Avrupa küçük fakat içinde fazla sayıda ülkeyi, türlü medeniyetleri, doğal ve tarihi zenginlikleri, düzeni ve insani değerleri sorgulayan çoğu oldukça geniş bakış açılı bireyleri barındıran bir kıta.

Özellikle; Fransa, İtalya ve İspanya çoğu kişinin Avrupa denilince aklına gelen, defalarca gittiği ya da gitmek istediği ülkeler değil mi? Avrupa’da benim en sevdiğim şehirler, özellikle de başkentler farklı nedenlerle daha başka ülkelerde olsa da (ki şu yazımda, Kopenhag rehberinde ve Baltık ülkeleri hakkındaki genel yazımda bakış açımdan bahsetmiştim) tabii ki bu üç ülke mutlaka gezilmeli çünkü başkentlerinin ötesinde de harika yerler barındırıyorlar. Bu ülkeler, gerçekten de her karışı ile insana bir şeyler sunan ülkeler, özellikle de İspanya insanlarında da ötürü aralarında benim en değerli bulduğum.

İspanya denilince aklınıza belli şemalar geliyor olabilir. Fakat İspanya aslında 17 özerk bölgeden oluşan bir krallık ve bu özerk bölgelerin coğrafyasından, insanına kadar çok farklı özellikleri var. Hatta bu özerk bölgelerin, kendi parlementosu ile anayasası mevcut ve Katalunya, Valensiya, Galiçya, Balear Adaları’nda İspanyolca olan resmi dilin yanında kendilerine ait dilleri de kullanılmakta.  Yani, İspanya denilince aklınıza herkesin akın akın gittiği Barselona geliyorsa biraz hatalı düşünüyorsunuz. Orası İspanyol’dan daha çok Katalan Kültürü’nün hakim olduğu ve her fırsatta Katalan olduğunu vurgulayıp, bağımsızlık isteyen insanlarla dolu ayrı bir dünya diyebiliriz.

Bazen Gaudi olmasa Barselona’ya mümkün değil bu kadar turist gitmezmiş gibi geliyor bana. Yani, yukarıdaki Gaudi’nin pasta şeklindeki yapıları (tabii ki tüm fotoğraflar bana ait) Barselona’ya asıl turist çeken şey sanki. Çok kalabalık olmasından ve herkesin burayı görmek için fazlasıyla hevesli olmasından ötürü ben nedense Barselona’dan fazla hoşlanamıyorum, hele de İspanya’nın başka şehirleri ile kıyasladığımda… İspanya’nın en kuzeyden güneye kadar gözlemleme şansım olduğu için diyebilirim ki, şehirler ve insanlar kadar coğrafyaları, iklimi de farklı bir ülke. Eğer sizin İspanya hayalinizde Türkiye’nin İç Anadolu ve Ege Bölgesi karışımı çağrışımlar(tabii ki çok daha düzenlisi) varsa; kurak arazileri, beyaz evleri ve zeytin ağaçlarını hayal ediyorsanız, işte onlar en çok Endülüs’te.

Sonra… İspanya denilince akla başka ne gelir? Tavernalar, boğa güreşleri, matadorlar, yemekler, sıcak, Akdeniz, fırsat buldukça bir yerlere sıkıştırılan dini objeler, yüksek sesle ve çok konuşan neşeli insanlar en başta sanki, değil mi?

Neden Endülüs?

Neden şiir demek gibi bir şey bunu sormak… Yukarı sadece girizgah olarak sıraladıklarımdan da anlaşılacağı üzere İspanya=Endülüs demek için bir sonuca varmak üzereyim neredeyse. Çünkü tipik bir İspanya yaşamak istiyorsanız, doğru adres: Endülüs.

Üstelik, Endülüs’te çok farklı kültürlerin izlerini bir arada yakalayabilirsiniz.

Araplar ile, dolayısıyla da Avrupa’nın İslam ile tanışmasında en etkili role sahip topraklar Endülüs’te. 8. yy’da Emeviler’in bugünkü İspanya topraklarına ulaşmasıyla, Avrupa o zamanlar çok daha ileri-medeni bir kültüre sahip olan doğu ülkeleri ve zenginlikleri ile de tanışmış. Şimdi de izlerini görebileceğiniz saraylar, Endülüs Bahçeleri, dantel gibi işlenmiş duvarlar, bir miktar da Fas’ı andıran (ama temiz ve düzenli bir Fas) ara sokaklardaki detayları ile Endülüs, kültürel ve tarihi değerlere önem verenler için inanılmaz bir fırsat. Ne yazık ki Orta Çağ’da kütüphanelerin yıkılmasıyla zamanın İslam alimlerinin ve çalışmalarının izi çoğunlukla silinmiş. Fakat 800 yıl kadar, İslam Medeniyeti’nin egemenliğinde kalan ve vahaya dönüştürülüp, yaşatılan  şehirlerinde hala mükemmel mimari eserlere ve başka izlere rastlamak mümkün.

Endülüs’ü güzelleştiren bir diğer şeyse, şehirlerin sıcağında kaçtığınızda evlerin avlularının içinin adeta bir cennete açılması… Bir anda labirent gibi sokaklarda gezerken bile karşınıza mozaikler, farklı bitkilerle canlandırılmış minik bir tünel çıkabilir ya da bir binanın girişi bile sizi içeri davet edebilir. Binaların iç avlusunda ise, herkes siestada ya da buralarda sıcaktan kimse yaşamıyor herhalde diye düşündüğünüze inanamayacağınız bir canlılık hakim; havuzlar,mozaikler, seramikler, saksırla, tablolar, sarmaşıklarla çok sıcak ve samimi bir ortama çevrilmiş mekanlar mevcut. Bunlar sadece turistik yapılar değil, yılların kültürü… Gerçekten modern sitelerde bile hala yaşatılan bir kültür…

Her ne kadar hayvan haklarını düşündüğünüzde size(bana da) rahatsızlık verse de boğa güreşleri diye bir gerçek ve kültür var. Boğa güreşlerinin İspanya’da 2000 yıllık bir geçmişe sahip. Haliyle zaman içinde çok değişmiş; bazen unutulmuş, tekrar hatırlanmış, artık uzun yıllardır milli spor olmuş… Bugünkü modern halinin şekillendiği yer ise altta saydığım şehirlerden de olan Ronda. Bu kültürün detaylarını merak ediyorsanız, Endülüs’te izini sürebileceğiniz çok sayıda boğa güreşi arenaları, müzeler mevcut. Hatta tapas (meze) yemek için gittiğiniz bir restoran bile seramik tabloları, doldurulmuş boğa kafaları, matador fotoğraflarıyla kendinizi bir anda 17-18. yy’da bir zamanda yemek yiyor gibi hissedebilirsiniz.

Hatta bu bölgede boğa ile o kadar içli dışlılar ki yemek kültüründe de izlerine rastlayabilirsiniz. İspanya’da asıl İber domuzu önemli bir besin kaynağı iken, Endülüs’de başka kırmızı etlere hatta fazlaca kendine özgü olan yemeklere de rastlayabilirsiniz. Örneğin, Cordoba’ya özgü boğa kuyruğu yahnisi…

Fazla sıcak sokaklarıda yanerken bir anda kendinizi bir vahada bulup, İspanya’nın en iyi sangrialarını içebileceğiniz, akşama da güzel bir flamenko gösterisi izleyebileceğiniz yer de Endülüs’te… Sokak müzisyenlerin en iyisi ve en içli İspanyol ezgileri dökülenleri de…

Endülüs’te, zamanında Arap ve Moğol istilalarından kaçıp İspanya’ya sığınan büyük Çingene toplulukları var. (Çingeneler orijinalde İspanyol değil, biliyorsunuz değil mi? Aslında kökleri Hindistan taraflarına dayanan, sürekli seyahat eder haldeki müzisyenlere Çingene deniyor ve çoğunluğu uzun yıllardır Romanya’da yaşadığı için Romenler olarak anılabiliyor) O filmlerde gördüğünüz siyah puantiyeli kırmızı elbiseli, kulağında gülü ve dudağının üstündeki beniyle sizde Carmen deme isteği uyandıran, aslında çingene kızlar da aslında evet Endülüs’te… Günümüzde fırfırlı etekleri ile olmasa da karşınıza falcılar çıkabilir bile… Elinize bir anda biberiye sıkıştırıp, önce sağ elinizi sonra sol elinizi çevirmeye başlayan bu falcılar, iki dakikada ailenizden birini üç vakte kadar melek edip, sizi iki çocuk sahibi edebilir bile…

Sanırım tapas, flemenko, sangria, sıcak, boğalar, çok ve yüksek sesle konuşan fakat ruh olarak Avrupa’nın en derin insanları olan İspanyollar, Akdeniz çehreleri, samimiyet, hafif Türkler’e benzerlik ve tabii ki ezgileriyle bir miktar sizi efkarlandırıp Arabesk’e bağlatacak bölgenin, İspanya’da Endülüs’te olduğunu özetleyebildim. Peki en güzel şehirleri nereler ve size ne sunuyor?

1- Endülüs, Akdeniz ve Picasso için: Málaga

Belli dönemler Türkiye’den direkt, Avrupa’nın pek çok yerinden de uygun fiyatlı uçuşlar bulabileceğiniz şehir kesinlikle Malaga.

Malaga’yı özel kılan bir şey varsa o da Picasso! İspanya’nın en önemli ressamlarından Pablo Picasso’nun doğduğu evi, heykelini, vaftiz edildiği kiliseyi ve tablolarından oluşan galerileri-müzelerin en güzelini sanırım bi’ başkent Madrid’te bir de burada görebilirsiniz. Ayrıca, Malaga Antonia Banderas’ın da doğduğu ve bir süre yaşadığı şehir oluyor ki yereller nedense bununla fazlaca övünüyor.

Hem Akdeniz havası alayım hem biraz tropik iklim esintileri de olsun, yetmez bir de ben deniz ürünlerini çok severim derseniz, bunun için tüm İspanya’da ziyaret etmeniz gereken yerlerden biri önce Valensiya değil, Malaga olmalıdır derim! Ayrıca, Malaga mimarisindeki ince detayları; dantel gibi balkon ve pencereleriyle aslında Endülüs’te başka şehirlerde de rastlayabileceğiniz benzer binaların en naif örneklerine ve bir türlü tamamlanamayan harika bir katedrale sahip. Bence Endülüs’ün en gürültülü, en güzel sokak müzisyenli ve en yaşayan şehri burası.

2- Endülüs’te Haklı Sebeplerle En Uğranan Şehir: Seville

Seville Endülüs’te en turistik olan şehir diyebilirim. Hatta diğer şehirlerde Türkiye’den birine rastlamazken, Türkler’i kendinize Seville’de mıknatıs gibi çekebilirsiniz. Burası, İspanya’nın en büyük 4. kenti, Endülüs’ün ise en büyük şehri. Düzgün altyapısı ve inanılmaz tarihi mekanları olan bir üniversite şehri aslında….

Müslümanlar’ın Portekiz ve İspanya topraklarında bıraktığı Alcazar’ların (kale-bahçe-saray kompleksi) en iyi örneği Seville’da. Hatta ‘Gerçek Alcazar’ deniyor buradakine ve sadece burayı gezmek için bile yarım günden fazla zaman ayırmanız gerekiyor. İspanya tarihi, yaşananlar ve İspanyol topraklarından gelip geçen medeniyetler hakkında en çok bilgiye sarayın odalarını gezerken ve tavanların inanılmaz detaylarında kaybolurken ulaşabilirsiniz. Seville’daki Alcazar’ın bahçesi ise, ‘Endülüs Bahçesi’ olarak neyin kastedildiğinin en tipik ve güzel örneği.

Sevilla’da görecekleriniz sınırsız… Harika meydanlar, Avrupa’nın hacim olarak en büyüğü olan Seville Katedrali (hatta hakkında Avrupa’nın en büyük katedrali kabul edilmelidir diye tartışmalar var), rönasans binalarıyla süslü caddeleri, Yahudi azınlıkların yaşadıkları dar Santa Cruz sokaklarıyla en az üç tam günde gezebileceğiniz bir şehir Seville…

3- Sadece Elhamra Sarayı Bile Burayı Görmek İçin Yeterli Bir Sebep: Granada

Saray denilince, dünyada akla ilk gelen örneklerden olan ve pek çok kişinin ölmeden önce görülmesi gereken yerler listesinin başlarında yer alan Alhambra (Elhamra) Sarayı, Endülüs Bölgesi’nin Grana’da şehrinde yer alıyor. Bu saray  o kadar görülmesi arzu edilen bir yer ki, temmuz-ağustos gibi aylarda ziyaret etmek isterseniz, en az 1 ay önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor! O kadar büyük bir alan ki, bahçeleri (Generalife), içerideki farklı binaları (örneğin kilise), sarayları (en ünlüsü Nasrid Palace), uzun uzun beyaz şehir Granada’nın manzarasını seyredebileceğiniz terasları ve kale (Alcazaba) kısmıyla tüm bir günde gezmeyi zor bitirebiceğiniz, Arap Mimarisi’nin en ayrıntılı detaylarını göreceğiniz mekan kesinlikle Elhamra Sarayı.

Elhamra o kadar ünlü ve başlıbaşına Granada’yı ziyaret etmek için bir sebep ki, yıllarca (2012’de de Sevilya’ya gitmiş olmama rağmen) bende en çok Endülüs’ü tekrar görme isteği yaratan şehirdi. Hatta görmezsem, Endülüs’ü görmüş sayılmıyorum gibi düşünüyordum. Zaten bu şehir sadece Elhamra’dan da ibaret değil. Beklenti ötesinde büyük bir yer ve ara sokakları, samimi havası, arnavut kaldırımları, Granada Katedrali ve çevresinin düzeni yanında, dar sokaklarıyla inanılmaz güzel bir kent.

4- Bir Vadiden ve Kanyondan Daha Fazlası: Ronda

Ronda burayla özdeşleşen ve artık bir ikon haline gelen kocaman bir köprüye (Puento Nuevo) sahip. Şehrin eski ve yeni kısımlarını birbirine bağlayan, 18.yy’a ait, 120 metre yüksekliğindeki bu köprü benim ölmeden önce görülmesi gereken yerler listemin uzun zamandan beri en başlarındaydı. Köprü tepeden uçsuz bucaksız bir vadiye bakarken, dimdik kayalıklardan aşağı indiğinizde köprünün bir yerlerinden ışığı kırılarak gökkuşağı oluşturan minik bir şelale ile harika bir kanyon göreceksiniz.

Ronda, saydıklarım arasında 1 günde gezebileceğiniz tek yer. Fakat gezinizi uzatmak isterseniz gezebileceğiniz ve sıkılmayacağınız, bembayaz evlerden ve sarı tonlarından oluşan; inişli-çıkışlı hatta yer yer fazla yokuşlu bir eski şehir kısmına sahip. Ronda sokakları gerçekten çok güzel. Amaçları benim gibi kanyonu ve köprüyü görmek olan ve buna fazla odaklanan insanlardan ötürü, sokakları gölgede kalarak fazla bahsedilmiyor. Oysa, önünden kimse geçmeden cicili bicili bir sürü ev, duvar-seramik, kapı-pencere fotoğrafları çekebilirsiniz çünkü diğer şehirlerden biraz daha tenha burası.

Ronda’ya gitmenin en kolay yolu Malaga’dan günübirlik olarak buraya uğramak. Eğer burada da konaklamak isterseniz Seville-Malaga arasına olduğunu belirteyim. Örneğin, Malaga’dan Seville’ya geçmeden buraya uğrayabilirsiniz.

5- Endülüs’ün En Yakıcı ve Güzel Şehri: Córdoba (Kurtuba)

Cordoba’yı benim çok uzun zamandır görmek isteme sebebim Emeviler Dönemi’nden kalma Kurtuba Camii’ydi aslında. Çünkü burası da çok uzun zamandır mutlaka görmem gereken yerler listesindeydi.

Cordoba hakkında araştırma yaptığımda genelde 1 gün yeterli, yolunuz üzerindeyse uğrayıverin gibi yorumlara da rastlamıştım. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Cordoba için böyle cümle kurabilenler tek kelime ile derinlik ve gerçeklikten uzak. Şu an Endülüs’ün en güzel şehri benim için, haklı sebeplerle Cordoba diyebilirim. Avrupa’nın en büyük eski şehri Cordoba’nınki ve şehir o kadar güzel sokaklara sahip ki 43 derece sıcakta bile bana gün içinde 33000 adım attırabilmişti! Üstelik bu sokaklardan bazıları o kadar ünlü ki sokak fotoğrafı çekmeyi sevenler sırf bu sokaklar için aslında Cordoba’ya geliyor. Şehirde bolca, saksıların duvarlara asıldığı sokaklar, avlular mevcut fakat Calleja de las Flores (Street of Flowers) gibi birkaç sokağın tadı çok turistik olmasına rağmen daha bir başka.

Cordoba’da, tarihi İsa’dan Önce’ye dayanan Roma sütünları bile var desem! Yani, bu şehrin tarihi sanıldığında da eski. Fakat, şehrin medeniyet seviyesinin dallanıp budaklanması ve Cordoba’nın fazlaca büyümesindeki en büyük etken İslam Uygarlığı’nın 300 yıla yakın bir süre başkentliğini yapmış olması. Ne yazık ki, Endülüs Devleti’ne ait çoğu yazılı kaynaklar ve kütüphaneler Orta Çağ’da yıkılmış, yakılmış fakat geriye kalanlarla bile Cordoba inanılmaz bir tarih, üst üste konulan medeniyetlerle yaşanmışlık ve samimiyet dolu. Öyle ki, Endülüs’te hep çokça bulunan kiliselerin yanında, Cordoba’da bolca da cami bulunuyor.

Kurtuba Şehri

Farklı kültürlerin üst üste konulup, en iyi şekilde gözlemlendiği mekan ise başta buraya gelme sebebim olan Mezquita. Yani, yıllarca yapımı süren, zamanın (8 -11.yy) en ihtişamlı dini yapısı olan Kurtuba Camii’nin kırmızı sütunları üzerine kurulan katedral. Kurtuba Cami, Batu Avrupa’nın en önemli İslam eseri sayılıyor. Katedral ise tipik İslam, Hıristiyanlık, Gotik, Rönasans ve Barok detaylarla süslü.Her bir şapelin içinde, farklı kültür ve medeniyet ürünlerinin içiçe geçtiği dudak uçuklatan detaylar var.

Demem o ki, en iyisi mi gerçek İspanya’yı gözlerinizle ‘yaşamanız’. O zaman, haydi ilk fırsatta Endülüs sokaklarında kaybolmaya… (Her zaman bu kadar fazlasıyla olumlu bahsettiğim yerler olmaz aslında. Demek ki, daha neler var da ‘ilk fırsatta’ bile diyebiliyorum ve mutlaka Endülüs’ü görmenizi öneriyorum.)

Cordoba hakkında, hatta ayrıca katedral hakkında, bir ara, ayrı bir yazı hazırlasam yeridir diyebilirim.

Son olarak da…

Endülüs’e gidecekler için benim ulaşım açısından önerim: Malaga-(Ronda-Malaga)-Granada-Cordoba- Seville rotasını ya da tersini izlemeniz ve otobüs kullanmanız. Uygun uçuş ise her zaman olmasa da Seville’dan ama özellikle Malaga’dan bulabilirsiniz.

Eğer İspanya’ya kadar gitmişken;

Portekiz’e uğramak isterseniz, şu yazıma,

Endülüs kadar güneye inmişken de Fas’a geçmek isterseniz, önceden bilmeniz gerek şeyler olduğunu hatırlatmak istediğim buradaki yazıma bakabilirsiniz.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir