Japonya geleneksel ve modern yaşantının birbirinin içinde harmanlandığı  derinliği olan bir ülke. (yemek tarifi gibi oldu ilk cümleden)  Her gün gökdelenler arasında yerel kıyafetleriyle insanlara rastlamak mümkün ki, o kareyi düşündüğünüzde bile Japonya özetini kendi kendine sunuyor. Herkesin kurallara göre hareket ettiği, başkalarına tam anlamıyla saygı gösterip, özgürlüğünü başkalarını rahatsız etmeyecek şekilde çalışan insanların ülkesi…

 

Japonya sadece insanları ve kültüründen de oluşmuyor tabii. Harika bir doğası var. Zaten orada burada her yerde  tapınakların, mabetlerin doğa içinde fotoğraflarına rastlamanız mümkün. Ben ise bu doğal güzelliklere geçmeden önce, Japonya hakkında yazacaklarımı sıcağı sıcağına bazı gözlemlerimi paylaşıp, bana biraz beklenmedik gelen şeyleri anlatarak başlamak istedim.

 

Japonya’da umumi tuvaletlerin bile genelde masajlı,müzikli ve ısıtmalı olduğunu önceden biliyordum (evet gerçekten popolarının rahatını pek düşünüyorlar) veya kimono ile ortalıkta dolaşan birilerini görmenin sıradanlaşacağını, parklarda köpeklerini gezdiren çok sayıda amcalar-teyzeler olduğunu tahmin edebiliyordum. Bu nedenle bana şaşırtıcı gelmediği için kaçırmış olabileceğim başka noktalar olabilir. Eğer Japonya’yı ziyaret etmişseniz ve  size ‘tuhaf’ bulduğunuz başka şeyler varsa  yazının altına yorumda bulunabilirseniz çok iyi olur. Belki benim ‘değişik’ bulmadığım ya da fark edemediğim şeyleri siz yakalamışsınızdır ve başkalarının da daha dikkatini çekebilir.

Japonya’da her şey fazlasıyla minimal

Belki size Japon dizaynı şeylerin sade ve şık olmasından zaten bu dediğim şey bir çağrışım hemen yapacaktır ve ‘ee ne var yani bunda” diyebilirsiniz. Fakat minimalizm bence Japonya’da sadece mobilyada değil daha pek çok her şeyde!

Örneğin, Güney Kore’de Çin izlerine daha çok rastlıyorsunuz. Demek istediğim, Güney Kore’yi ziyaret etmişseniz ve minimal görünümlü şeylere rastlamışsanız emin olun ki aslında Japonya ile kıyaslandığında onlar bile hiç de minimal değiller. Kore çok daha görkemli tapınaklara ve mimariye sahip. Fakat Japonlar’ın daha kapalı ve yıllarca kendi içinde bir toplum olması, sömürüye maruz kalmaması( hatta aksine başka ülkeleri işgal etmesi) nedeniyle neredeyse tamamı kendilerine ait bir kültürleri var. Yani Uzak Doğu’da gördüğünüz pek çok abartılı dekor, çicekler-böcekler, oradan buradan sarkan bir şeyler, ışıltılar Japonya’da yeterince yok.  800 yıl öncenin tapınakları bile nasıl olduğunu anlamadığım şekilde modern bir çizgide diyebilirim. Hatta Japonya’dan sonra Tayvan’ı ziyaret etmiş biri olarak diyebilirim ki, Tayvan’da her şey üstüme üstüme gelmeye, dekorlar abartılı ve eski görünmeye başladı. Japonlar’ın minimal zevkleri mimariye, yemeklere, sunumlarına, evlerin içinden insanların kıyafetlerine kadar her şeye yansımış halde bence.

Bana en garip gelen ise Kyoto gibi yıllarca Japon İmparatorlukları’nın başkentliğini yapmış bir şehirde bile imparatorluk sarayının son derece gösterişten uzak olmasıydı. Saray deyince biraz daha ışıl ışıl parlasın, gördüklerimize inanamayalım, vay anasını dünyada da neler var yaa diyelim gibi bir şey bekliyorsanız bunu imparatorluk sarayında dahi pek görmeniz mümkün değil. Eğer gözünüze gözünüze detaylar batsın istiyorsanız buyrun sizi başka Uzak Doğu ülkelerine alalım. Düşünün, Japonya’da koskoca devlet başkanın şöyle bi’ övünülecek bir ‘kırmızı’sarayı yok bizimki ile kıyasladığımızda. Mesela o toplantı yaptığı yerin hemen arkadasında çadır gibi bir yerde dinlendiğini gözlerinizle görseniz, haline üzülebilirsiniz bile.

Saray sadece bir örnek. Altta birazdan açacağım başka başlıklarda da aslında bu minimalizme göndermeler var.Genel olarak Japonlar daha az ile yetinip, sadelikle kafayı rahat tutup, vakitlerini daha başka şeyler için harcıyorlar sanki.

Japon bisiklet sürer mi?

Ben Japonlar’ın Avrupalılar ile yarışırcasına bisiklet kullandığını hiç tahmin etmiyordum. Özellikle Osaka’da bazı sokaklar boyunca sıralı bisikletleri görünce bu bende sanki Amsterdam’da ya da Kopenhag’ta filanmışım izlenimi yaratmıştı.  Hem de hayatımda hiç bu kadar çok bebekleri ile birlikte bisiklet süren bir millet görmemiştim. Japonlar bisiklet fena sürüyor yani…

Özellikle de ulaşımın ve altyapının bu kadar gelişmiş olduğu ülkede insanların sadece toplu taşıma araçlarına bel bağlamaması ve o yoğun trafikte-kalabalıkta bisiklet sürebilmesi bana garip gelmedi değil.

Japonlar pek çok şeyi uzattıkça uzatıyoralar ve aceleci değiller

Japonya’da insanları atik ve sert hareketli bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Oysa siz ninjaları filan aklınıza getirip muhtemelen kesin ve hızlı hareketli insanlar hayal ediyorsunuz değil mi?

Benim en garipsediğim şey özellikle de otobüs şöförlerinin tüm duraklar boyunca konuşması, her inene-binene uzatarak teşekkür etmesi idi. Sadece otobüs şöförleri de değil, herkes her şeyin tarifini biraz uzatıyor sanki. Şaşırdığım şey ise bu kadar karışık alfabe, düşünce yapısı ile bilgiye nasıl ulaşıp- bilgiyi yorumlayıp hangi ara bu kadar gelişebildikleri…

Bence Japonya’da günlük yaşam acelesiz ilerliyor. Telaş yerine zaten belli planlar ve monotonluk var sanki. Örneğin zar zor sığıştıkları Tokyo metrosunda koşan, metroya yetişmeye çalışan birileri görmedim desem!

Bir şeye cevap vermek, hele de yerlere kadar eğilerek selamlaşmak ise bence inanılmaz törensel. Ufak bir şey soracaklarını söyleyip telefonla birilerini aradıklarında bile 3 dakika ‘ha haaoğ haa’ diyerek geçiyor ve sonra da muhtemelen “ee çoluk-çocuk nasıl, eşin, annengil babangil nasıllar” şeklinde devam ediyorlar gibi geliyor asıl meseleye sırayı getirene kadar.

Japonlar da kendi ülkelerini çok pahalı buluyorlar ve laf aramızda cimriler

Tanıdık-tanımadık birilerine Japonya’ya gideceğini söylerseniz ilk kurduğu cümle muhtemelen ‘’ iyi de çok pahalı değil mi’’ olacaktır. Yaşam standartlarının yüksek olduğu ve kendi ülkesi de pahalı olan pek çok farklı milletten insandan bile hep benzer bir cümle duydum. Ki Japonlar’ın kendisi de pahalılıktan yakınıyor… Sanırım bu nedenle de Türkiye’de gördüğünüz Uzak Doğulu turistlerin yarısından fazlası Japon. Ülkelerinde konaklamak için harcayacakları paraya dünyanın pek çok yerini (hatta neredeyse tamamını) gezmek çok daha uyguna denk geliyor çünkü -_-

Evet, Japonya pahalı bir ülke, örneğin ulaşım çok pahalı (ki seyahat ederken benim şu yazımda da sürekli bahsedip durduğum şekilde, benim kaçınamayacağım masraflardan). Yine de diyebilirim ki Japonya benim gördüğüm en pahalı ülke değildi. Başaçıkılabilir bir pahalılığı var yine de sanki. Ulaşım çok pahalı fakat yemek pek pahalı değil gibi  birbirini dengeleyebilecek şeyler var (yine de Türk Lirası’na çevirmemekte fayda var) … Konaklama için de ortalama fiyatlı iyi hosteller mevcut, üstelik her zamanki gibi Couchsurfing seçeneğiniz de var. (hatta benim Couchsurfing tecrübelerim ve hakkındaki olumlu-olumsuz düşüncelerimi şu yazımda bulabilirsiniz).

Tanıştığım Japonlar’dan gözlemlediğim ve bazen garipsediğim bir şey varsa o da ‘cimrilik’ derecesine varacak şekilde tasarruflu yaşamları. Paramız çok sizden ama zor kazanılıyor meret, biz yine de zor harcayalım mantığında olduklarını düşünüyorum. Birilerine bir şey ısmarlamak gibi bir huyları bence yok ya da her şeyin önce en ucuzu ne diye araştırıyorlar. Hayatlarının pek çok detayında gözlemleyebildiğiniz minimalizm ‘para harcamak’ konusunda da geçerli yani. Gösteriş daha doğrusu ‘görgüsüzlük’ten bence genel olarak uzaklar diyebilirim. Soruyorum siz gerçekten hiç ‘bonkör’bir Japon’a rastladınız mı? (o zaman parasının hesabını tutmayacak kadar zenginmiş herhalde o dayı/yenge)

Bu kadar da elektrik telleri Japonya’da da olmaz ki kardeş

Eğer  Tayland’a filan gitmişseniz (genelde herkes Uzak Doğu’yu gezmeye Tayland’tan başladığı için ya da bir şekilde gittiği için buradan örneğini verdim) çok fazla elektrik tellerinin aşırılığını görüp garipsemiş olabilirsiniz. Bir Malezya’da, Hong Kong’ta bile bu kadar elektrik teline rastlamazsınız; fakat Japonya’daki elektrik telleri-kabloları Bankok’ta göreceklerinizle/görmüş olduklarınızla yarışır, yani o derece fazla… Beni Güney Kore ve Japonya’da en şaşırtan şeylerin başında elektrik telleri geliyor diyebilirim. Ben nispeten yeni-gelişmiş bir altyapıları olduğundan ve kazmadık yer kalmayana kadar her yeri tren rayları ile döşediklerinden elektrik tellerinin her çatıyı süsleyeceği bir görüntü beklemiyordum açıkçası. Hatta bazen bazı sokaklar sanki sadece elektrik tellerinden ibaretmiş gibi bile gelebilir.

Gerçekten kimi yerde daha da şaşırtacak kadar ve kesinlikle göze fazlasıyla batacak kadar elektrik teli yok mu sizce de? Ben de bir süre sonra onlarla barışmaya başladım mecburen ve fotoğraflarda güzel çıktığını fark ettikten sonra umursamamaya başladım.

Japon yapıyor… Daracık alanları bitkilerle cennete çeviriyorlar

Japon bahçeleri ünlü malumunuz… En basitinden herhangi bir yerde botanik filan gezerseniz genelde bir Japon bahçesi vardır. Japonya’da turistik mekanlarda (genelde eskiden soyluların oturduğu evlerde ya da tapınaklarda vs) güzel ve özenli bahçelerle karşılaşacağımı tahmin ediyordum fakat herhangi bir evin önündeki küçücük alanların bile sanki bir iç mimarın ya da peyzaj ile profesyonel uğraşan birinin elinden çıkmışçasına sade-zengin ve sevimli olmasını beklemiyordum.

Yine yazının başından beri bahsedip durduğum minimalizm tabii ki bahçe kültürüne de yansımış durumda (belki de bahçeler ile başlamıştır). Çok sayıda ama az yer kaplayan bitkiler, bozailer, taşlarla gerçekten ufak ama çok sevimli dokunuşları var.

Betondan yıkık dökük duran evlerin bile minicik de olsa bir toprağı var ya da hiç bilmiyorlarsa kapı önlerinde saksıları var. Alt tarafı iki saksı işte, ne yani belki Türkiye’nin bazı şehirlerinde, Avrupa’nın çoğu ülkesinde de sevimli şeyler var derseniz öyle değil işte… Japonya’da çok daha ‘şık’ ve sade, oldukça az bir alanda inanılmaz tatlı kapı önleri ya da apartmanların arasında yürürken bir anda karşınıza çıkan; tapınak ya da mabet filan herhalde sandığınız ama ‘bildiğiniz ev’in bahçesi  çıkan yerler mevcut.

Vejetaryenseniz ya da deniz ürünleri ile aranız iyi değilse Japonya’da yemek bulmak çok zor

En sebzeli dedikleri yemeklerinin bir yerinden bile balık suyu kesinlikle fışkırıyor ve ağır kokusu ile kendini hemen fark ettiriyor. Ben Uzak Doğu’yu genel olarak vejeteryan yemek yönünden çok zengin buluyorum bu nedenle Japonya adına şaşırdığımı söyleyebilirim. Japonya’da genel olarak, içinde hayvansal gıda olmayan yemekleri olan bir mekana rastlamak çok zor diyebilirim. Bu ülkeyi veganlar nasıl ziyaret edebilir ve uygun bir fiyata bir restoran bulup karnını doyurabilir mi gerçekten merak ediyorum.

Japonya’da yemek yanında gelen buzlu su da neyin nesi?

Yemek yediğiniz yerde suya ayrıca para vermemek güzel bir duygu değil mi? Fakat o suyu içebilirseniz… Hostelin lobisinde, kahvecide, çorbacıda her yerde buzlu su var! Ben dışarı çıkarken Japonca uzun uzun ”yine bekleriiiz” tadında bir paragraflık vedalaşmalarından sonra ben de artık Türkçe ”dışarıda hava 5 derece ve biz aralık ayındayız siz neyin kafasını yaşıyorsunuz kardeş” diyordum.

Japonya’da her şey sırayla, hem de aklınıza gelebilecek her şey!

Sıraya girmek, araya kaynamamak güzel şeyler fakat dua etmek için tapınakta, otobüse binerken, yürüyen merdiveni kullanmak için… Bazen sıraları pratiklikten uzaklaştıracak kadar abartılı şeyler de içeriyor.

Evet, kurallara iyi uyulan başka ülkeler de var. Fakat bence Japonya’da kurallar ‘fazla kural’. Çakallık, işgüzarlık yok. Aslında olmaması da iyi, kendi zamanımdan kazanayım derken başkalarının zamanından da çalmamış oluyorlar. Özgürlükler başkalarının haklarını ihlal etmeden kullanılıyor. Sistemin tam bir parçası olup, cidden oyunun kuralını bozmazsanız zaten o aradığınız zamanı kaybetmeyeceğinizi daha iyi fark ediyorsunuz Japonya’da. Düşünün Türkiye’de bir devlet dairesinde evrak işlerinizi… Birileri önünüze geçmemiş olsa ya da siz birilerinin önüne geçmek için ekstra çaba sarf etmeseniz, planladığınız saatte-şekilde zaten işinizi bitirip çıkabilmeniz daha mümkün olmaz mıydı?

Japonya’da mesela otobüse orta kapıdan bindiğiniz bir sıra var, ön kapıdan ise sadece para ödenip iniliyor. Otobüs önce ön kapıdan yolcuları indiriyor, bu sırada şöför size teşekkür ediyor, iyi günler, günaydınlar havada uçuşuyor ve sonra otobüs 5-6 metre ileride tekrar durup orta kapıyı açıyor. Herkes sırayla (durağa gelme sırasına göre sıra yapıp) otobüse biniyor! Bence bu durum stresi azaltıyor. Yani durağa önce gitmişseniz siz önce binip oturabilirsiniz, durum bu sayede anasıfında yapılan oturma-sandalye kapmaca yarışına dönmüyor. Tabii otobüs sadece bir örnek. Başka alanlarda da zamanınızı korumak ya da öncelik elde etmek için hakkınızı kendinizin elde ediyor olması güzel olmaz mıydı? Ama dua etmek için de tapınakta sıraya girmek nedir ya, o kadar da olmasın…

Japonlar Asya’da gördüğüm en sert mizaçlı millet

Kesinlikle Uzak Doğu’daki en çatık kaşlı, hatta zaman zaman huysuz sayılabilecek millet Japonlar. Bu arada, gülümseme ya da soru sorulunca-yardım istenince ellerinden geleni yapmak huyları kesinlikle var. Fakat bir Tayland gibi değil. Yani ilk fırsatta ”ay ne güleryüzlü insanlar onlar öyle” diye nitelendirebileceğiniz şekilde değiller veya Koreliler’e olduğu gibi ”ne kadar da şekerler öyle ya kıyamaaam” diyebileceğinizi sanmıyorum. Genelde çok daha meşgul ve kendi hallerindeler. Bu kadar fazla bireysel olmalarını ve çevreyi pek merak etmemelerini sadece çok çalışmaya değil (çünkü uzun saatler çalışan başka milletler de var) aynı zamanda kültürlerine-genetiklerine de bağlıyorum. Asya’daki tek emperyalist devlet olabilmiş ve çevre ülkelerine özellikle de 19.yy’da dehşet saçmış, gittiği ülkeleri ‘Japonlaştırma’ya çalışmış bir milletten bahsediyoruz sonuçta… Yedisinde neyse yetmişinde de odur misali bence bu sert mizaçları. Laf aramızda genel olarak amcaları da özellikle ”gudubet” olarak değerlendiriyorum çünkü genelde bir suratsızlık ve zaman zaman söylenme hali içindeler.

Yani sanmayın ki o poz verdikleri hallerindeki gibi sevimli anime karakterleri kıvamındalar her dakika.

Japonya’da yardım istemedikçe kimse size yardım teklif etmiyor ya da safça sizinle göz göze gelip selam vermek için uğraşmıyor. (Örneğin Güney Kore’de insanlar gözlerini kaçırmıyor hatta tersinize yüzünüze bakıp bakıp selam vermeye çalışıyor). Ben Japonlar’ı daha önce tanıştığım insanlara bakarak daha ziyade Koreli popçuları meşhur eden ve pembe defterlere jel kalemlerle not alanlar kıvamında ponçik bekliyordum, ama pek öyle çıkmadılar… Kendiliğinden yardım etmek, ne haldesin diye sormak pek yok. Eğer soru sormazsanız diyalog kurabilme ihtimaliniz ise az. Güney Kore’de ansızın gelişen diyaloglar, teyze muhabbetleri çok daha yaygın ve bana bizi hatırlatıyor diyebilirim.

Japonya aşırı turistik bir ülke

Japonya’nın sakura (kiraz çiçeklerinin açtığı dönem) zamanı ve sonbaharda çok ziyaret edileceğini tahmin edebiliyordum fakat Japonya’da “izdiham” olarak nitelendirebileceğim şekilde bir turist kalabalık da beklemiyordum. O çok/pek fotoğraflanan mekanların aslında nasıl olduğunu görmek isterseniz fotoğrafa iyice bir bakın… burada o kadar da hatıra istediğinize emin olur muydunuz?

Sosyal medyada gözümüze sokulan ”en mutlu anlar aslında ne kadar da yalanmış”ı en iyi anlayabileceğiniz ülkelerden biri Japonya bence ve bir itirafta bulunmam gerekirse dünya üzerinde çok daha uygun fiyata gezebileceğiniz çok güzel-zengin kültürlü başka ülkeler de var. Nitekim bu nedenle Haydi millet Tayvan’a diye bir yazı hazırladım. Ayrıca, ”fiyat-performans” açısından insanı çok daha mutlu edebilecek şehirler listesi de yapmayı düşünüyorum. Ben Japonya’nın ‘pahalılığı’nı da göz önünde bulundurarak fiyat-performans açısından 5 üzerinden 2,5’tan 3 veriyorum ona, hem de şu aşağıdaki renklere rağmen… Çünkü arkamda bana pek ânı hissettiremeyen kalabalığı ben biliyorum, öyle özetleyeyim durumu da…

Japonya hakkında ilk söyleyeceklerim bu kadar benim. Sahi başka bir ülkede sizin fark ettiğiniz küçük ama gerçekten garip detaylar var mı veya Japonya’yı ziyaret edip tuhaf bulduğunuz başka şeyler var mı?

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir