luwak kahvesi

Kimmiş, neyin nesiymiş bu luwak, ismi de bir yerlerden tanıdık geliyor dediğinizi duyar gibiyim…

Muhtemelen luwak adını eğer kahve ile arası iyi olan, farklı kahve aromalarını merak eden biri değilseniz daha önce ‘the Bucket List’ filmini izlemiş ve orada duymuş olabilirsiniz. Hemen baştan söyleyelim o zaman: Luwak bir hayvana Endonezyaca’da verilen isim ve bu hayvanı tanımlamak için en doğru kelime Türkçe’de ona (palmiye) misk kedisi demek olabilir. Bu hayvancağız ne bulsa yiyen, özellikle de bazı bitkilerin tohumlarını, börtü böceği çok seven bilhassa da işte palmiyegillerle arası iyi bir hayvanmış.

Yaklaşık 6-7 yıl kadar önce ben de Bucket List filminini izlediğimde(yuh o kadar olmuş mu ben bu filmi izleyeli?) , kedigiller familyasından olduğunu bilerek hayal ettiğim bu hayvanı nedense ben kaplan filan gibi bir kedi yiyor, pisliyor, insanlar da bunun çıkardağı kahveleri  içiyor diye düşünmüştüm. Oysa bu hayvan pek kaplana ya da bildiğimiz kediye benzemiyor, sadece kedilerle aynı familyadan geliyor. Uzatma artık o kedi buraya gelsin bakalım derseniz de işte bay luwak:

İşte o ünlü, kısa bacaklı, miskin luwak kediciği

Luwaklar genel olarak ışıktan çok etkileniyor. Eğer fotoğraftanda da fark ettiyseniz buğulu, donuk bakışını bunun sebebi gözlerinin odaklanamamasından ve gündüz neredeyse kör oluşundan. Bu yüzden de bu hayvan akşamları avlanmak için ormana dalıyor, en güzel kahve çekirdeklerini de akşamları özenle seçip yiyor. Ardından dışkıları toplanıp, sıcak su ile yıkandıktan sonra kavruluyor. Tabii günümüzde artık insan eliyle besleniyor, yani doğal ortamanıa bırakılmıyor. Bu konuya da geleceğiz…

Bu kahveyi (Kopi Luwak) bu kadar özel yapan nedir?

Bunda benim anladığım kadarıyla iki etmen var

  1. Luwak sadece olgun, çok iyi kızarmış-oldukça kırmızı kahve tohumlarını topluyor, yani ağzının tadını biliyor ve öyle olur olmaz kahve çekirdeğini yemiyor.
  2. Luwak tohumları tam sindiremiyor ve midesinde kahve çekirdekleri fermantasyona uğruyor. Yani kahvenin asıl aromasını veren bu hayvancığın midesindeki enzimler.

Luwak kahvesi nerelerde üretilir?

Dünya üzerinde kahve üretilebilen belli başlı yerler var zaten. Luwak ise Asya ve Afrika’da yaşayabilen bir hayvan. Bu durumda kahvesiyle ünlü bazı memleketlerde örneğin bir Kosta Rika’da doğal ortamında bulmanız mümkün değil haliyle. Uzak Doğu’da ise bu kahvenin üreticiliği; Vietnam, Filipinler, Endonezya’nın belli ve az sayıdaki bölgelerinde yapılıyor. Endonezya’da Bali adasında da üretilebiliyor. Bay luwakla da ilk kez Bali’de tanışmış bulunduk biz de.

Luwak kahvesinin tadı nasıldır?

Eğer ciddi anlamda kahveden anlamıyorsanız, sadece acı bulacağınıza eminim. Fakat kahveye düşkün birisi çok yoğun bir aroması olduğunu fark edecek ve normalde içtiği filtre kahvelere peeh o da kahve miymiş, su içiyormuşuz diyecektir.

Luwak kahvesini özel yapan asıl şey ise, içtikten sonra kahve tadını çok uzun süre hissediyor olmanız. Yoğun bir aroması olduğu için tüm gün boyunca kahve tadını ağzınızda hissedebilirsiniz. Biraz ağır da gelebilir, çünkü günde kimi zaman beş fincan kahve içen biri olarak benim bile midemi ağrıtmıştı. Yine de kimi zaman kahveden midesi ağrımaya alışkın bir insan olarak gittiğim yerden, özellikle de gördüğüm aşağıdaki şu manzaraya karşı, tası tarağı toplayıp gelsem de şöyle bir köy evinde yaşayabilsem diye hayal ettirdiği için pişman da değildim, tersine memnundum bile mide ağrısından.

Hayalimdeki köy evini Bali’de kahve içerken buldum

Bali’de nerelerde içilir?

Bali’de Tegalalang olarak bilinen, Ubud’un biraz daha kuzeyinde ve aslında pirinç teraslarıyla ünlü bölgesinde aynı zamanda kahve üretim alanları bulunuyor. Bu alanlar, merak edenlere yönelik turistik birer mekan haline gelmiş artık. İşte buradaki çiftliklerden birine uğrarsanız, size hem luwakları gösterebilirler hem de diğer tropik bitkileri ve bunların nasıl yetiştirildiğini. Ayrıca kakao, vanilya, sıcak çikolata ve Bali’ye özgü aromalı bitki çaylarını da buralarda bulmanız, hediyelikler satın almanız, kahve çekirdeği kavururken turistik bir takım yapay pozlar çektirmeniz de mümkün.

Örneğin kakao meyvesinin ağacın aslında gövdesinde yetiştiğini ilk kez Bali’deki kahve çiftliğiklerinden birinde gözlemlemiş oldum

Turist pozu çektirmek isterseniz amca kepçeyi(tam ismi bu değil sanırım) size devrediyor

Ayrıca bu çiftlikler ile ilgili daha çok görsele ulaşmak isterseniz ve Bali’de daha başka neler olduğunu merak ederseniz şu yazıma göz atabilirsiniz.

Şimdi… Buraya kadar her şey iyi hoş. Deneyemem ben cesaret edemem diyenler, olsun bi’ bakalım diyenler olabilir. Ama asıl benim yine birilerine laf atmadan geçemeyeceğim kısma doğru geliyoruz… Üzgünüm, ben de böyleyim işte. Bakalım aşağıda sayacağım düşünceleri siz de paylaşıyor musunuz?

Bir takım kaygılarım…

Aslında bu hayvan doğal ortamda, gece avlanarak(çünkü gün ışığında çok iyi göremiyor) kahveleri yiyor. Ne yazık ki evcil bir kedi gibi avlanıp gelip, geri evinin yolunu bulması ise pek mümkün değil. Çünkü yabani.

İlk başta çiftçiler tarafından çiftliklerine zarar verdiği düşünülerek öldürülmüşler. Hatta bu yüzden sayısında oldukça azalma olmuş. Daha sonra bakmışlar bu öyle sıradan bir b.. değil, hayvanları kafeslere alıp, doğal ortamlarından uzaklaştırmışlar ve kendileri beslemeye başlamışlar. Haliyle ev kedisi olmadıkları için bu luwaklar da insanlar kum koyup, oraya tuvaletlerini yapmalarını bekleyemezlerdi… Kafeslere gelince…Ne yazık ki evcil bir hayvandan farklı oldukları unutuluyor sanki. Evde baktığımız kedi ve köpekler çok yıllar önce doğaları bozularak, insana bağımlı hale getirildi, onlar artık evcil. Fakat luwaklar değil! Hayatta kalmak için insanlara ihtiyaç duymuyorlar ya da insanlara karşı bir sevgi/bağlılık beslemiyorlar haliyle de.

İyi hoş, tıpkı kediler gibi günün çoğunu uyuyarak geçiren tembel bir hayvan ne olacak mı dersiniz? Yine de bir kafeste durmayı, doğal ortamlarından uzakta sosyalleşmeden yaşamayı hak etmiyorlar sanki değil mi? Aslında sırf bu kahve merakımın da bu hapis hayatlarının bir parçası olduğunu düşündüğüm için ve turistlerin yoğun ilgisi haline gelip rahat bırakılmadıkları için bu hayvanlara karşı biraz kendimi de suçlu ve mahçup hissetmiyor değilim.

Diğer bir konu ise şu: Endonezya’da kahve ekim alanlarında çalışan bir işçi günde 1-2 dolar kazanabiliyor, bunu biliyor muydunuz? Üstelik bu kahvenin yetiştiriciliğini yapan pek çok işçi daha tadına dahi bakamamış! Oysa luwak kahvesi Endonezya dışına çıktığında en az 600 dolar gibi bir fiyatta kilosu, Endonezya’da ise bunun beşte birine bulmanız mümkün. Kahve yetiştirilen çiftlikler Bali’de oldukça yaygın, bu çiftliklerde ortalama 3 dolara bir fincanını içmeniz mümkün. Düşününce bu özeni ve kahveyi filtrelemek için kullanılan şu özenli tekniği bu fiyat aslında pek pahalı sayılmaz. Şu an Türkiye’de herhangi bir kafede uyduruk bir cuppuccino içmek de zaten hemen hemen aynı fiyat.

Luwak kahvesinin hazırlanışı. Bu alet tanıdık geldi mi?

Şimdi beni rahatsız eden noktayı toparlayayım… Genel olarak asıl emeği veren ve ödenen paraları hak ettiğini düşündüğüm insanlar almıyor parayı. Dünyanın pek çok yerinde bu sömürünün izlerine rastlamak ve pek çok şeyde etiketine ödediğimiz  büyük paraların aracılara gitmesi sizce de üzücü bir durum değil mi?

Kimin nesidir bu kedi, nedir, ne değildir bu luwak-kahve ikilisini dilim döndüğünce, yeterince anlattım sanırım. Umarım işinize yarar ya da merak ediyorsanız aradığınız bilgiyi içerir bir şeyler söyleyebilmişimdir. Farklı düşünen, merak ettiği başka şeyler de olan, daha önce haklarında bildikleri olup da ekleme yapmak isteyen,aklına başka şeyler gelen var mı bu arada?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir