Aslında hala yaşanan bu köyde kanlı canlı bir sürü yerelin günlük yaşantısına devam ettiğini görüp kendinizi tam olarak Güney Kore’de hissedebilirsiniz. Hatta Kraliçe II. Elizabeth Kore’yi ziyaret ettiğinde ‘’beni en Kore olan yer neresiyse, oraya götürün’’ demiş ve buraya getirmişler. O kadar Kore işte…

 

 

Benim kuru dallarında ayva ve hurma ağaçlarıyla ayrıca güzel geleneksel görüntüler verdiğine inandığım bir yer. Üstelik üşenmeyip sahilden botla karşı kıyıya geçip Buyongdae adlı faleze çıkıp köyün tepeden de harika fotoğraflarını çekebilir ve Güney Kore’nin doğasına aşık olmaya buradan başlayabilirsiniz.

Güney Kore’nin en beğendiğim şehri: Gyeongju

İnanılmaz güzel bir şehir. Tüm şehir zaten bir milli parkın içinde ve Güney Kore’de sonbahar renklerini görüp,  ağaç yapraklarının kırmızı tonları ve canlılıklarıyla aklınızı yitirebileceğiniz bir doğaya sahip.

 

 

Gyeongju Kore Yarımadası’nda kökleri milat öncesine kadar dayanan Silla İmparatorluğu’nun (bir nevi tüm Kore Yarımadası’nın)  7-9.yy’da başkentliğini yapmış bir kent. Gezmeniz gereken yerlerin ise ucu bucağı yok…

Ülkenin en eski ve güzel tapınaklarından olan Bulguksa Gyeongju’da. Ayrıca Uzak Doğu’nun en eski gözlemlemevleri, Silla Hanedan üyelerinin içinden teletabi çıkacak izlemini yaratan mezarları (tümülüsler) şehrin diğer silüetleri ile birlikte harika yeryüzü şekillerine dönüşüyor.

 

 

Ki bitmedi… Gyeonju’daki tarihi mekan ve ören yerleri saymakla bitecek gibi değil. Kutsal Namsan Dağı eteklerinde yine pek çok tapınak, kaya oymaları ve en önemlisi de Güney Kore’de Budizm öncesi  dini inanç izlerine rastlayabileceğiniz pek çok yer var. Güney Kore’ye eğer bir gün tekrar gidersem ben Gyeongju’da bir hafta bile kalabilirim. Burayı oldukça mistik ve doğası harika bir şehir olarak tekrar özetleyebilirim.

 

 

Endüstriyel bir Güney Kore Ötesi: Busan

Busan’ı ben çok endüstriyel ve ruhsuz bir şehir olarak hayal ediyordum açıkçası… Çünkü Güney Kore’nin en büyük Seul sonrası en büyük şehri ve ülkenin en geniş limanına sahip, yani ticaret büyük çoğunlukla Güney Kore’ye Busan’dan akıyor…

Ama bir de ne göreyim… İnanılmaz plajlara ve daha bir çok doğal güzelliğe de sahip… (örneğin Haeundae Plajı’nın dünyaca ünlü olduğunu ve yumuşacık-incecik kumlara sahip olduğunu bilmiyordum bile gitmeden)

 

 

Ayrıca ne arasanız bulabileceğiniz, içinde duty free mağazaları da bulunan, dünyanın en büyük mağaza kompleksi olarak Guinness Dünya Rekoru’na sahip bir de alışveriş merkezi var Busan’da (Shinsegae Centum City). Fakat asıl modern, devesa ve gösterişli mimari sunan yer bu alışveriş merkezi değil Busan’da.

 

 

Bay 101’de gece gökdelenlere bakarken kendinizi biraz daha minik çaplı bir Singapur’da hissedebilirsiniz ya da Sinema Merkezi gibi pek çok iddiali-çılgın mimari örneğe bakarken daha dün o kayalıkların içindeki tapınağı ziyaret ettiğim yer bu şehir değil miydi diye hayret edebilirsiniz.

 

 

O tapınak da bu arada Yonggungsa Tapınağı oluyor ve gördüğüm en etkileyici günbatımı olan dini yapılar kategorisinde Bali’deki Tanah Lot ile ‘kapışacak’ kadar büyüleyici… Sizce de etkileyici değil mi?

Balayı Kelebeklerini Unutmayalım /evet Güney Kore balayı için de ideal!): Jeju Adası

Jeju Adası ‘nın Güney Kore’den bağımsız bir yönetimi var aslında. Hatta Güney Kore’ye giremeyen bazı pasaportlar (örneğin Sudan vatandaşları) Jeju’yu ziyaret edebiliyor. Fakat burada yaşayan sakinler tabii ki Koreli…

 

 

Ada diyorum fakat öyle minik, uzun zaman kalsanız da sıkıcı gelecek bir yer de değil şimdi, hatta biraz fazlaca adada olduğunuzu unutturacak kadar şehirlerleşmiş halde… Açıkçası ben burayı çok daha küçük bir yer sanıyordum ve gördüğüm şehirleşme-elektrik kabloları fazlaca otobüs ağları ile Güney Kore’de en çok görmeyi istediğim Jeju’da, başta hayal kırıklığına bile uğradım. Fakat merkezden yarım saat otobüs yolculuğu yapmaya başladıktan sonra her şey bir anda değişmeye ve buranın bir cennet olabileceğini düşündürmeye başlıyor insana. Benim yıllardır görmek istediğim ve Güney Kore’ye asıl gidiş nedenim bu ada diyebilirim ve yine olsa yine gitmek isterim.

 

 

Doğa ile alakalı nasıl bir beklentiniz varsa, sakin sakin birer ikişer hepsinin Jeju’da görün derim.

Hakkında çok daha ayrıntılı elbet yazacağım bu ada için, kısaca yaratılırken ‘torpil geçilmiş’ diyebilirim. Eğer Batılı turistler tarafından yeterince bilinirse hali yaman… (Uzak Doğulular balayı için çoktan keşfetmiş halde tabii ki). Hele de Bali Adası’nda Agung Yanardağı’nın her dakika patladı patlayacak halinden rahatsız olup, kıymetli canlarını tehlike ile aynı cümlede kullanmasını istemeyenlerce Jeju , önümüzdeki günlerde ‘’Yeni Bali’’ adası olabilir bile…

 

 

Jeju, yaratılırken şundan da biraz koyalım, biraz da hadi bundan serpiştirelim filan denmiş gibi bir ada. Bu adada sahiller, plajlar, ilginç konseptli müzeler, krater gölleri, tabiat parkları, mağaralar, dünyaca ünlü dalış noktaları, adını ilk kez duyacağınız volkanik oluşumlar, sayamayacağınız kadar çok şelale ve daha neler neler yok ki…

 

 

Jeju, en az 1 hafta ayırılması gereken bir yer. Eğer Güney Kore’de hiçbir yere gitmeyip sadece Jeju’ya giderseniz ve fotoğrafınızın çekilmesini seviyorsanız, Koreli Teyzeler’i de kendinize rakip seçerseniz 1-2 haftalık Jeju ziyaretiyle bile sosyal medyada yıllarca düşman çatlatacak kadar çok sayıda fotoğraf çektirebileceğinizi düşünüyorum.

 

 

Üstelik, iyi bir de haberim var… Bu adaya/adadan Seul ve Busan’dan/a, dönemine ve bilet takip yeteneğinize göre çok uygun fiyatlı uçuş bulabilirsiniz. 10-30$’a Jeju Air, T’way, Air Busan, Peach gibi minik hava yollarının tarihlerini kıyaslayarak ve biletinizi önceden alarak rahatlıkla uçuş bulabilirsiniz. Üstelik Japonya ile de bağlantılı uçuşları oldukça uygun fiyatlı. Örneğin ben 55$’a Jeju’dan Osaka’ya uçmuştum…

Güney Kore beklentinin de ötesinde her yaşa ve isteğe cevap verebilecek bir ülke yani… Bilmem anlatabildim mi? Buyrun işte ideal bir tatil için rotanız da hazır…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir