Haarlem'de yer alan Adriaan yel değirmeni

Turizmde biraz kitle psikolojisi hakim ne yazık ki. Kimi yerler hak ettiği değeri çok daha geç görüyor kimilerine göre, eminim bunda bana hak veriyorsunuzdur. Şimdi ilerleyen günlerde yoğun turist akınına uğramadan ziyaret etmek istersiniz belki diye size Hollanda’da iki şehirden bahsedeceğim.

Bu rehberde Belçika’yı da işin içine katmayı  planlamıştım. Baktım çok uzun oldu yazı bölmeye karar verdim. Belçika’da haksızlığa uğrayan ve bir Brugge, ülkenin başkenti kötü-pis Brüksel  kadar çok bilinmeyen, nasıl bilinmediğine de hayret ettiğim iki şehirden de ayrı bir yazıda bahsedeceğim yani. Önce Hollanda ile başlayalım bakalım…

Hollanda küçücük bir ülke(göreceli olarak) ve her geçen gün denize biraz daha batarak küçülüyor… Koşun batmadan görüverin! (tabii ki abartıyorum, en azından siz ve torunlarınız görene kadar haritadan silinmeyecek şimdilik) Tam olarak Avrupa’da medeniyetin zirveye ulaştığı Amsterdam gibi bir başkente sahip mini mini(bana göre) ve şirin bir ülke. Üstelik bu şirinlik özellikle de zavallı ülkeyi batırıyor lanet kanallar diyeceğiniz yere ülkeyi daha da  büyüleyici bir görünüme kavuşturan kanallardan ileri geliyor. Amsterdam’ın kanallarını biliyorsunuz değil mi? İşte sadece Amsterdam’a özgü değil bu kanallar…

Tabii ki bir someliketravelling farkı olsun değil mi? Baştan belirteyim, merak etmeyin Zaandam, Lahey ya da Utrecht gibi zaten şimdi bahsedeceklerime göre daha çok  uğranan şehirlerden bahsetmedim.

Şimdi neden pek bilinmediğini anlayamadığım, ülkenin en büyük iki kentinden yani Amsterdam ve Rotterdam’dan kısa zamanda ulaşabileceğiniz iki yerden bahsedeceğim. Hatta bu şehirlerden Haarlem’e  Amsterdam’dan yirmi dakikaya, diğeri olan Delft’e  ise Rotterdam’dan yarım saate kalmadan ulaşmanız mümkün. Yazının en alt kısımlarında ulaşım hakkında ufak bir bilgi de bulunuyor. Şimdi asıl meseleye gelelim….

Haarlem

Haarlem deyince aklınıza New York gelmesin. Aslında NY’taki Haarlem’in de Hollandılarla bir bağlantısı var gerçekten de. Ama konumuz bu değil. Onu Paris, Roma rehberi hazırlamak kadar gereksiz bulduğum bir New York gezi rehberini daha yaratıcı bir hale sokabilirsem o zaman anlatırım. Şimdi konumuza geri dönersek, Hollanda’da da bir adet Haarlem mevcut ve trenden inip bu şehri arşınlamaya başladığınız andan itibaren ‘vayy anasını ya’ deyip kendinizi biraz kötü hissettirebilecek(yaşadığınız şehre göre tabii) bir şehirle karşılaşacaksınız.

Beni Haarlem’e gönderen sebep tren istasyonundan çıkıp, sırtınızı istasyona vererek dümdüz yürüğünüzde ulaşacağınız meydan ve pazar yeri idi ve orada güzelim kumaşlara bakmaya gidiyordum demeyeceğim tabii ki, çünkü değildi. (Ayrıca cidden de sırtınızı tren istasyonuna verip yürümeniz gerekiyor bir on dakika kadar 🙂 )Ki o pazar yeri şurası oluyor:

Türkiye’de pazarın en alası zaten var…

Yine de pazar diye küçümsemeyelim tabii. Hollanda’ya ait kumaşlar ve taze lale soğanlarına ulaşmak isterseniz, onları buradan alabilirsiniz. Bu arada ben mart ayında gitmiştim ve lale dikmek için çok geç kaldığımı düşünmeme rağmen yine de lale soğanları almıştım.  Türkiye’de genellikle en geç şubatta dikiliyor laleler oysaki. Diktiğim soğanların hepsi de çimlendi, yarı boyum kadar oldu (boy 1.72 meraklı arkadaş, minik biri değilim yani) üstelik diğer yılda da! Hem de aynı soğanları kasımda da dikebiliyorsunuz ve bir yılda iki kez çiçek alıyorsunuz. Hollandalı işte kaliteli üretim yapıyor cidden de, demek ki minik ülkede verimli tarımla, koca ovalarla bir tarım ülkesi olmak farklı şeyler… (farkındayım, yine bu yazıda da yetkili mercilere lafımı çakıyorum dayanamayıp)

Neyse asıl meseleye dönelim…

Aslında beni oraya götüren sebep, pazar yerinin hemen bitişiğindeki Avrupa’nın en büyük Protestan Kilisesinin orada olmasıydı. Avrupa’nın her yanında  Gotik katedraller harika, mükemmeldi tamam da biraz da farklı bir şeyler görmek istiyordum.

Haarlem’deki Saint Bavo Protestan Kilisesi

Ama o da nesi? O da Gotik Mimari… Çünkü bu kilise ilk başta Katolik Kilisesi olarak inşaa edilmiş, daha sonra Protestan Kilisesi haline gelmiş. Kısaca kiliseyi gördüm, bitti. Eğer Paris’e, Barselona’ya, Prag’a ya da Milano’ya gittiyseniz, oralardaki katedrallerden sonra burası devede kulak kalıyor sanırım değil mi?

Neyse…Bu ufak hayal kırıklığından sonra, Spaarne Nehri’ne doğru yürümeye başladığımda beni  başka hayrete düşüren ve ah refah ah medeniyet dedirten şeyler daha ilgi çekici oldu. Bu yüzden de buraya iyi ki de gelmişim dedirtti diyebilirim.

Spaarne Nehri’nden olduğunu sanmıyorum, su işte bulunduğu yeri değiştiriveriyor, değil mi?

Üstelik buraya gelirken böyle bir manzara ile karşılaşacağımı, çok iyi jazz yapan kafe ve barlara denk geleceğimi ve bir tane bile derdi tasası olan insan görmeyeceğimi ben bile tahmin etmiyordum çünkü Hollanda’da gördüğüm son şehir burası olmuştu. Hollandalılar ne yapar, çok büyük şehirlerinin dışında (ki Haarlem aslında Hollanda standartlarında oldukça büyük bir şehir) diye gözlemlemek isterseniz buraya gitmenizi öneririm.

Buralarda da Hollandalılar genelde jazz dinleyip bira içiyor, n’apsın garipler…

Tabii ki burada da sizi bir yel değirmeni bekliyor, üstelik su ve etrafı ile çok uyumlu, renkleri de çok doğal. Bakııın:

Adriaan yel değirmeni

Demek ki neymiş? Üşenmiyoruz ve Amsterdam’dan yola çıkıp 20 dakika sonra soluğu Haarlem’de alıyor ve 1 saate  kalmadan da Adriaan Yel Değirmeni’nin manzarasına ulaşıyormuşuz.

Delft

Delft yine çoğu kişi tarafından bilinen bir şehir değil, oysa çoğu mühendis burayı hayatında bir kez olsun duymuştur. Çünkü Avrupa’nın en iyi teknik üniversitelerinden TU Delft (Delft University of Technology) buradadır. Bu üniversite ise akademik bir hayat planlayan çoğu Avrupalı’nın aslında en gözde üniversitelerindendir çünkü dünya sıralamasında çok üstlerdedir.

Delft bence bir üniversite şehri olmasının yanında ayrıca çok da güzel bir yer. Türkiye’de Delft’in karşılığı sanırım Eskişehir olabilir. Tabii arada büyük farklılıklarıyla birlikte… Ben de nedense kafamda Hollanda’nın Eskişehir’i Eindhoven ve Delft’tir gibi kodlamışım… (Ne gerek varsa)

Burayı Amsterdam’daki gibi üstünüze gelen bir kalabalık ve Japon- Çinli turist olmaması, Hollandalılar kesinlikle İnglizce’yi bence Amerikalılar’dan daha düzgün konuşan, Britanya’da yaşayanlarda ise daha düzgün bir aksanla telaffuz eden insanlarla dolu bir yer olmasından dolayı çok sevebileceğinizi düşünüyorum. Bu vesileyle İngilizce pratik yapmak isteyen gençlerimize de kesinlikle Hollanda’ya gitmelerini tavsiye ediyorum. (gerçekten soranlar var, ona istinaden yazdım)

Burada bol bol Amsterdam’dakine göre daha minik ölçekli kanallara rastlayacaksınız, karşınıza daha az turist çıkacağı için de daha tatlı kareler yakalayabileceksiniz.

Delft’in hoş ve de boş kanalları

Yağmurda ıslanmayı sevdiğim nadir anlardan…

Ayrıca sokakların sevimliliği, çoğu evde perdenin olmayışı dikkatinizi çekecektir. Hele bir de kanallara bakan minik bahçeleri ile kimi odasının kapısı penceresi suya doğru açılan evleri gördüğünüzde Amsterdam’da inanamadığınız  ve “yaşanmıyordur burada heralde yav, nemlidir o, rutubet olur” diye geçiştirdiğiniz şeylerin gerçek olduğunu göreceksiniz. Yaşıyorlar valla, hem de çok güzel yaşıyorlar…

Evlerin arka bahçecikleri.

Keşşke benimm olsa dediğim o oda!

Evet, Hollanda’da yeterince başka evleri röntgenlediğimize göre, aslında başka şeyler de olduğunu hatırlatmak isterim. Görecekleriniz iki ev ve birkaç kanalla sınırlı değil tabii ki de. Şimdi şuraya birkaç fotoğraf daha bırakayım da gidip gitmemek size kalsın.

Giderseniz de trenden inince kuleleri takip edin gibi önce kulağa saçma geleceğini bildiğim bir önerim var. Kaybolacağınız bir durum yok çünkü ortada, görebileceğiniz her yere de arada kaldırıp başınızı gökyüzüne baktığınızda ulaşabilirsiniz.

Kulelere bakın diyorsam sebebi var elbet…

Sanırım antin kuntin isimlerini yazmaktan daha akılda kalıcı olur bu kule meselesi. Gidin ve kuleli her yeri görün demem basit ama gerçekçi bir gezi yöntemi burası için.

Nieuwe Kerk mi diyeyim en yüksek kule mi? Haklıyım değil mi?

Delft’e özgü mavi-beyaz seramikler

Delft’in çarşı mı desem pazar mı desem bilemediğim o meydanı

E haydi madem… Delft sizi bekliyormuş çünkü Rotterdam’a sadece yarım saat, Amsterdam’a da 1 saat uzaklıktaymış. İtiraf edin trafikte, işe- okula gitmek için daha çok zaman harcıyorsunuz! Buraya gitmeyecek misiniz yani?

Nasıl gitmeli?

Hollanda’da zaten bir yerden bir yere varmak en fazla 3-4 saatinizi alacaktır. Haarlem’e gitmek Amsterdamdan yirmi dakika, Delft’e gitmek ise Rotterdam’dan yarım saat civarında turuyor.

Ayrıca, tabii ki de trenle gitmeli. Size şu yazımda çok güzel bir biletten ve onu nasıl kuşlanacağınızdan bahsetmiştim sevgili Interrail severler. Ama o bilete sahip değilseniz de zaten 4-8 Euro arasında (seçtiğiniz rotaya göre) tren bileti satın alıp gidebilirsiniz.

Tren çok yaygın, dakik ve fazla sayıda. Ayrıca Hollanda ve Belçika’da treni genel olarak ülke geneline yayılmış bir metro ağı gibi düşünebilirsiniz. Yani o kadar kolay, kullanışlı ve bizim Türk Liralar’ını ve kazandıklarımızı Euro’ya çevirip üzülmezseniz aslında onlara göre çok hesaplı…

Aynı şekilde Belçika’da da daha ünlü olmak isteyen ve bunu hak eden iki şehir varmış, onlar da yakında size ulaşacakmış!

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir