Kopenhag benim için Lizbon ve Stockholm’den sonra en güzel Avrupa başketi diyebilirim. Bize göre her mevsim soğuk sayılabilecek, genelde yağmurlu hava koşullarına ve insanın ciğerini dağlayan pahalılığına rağmen; şehrin sahip olduğu bisiklet kültürü, rengarenk dik çatılı evleri ve tertemiz sokakları kesinlikle oldukça sevimli ve büyük olmasına rağmen burayı samimi bir başkent yapıyor.

Aşağıda sayacağım gezilecek yerlerin ötesinde bence Kopenhag tam bir ‘sokakları tek tek keşfetmelik’  şehir. Renkli binaları, ‘’burası da mı özel bir yer acaba’’ dedirten meydanları, tatlı kapı-pencere kombinasyonları ve bisikletleriyle fotoğraf çekmeyi sevenlerin, tek bir sokakta dahi ilerlemesinin dakikalar, belki saatler de alacağı bir şehir…

Kopenhag’ta, Instagram’da filan sürekli rastladığınız, benim nihayet sahibini bulup çıkardığım o mavi ev dışında, kendinize yeni mavi, yeşil, pembe ya da da çok farklı bir renkte evler bulabileceğiniz bir sürü daha sokak var. Bunu özellikle belirtiyorum bakın, çünkü mavi evin sahibi abimiz çok sıkılmış durumdaydı ve mimikleri her saniye ‘’bıktım bu manyaklardan da evden de, taşınsam mı n’apsam’’ tarzında seğriyordu.

Kopenhag kesinlikle küçük değil. Özellikle de gezeceğiniz yerler oldukça farklı alanlara dağılmış durumda. Bu nedenle de bu rehberde nereler kesinlikle atlanmamalı, zaman bulunursa nerelere uğranabileceğinden bahsettim. Ben Kopenhag’ta 3 günümü çok yoğun geçirdim. Bunun iki gününde, ortalama 25 km kadar yürüdüm. Üstelik önceden iyi planlayarak gezen biri olmama rağmen de bu kadarın bile bana yetmediğini söyleyebilirim. Bu nedenle, hızınıza ve ne görmek istediklerinize bağlı olarak, Kopenhag’a en az 3-5 gün ayırmanızı öneririm.

Kopenhag’ta mutlaka görmeniz gereken yerler

Nyhavn

Herhalde Kopenhag hakkında herkesin az-çok bir fikre ulaşmasını sağlayan, çoğunun profil fotoğrafını değiştirmek için bin bir deneme yaptığı yer burasıdır. 17. yy’dan kalma, şimdilerde kafe-bar-restoran vs olarak kullanılan rengarenk evleri, ve kanal turlarının buradan başlaması ile de meşhur bir kanal burası.

Kopenhag’ta daha tenha ve sevimli başka kanallar da bulabileceğinizi hatırlatmakla birlikte; gitmişken, masalları 120’den fazla dile çevrilmiş Hans Christian Andersen’in yukarıdaki fotoğrafta da görülen kıpkırmızı evini ziyaret etmenizi, kanalın ucundaki-karşısındaki yapılara; köprüye, karşınızdaki modern binalara, Opera Binasına ve Skuespilhuset (Royal Danish Playhouse)’a bakmanızı öneririm.

Bu arada kanal turu derdine düşmekten ziyade asıl, yazın Nyhavn’da günbatımını kaçırmamanızı tavsiye eder, sizin gibi günbatımı kaçırmak istemeyen ve 376 kez aynı yerde özçekim peşinde olan Nilgün, Derya Hanımlar’ın etrafınızda her dakika olabileceğini de hatırlatırım. Öyle de kalabalık bir yer…

Black Diamond (Royal Danish Library/ Danimarka Kraliyet Kütüphanesi)

Black Diamand(Kara Elmas) adından da görünüşünden de anlaşılacağı üzere gerçekten de kömüre benzeyen, Kraliyet Kütüphanesi’nin bir parçası olan modern bina oluyor.  Eşyalarınızı bir dolaba kilitleyerek yukarı çıkabilir ve harika manzarasının tadını çıkarabilirsiniz.

Ama daha bununla da bitmedi… Kütüphane olmasının verdiği huzur ve tatlılık bir yana, bina gerçekten de ‘Royal’ kelimesinin hakkını veren eski-romantik kısma da bağlı. Burayı da görmenizi öneririm.

Daha sonra modern binadan çıkıp karşı tarafa geçtiğinizde ise Kraliye Kütüphanesi’nin bahçesini göreceksiniz. Bu bahçe en önemli varoluşçu filozoflardan Søren Kierkegaard heykelinin de bulunduğu oldukça düzenli, farklı farklı çiçeklerle sevimliliği arttırılmış bir bahçe… Bahçenin diğer tarafı ise zaten gitmeniz gereken bir yer olan, Christiansborg Sarayı’na çıkıyor. Hal böyleyken, Kopenhag’a özellikle de benim gibi yazın gittiyseniz, bahçeyi kesinlikle atlamayın!

Christiansborg Sarayı

Günümüzde Kraliyet ailesinin farklı organizasyonları için kullanılıyor. Farklı bölümleri ve farklı giriş ücretleri var. Tüm bölümleri 150 DKK’ya (20€ kadarcık) ziyaret edebilmek için gerçekten ciddi miktarda zaman da ayırmanız gerekiyor. Üzgünüm içini ben de ‘şu aşamada’ göremedim fakat dışarıdan da çok ihtişamlı. Ayrıca, bence kendisinden daha da güzel görünen, oldukça ihtişamlı bir kuleye sahip, Kopenhag’ın en eski binalarından biri olan Børsen (The Old Stock Exchange/ Eski Borsa Binası)’na çok yakın.

City Hall (Belediye Binası)

Meşhur Tivoli Bahçeleri’ne de oldukça yakın ve şehir merkezinden geçen çoğu otobüsün ortak durağı burası diyebiliriz. Ayrıca merkez tren istasyonun da çok yakınında. Şehri keşfetmeye belediye binasının bulunduğu yeri referans alarak başlayabilirsiniz. Kocamanlığı, turuncu kuleleriyle ve meydanındaki heykelleri ile görülmeyi hak ediyor. Ama ben aşağıya Tivoli’nin girişinin fotoğrafını koyuyorum 😀

Kopenhag'ta uyuşturucu ticaretinin yapıldığı tezgahlar

The Round Tower(Yuvarlak Kule) ve çevresi

Kuleden Kopenhag manzarası seyredebilirsiniz ayrıca çok ünlü markalarınkiler de dahil olmak üzere pek çok mağaza burada. Özellikle hafta sonu, hava yağmursuzsa benim şahit olduğum kadarıyla hiç de benlik olmayan bir yer. Aşırı kalabalık, fazla pahalı ve fazla turistik aktivitelerin düzenlendiği, çok farklı sokak müziklerinin insanların uğultusuna karıştığı bir yerler… Fakat görülmeli.

Royal Copenhagen Kısmı

Norreport İstasyon’undan başlayıp içinde Rosenborg Sarayı’nın da bulunduğu sokak boyunca çok sayıda Rönesans Dönemi binasının olduğu, çeşitli müze ve eski parkların bulunduğu kısım oluyor burası.

Rosenborg Sarayı’nın bahçesinden fotoğraf çekmek için de biraz acele etmeniz gerekiyor. Yaz aylarında güneş kuzeyde çok geç battığı için, zamanın nasıl geçtiğini anlayamayabilirsiniz ve bahçeye giremeyebilirsiniz. Ziyaret etmek için, yazın en uzun günlerinde bile 17:00’da en geç giriş yapabiliyorsunuz!

Christianhavn Bölgesi

350S ve 9A otobüsleri Christianhavn’a geliyor. Bence başlıbaşına zaman alabilecek çok güzel bir bölge. Church of Our Saviour, Özgür Şehir Christiania ve Nyhavn’dakilerden daha temiz görüntüler elde edebileceğiniz, liman boyunca uzanan Overgaden sokağını atlamamanız gerekiyor.

Anarşist Komün özelliklikteki Özgür Şehir Christiania’yı açıklamak biraz uzun olduğu için şuradan ayrıca yazısına ulaşabilirsiniz.

Church of our Saviour (Bizim Kurtarıcımız Kilisesi)’nin ise içindeki orgu kesinlikle görmeyi atlamayın. Eğer çok ama çok uzun bir kuyrukta beklemeyi göze alabilirseniz, şehrin pek çok yerinden kulesini fark edebildiğiniz bu kilisenin, 90-100 metre yükseklikteki o kulesinin tepesine, 400 tanecik basamaktan sonra ulaşabilirsiniz.  Kilisenin girişi ücretsiz, kuleye çıkmak 30 DKK.

Kopenhag’ta zamanınız arttıysa gitmenizi önerdiğim, Nørrebro bölgesindeki iki yer ise:

Superkilen Park

Burası güya yetişkinler için bir park olmakla birlikte, çok müthiş fotoğraf çekme yetenekleriniz yoksa, görmüş olduğunuz çizgiler ve 2 adet 10-12 yaşlarındaki çocuktan ibaret, kesinlikle ‘overrated’ bulduğum bir park. Al işte hatta alttaki fotoğrafta çocuklar da yok, nereye gitmişlerse…

Assistens Cemetery(Mezarlığı)

Burayı yıllar önce bir gezi programında izlemiş ve yıllarca sırf Andersen’in mezarı burada diye nedense gitmek istemiştim. Sonra zamanla burası bazı listelerde, dünyanın en huzurlu bahçeleri/mekanları vs arasında gösterilmeye başlandı. Fakat ben abartıldığı ve düşlediğim kadar harika bir şey nedense bulamadım. Evet, Danimarkalı pek çok düşünür ve tanınmış insanın mezarı burada, oldukça eski veya küçük-sevimli, benim ‘butik mezarlık’ dediğim, kesinlikle farklı bir kültürü yansıtan mezarlıklara da rastlamanız mümkün fakat burada piknik yapmaya, köpeklerini gezdirmeye, koşmaya gelen Danimarkalılar’ın şen kahkahaları, refahı ve ortamın bol yeşilliği dışında çok aşırı büyüleyici de bir havası olmadığını itiraf etmek zorundayım. Hatta bu refah, düzen ve temizlik; Kopenhag’ta en son buraya uğrarsanız, burayı sinir bozucu bile bulmanıza neden olabilir.

Yarım günden daha fazla zamanı alacağını ve Kopenhag ile birlikte bir sürü şehir içeren 1 aylık tatil bütçemin neredeyse çeyreği kadar masraf oluşturacağını düşündüğün için ve benim de ‘’artık bi’ dahakine’’ diye buraları görmeyi ertelemek zorunda hissettiğim iki yer ise: Tivoli Bahçeleri ve  Louisiana Devlet Müzesi.

Kopenhag’a bir daha gitsem de gitmem dediğim yer:

Kesinlikle, şu Kopehag’ın simgesi haline gelmiş denizkızı heykelini görmeye gitmem. Gitmediğim halde, Vilnius’ta o kadar yol yürüyüp, Frank Zappa Heykeli’ni gördüğümdeki(şurada anlatmıştım) duygumu kendime hatırlatarak, iyi yaptın be Elif, iyi ki gitmedin diyorum kendime ve mutlu oluyorum nedensizce. İleride bir gün tesadüfen görebileceğimi de sanmıyorum çünkü çok sapa yerde. Onca yolu gidip boşuna Uzak Doğulular ile bi’ fotoğraf için yüzgöz olmaya, minicik bir heykel için birbirinizi kırmaya değmez bence.

Kopenhag ne kadar pahalı? Kopenhag’ta nasıl tasarruf yapmalı, bütçeyi nasıl dengelemeli?

Ben genel olarak cimrilik derecesinde olmasa da oldukça kıt bütçe ile gezen biriyim. Bir ülkeye gittiğimde en iyi yemeklerini, en iyi restoranlarda yemek gibi ya da ortalama maliyette otellerde kalmak gibi bir önceliğim benim yok, hele de Avrupa’da hiç yok, onu belirteyim. Sahip olduğum bütçenin çoğunu da gezilerde; olabildiğince verimli şekilde harcamak için en çok ulaşıma ya da müzelere vs harcarım. Benim bile(bile diyorum) günlük harcağım miktar 35-40 € civarındaydı ki konaklamaya Couchsurfing kullandığım için para vermedim.

Kopenhag için şunu da belirteyim, turizm ofisinin size önereceği miktar ise günlük en az(!) 80 € bütçenizin olması, ki haklılar…Bu arada Kopenhag’ta Couchsurfing’ten birini bulmak ya da makul fiyatlı(dediysem 30 € ’dan başlayan cazip fiyatlarla!) bir hostel bulmak çok ama çok zor. Couchsurfing’ten evinde kalabileceğiniz birini bulmak için; çok önceden yerinizi ayırtmanız ya da o kişinin profilini çok ama çok iyi okumuş, ona göre bir mesaj yazmış olmanız lazım. Tabii bir de kesinlikle iyi referanslarınız olması gerekiyor. Neden bilmiyorum, Danimarkalılar evlerine birilerini kabul ederken, daha önce başka hiçbir millette rastlamadığım kadar seçici. Oysa kendileri o kadar soğuk insanlar değiller normalde.

Bir de, benim yöntemimce, Avrupa’da bir şehrin ortalama olarak kahve fiyatlarına bakarak orada hizmetin ne kadar pahalı/ucuz olduğu çıkarımında bulunabilirsiniz aslında. Örnek vermem gerekirse; Letonya’nın başkenti Riga’da kahve 1-3 € iken, Fransa’da şehrine göre 2.5-4.5 €, Kopenhag’ta ise oturduğunuz kafesine göre 6-8 €. Bilmem Kopenhag ne kadar pahalı, durumu anlatabildim mi?

Buyrun hatta markette Türkiye’de de rahatlıkla ortak olarak bulabileceğiniz ürünlerin fiyatları… Anlayacağınız 2 lira’ya alabildiğiniz çikolatayı Kopenhag’ta almaya kalkarsanız 4 lira’ya geliyor sanıp üzülmeyin çünkü çile bu kadarla da bitmiyor, henüz üzülmeniz için erken… Paranızı kesinlikle kur olarak internette araştırdığınızın çok altına bir oranda bozduracak ya da çok ciddi komisyonlar ödeyeceksiniz.  Hatta bu dediğim o kadar fark yaratıyor ki nasıl Danimarka gibi bir ülke para bozan aracı kurumları bu kadar kazandırmak istiyor anlam veremedim. Çünkü İskandinavlar’da bu kadarına ne İsveç’te ne de Norveç’te rastladım.  Örneğin, aynı Forex, Norveç’te düşük miktarda para bozarsanız komisyon bile almazken, burada en az 7 € gibi bir komisyon alıyor!

Yani o çikolata size 5 liraya mal olacak, haberiniz olsun!

Kopenhag’ı nasıl daha ucuza gezmeli?

Yok mu bir hal çaresi derseniz de biraz çakallık etmek için de önerilerim:

  • Olabildiğince kredi kartı kullanın: Toplu taşım araçları için biletlerinizi tren istasyonlarındaki makinelerden alırsanız kredi kartı kullanabilirsin. Yine aynı şekilde yemek ve market için de kartınızı kullanın. Çünkü herhangi bir Türk bankası bile kuru emin olun, internette araştırdığınıza çok daha yakın şekilde ayarlayacak.
  • Nakit harcayacağınız parayı iyi hesaplayın ve paranızı tek seferde bozdurun. Komisyon almıyoruz deyip kendi kendine kur uyduran yerlerdense, komisyon alan yerleri tercih edin ve tek seferde komisyon verin. Bir de belli bir miktarın altına/üstüne farklı oranlarda kesinti olabilir, onu da bozdururken sorun.
  • Eğer, ‘Inner City Districts’ yani Vesterbro, Nørrebro ve Østerbro bölgelerindeki yerlere de gidecekseniz kesinlikle, 4 bölgeyi kapsayan, günlük ulaşım için olan bileti alın. Zaten otobüs şöföründen 2 kez bir yere ulaşım için bilet alırsanız, hemen hemen günlük biletle aynı fiyata denk geliyor. Yani, 3 kez araç kullandığınızda kara geçmiş oluyorsunuz. Fiyatı ise 80 DKK(cık) yani ben diyeyim 45 lira siz deyin 50 lira… Ama değer… Hatta size uygun ‘City Pass’lere göz atmak için site de şu de şu, gitmeden bakabilirsiniz.
  • Her müzeye de gitmeyiverin. Bunu dediğime ben de inanmıyorum fakat çok ciddiyim. Fransa’da, İtalya’da, İspanya’da daha kaliteli galeriler, müzeler varken; çok önceden beri görmeyi planladığınız müzeler dışındakiler için haftanın belirli gün ve saatlerindeki bedava giriş saatlerini de araştırın. Bu arada çoğu müze pazar ya da pazartesileri kapalı.
  • Eğer uygun fiyata (Kopenhag’a göre) yemek ararsanız, Nørrebro bölgesindeki göçmen restoranlarını deneyebilirsiniz.
  • Her markette olmasa da bazı marketlerde ve yemek yiyebileceğiniz yerlerde su içebileceğiniz musluklar mevcut.
Demem o ki, Kopenhag pek bir güzel ama pahalı be yav… Yine de Kopenhag’ın renkli sokaklarını, önerdiğim bir takım kemer sıkma politikaları dahilinde ‘biraz daha’ ucuza gezebilirsiniz, afiyet olsun!
O zaman dans! Renk!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir