Eğer Orta Asya’yı merak ediyorsanız ve tek seçiminiz varsa, fırsatınızı iyi değerledirin ve kesinlikle Özbekistan’a görün derdim.

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nden, Türkmenistan distopyasınza şu yazımda değinirken özetle değinmiştim. Orta Asya geniş bir coğrafya ve 1991’de bağımsızlıklarını tamamen ele alan Türk Cumhuriyetleri azımsanmayacak büyüklükte geniş topraklar içeriyor; insanları ve coğrafyaları ise birbirinden oldukça farklı durumda. Yani, Türk Cumhuriyetleri denilince, daha önce gidip görmediyseniz, sanki çok benzerler gibi bir algıya sahipseniz yanlış düşünüyorsunuz. Aslında çok farklı kültürlerden ve birikimlerinden bahsediyoruz.

Eğer tarihe ilginiz varsa Özbekistan aralarında geçmişin izlerine en çok rastlayacağınız ülke oluyor. Tabii yeşillik seviyorum, at bineceğim, ben karlı dağ görmek istiyorum derseniz o zaman mesela Kırgızistan’a kesin gitmelisiniz derdim… Bu yazıyı genel olarak yoğun olarak bir şeyler öğrenmek isteyenler, işin felsefesinde ve tarihinde olanlar için derledim. Bu nedenle, böyle bir arayıştaysanız kesinlikle Özbekistan’a gitmelisiniz diyorum. Hatta el sanatı, tarih yeterli gelmediyse; daha başka olarak Orta Asya’nın genelinde pişirilen meşhur Özbek pilavının ana vatanı ve isim babasının Özbekistan olduğunu hatırlatayım. Samsalar, bol sirkeli şaşlıklar, tandır çörekleri ve kavunlara da değinerek midesine düşkünleri sanki Türkiye’de yemeğin en alası yokmuş gibi nedensizce özendireyim ve Özbekistan’a gitmeleri için kendimce başka  bahane de yaratayım!

Özbekistan coğrafya olarak diğer Orta Asya Ülkelerinin hepsinden birer kesit sunuyor. Amuderya Nehri boyunca verimli arazilerinden, uçsuz bucaksuz pamuk tarlalarından tutun da çöllerine kadar (en çok duyulanı Kızılkum Çölü hatta) görsel açıdan farklılıklar sunan bir ülke. Üstelik bünyesinde çok farklı etnik guruplardan, genelde güler yüzlü insanları barındırıyor.

İlkokul sıralarından başlayarak bugüne kadar sürekli Buhara, Semerkant gibi şehirleri okumuş, Timur Devleti’nin ismini kesin duymuş ve unutmamış olacağınızı düşünüp; bunlara dayanarak diyorum ki bu şehir isimlerinden boşuna bahsedilip durulmamış. Özbekistan’ın içinde kalan topraklar gerçekten de Orta Çağ’ın medeniyet beşiği olmayı fazlasıyla hak etmiş, sadece geriye kalan mimari eserler bile bu çıkarımda bulunmaya yeterli.

Özbekistan ve insanları

Her ne kadar, Özbekistan’da gelip geçen farklı medeniyetlerin istilaları ve en son olarak Sovyet rejimi etkisindeyken pek çok tarihi esere sahip çıkılamasa da, günümüzde Özbekistan’ın çoğu şehri çok iyi restore edilmiş durumda. Bu nedenle de, tarihi İpek Yolu’nun izlerini sürerken; medreseler, müzeler, mescitler, rasathaneler, saraylar, konaklar gezip; suzeniden şaman kuklalara, kalpaklardan halılara kadar çeşit çeşit el sanatlarıyla 600 yıl öncesindeymiş gibi hala bu ülkede hissedebilirsiniz.

Hatta biraz elinizi çabuk tutup hissetmeye başlasanız çok iyi olur derim çünkü özellikle Alman ve Fransız turistler ile İsrail vatandaşları burayı yeni meskenleri olarak eylemeye başlamışlar bile. Özbekistan’ın dünyaya açıldıkça ve kendini daha çok tanıttıkça Fas’tan daha cazip, İran’dan bile çok daha fazla göze hitap edebilecek bir yer haline gelebileceğini düşünüyorum.

Özbekistan’da hangi şehirleri gezmeli?

Bir ülkeyi ziyaret ederken insanlar genelde başkentlerine gitmenin yeterli olduğunu düşünüyor. Özbekistan’da ise, Orta Asya’nın en kalabalık başkenti olan Taşkent dışında asıl gitmeniz gereken dört şehir var. Bunları tarihi önemi çok ayrı ve Özbekistan’nın coğrafyasının genişliğini, farklılığını ve kültür zenginliğini anlamak için asıl aşağıda saydıklarımı kesinlikle ziyaret etmek gerekiyor. Sayacağım bu şehirlerden hepsinin eski yerleşim yerleri UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’nde.

Semerkant: Özbekistan denilince akla ilk olarak gelmekte haklı olan kent

Semerkant geçmişi çok eskiye, 2500 yıl önceye dayanan bir şehir. Arap istilacılar ile 8. yy’da İslamiyet ile tanışmadan önce de, şehir kültürel anlamda belli bir birikime sahipmiş. Semerkant İslam Medeniye’nin başkenti olmadan önce Zerdüşt, Hıristiyan, Budist tapınaklarının inşa edildiği bir şehirmiş. Ayrıca, şehir bazı büyük imparatorluklara başkent olduğu gibi, tarihin en büyük imparatorları bu şehre ayak basmış. Örneğin: Büyük İskender, İsmail Samani, Sultan Sencer, Cengiz Han, Amir Timur, Babür Han Semerkant’tan gelip geçmiş, çok aşina olduğumuz isimlerden sadece bazıları.

Semerkant detaylarına girdiğinizden gerçekten çıkamaycağınız bir şehir. Sadece Timur’un mezarını görmek veya zamanında farklı dönemlerde ticaret ya da ilim merkezi olarak kullanılan Registan Meydanı’nı bile görebilmek için bir sürü kişi bu şehre uğruyor. Özbekistan şehirlerinde genel olarak hakim olan düzen ve temizlik, Semerkant’ta bence dorukta. Şehirde kocaman ve neredeyse boş caddeler yanında devasa medreseler, camiler görmek, üstüne bir de müzik festivaline denk gelmek biraz bende ‘tarih parkı’ deme isteği uyandırmıştı.

Semerkant özellikle de 4-8. yy’da Ana İpek Yolu’nun üzerinde bulunmasıyla çok gelişmiş. 9-10.yy’da, Samaniler’in başkenti olmasıyla da Doğu’da İslamiyet’in Kültür Merkezi haline gelmiş. Daha sonra 11-13.yy’da Karahanlılar’ın başkenti olmuş ve müthiş eserlerle dolmuş. Ne yazık ki, 14. yy’a geldiğinde tüm dünyayı yerinden oynatan Cengiz Han’ın istilasından nasibini almış, özellikle de Moğol İmparatorluğu’nun içinde yaşanan ayrışmalar şehre çok zarar vermiş.  İmparatorluğun parçalanması ile Çağatay Hanedanlığı’nın emirlerinde olan ‘Amir Temur’ güç kazanmış ve Semerkant Timur İmparatorluğu’nun güç sembolü haline gelecek şekilde tekrar ayağa kalkmış. Evet, filleriyle Osmanlı’ya fetret devri yaşatan ve imparatorluğunun sınırları Akdeniz’den Hindistan’a kadar taşan  Timur o Timur ve devletinin başkenti Semerkant oluyor…

Timur, devletin tüm kudretini göstermek için elinden geleni yapmış. Bu nedenle Semerkant’a her taşın altından Timur çıkıyor. Timur’un veya hanedanın devamı olan oğullarının,torunlarının ismini duymadan oradayken bir gün dahi geçmiyor. Timur İmparatorluğu’ndan geriye kalan çoğu şey de Semerkant’ta. Örneğin: torunu Uluğbey’in yaptırdığı gözlemevi, hanedan üyelerinin mışıl mışıl uyuduğu harika tavan işlemeli anıtlar ve pek çok İslam alimin türbesi yine Semerkant’ta bulunuyor.

Eğer tek tek alimlerin, cami-medreselerin filan hikayesini anlatmaya, hatırlamaya ya da öğrenmeye kalkarsam bu yazıyı tamamlayabilmem mümkün değil. Yoksa ben de Timur’un ilk eşi Bibi Hatun’un aslında Cengiz Han’ın kızı olmasının Timur’a kazandırdığı sıfatlara değinmek, Timur’un seferden dönünce adına yaptırdığı medresenin kulesini yeterince azametli bulmamasından ötürü nasıl cıngar çıkardığından detaylı olarak bahsetmek isterdim. Zaten, bu nedenle Özbekistan öyle tek seferde olacak gibi değil, çok ama çok detaylı diyorum.

Buhara: Sadece Özbekistan’ın değil Orta Çağ’ın ticaret, bilim ve ilim merkezi

Özbekistan’da her şehrin ayrı bir havası var. Gerçekten hangisi daha güzel seçemem fakat Buhara ben daha küçük şehirleri daha çok sevdiğimden bana Semerkant’tan daha büyüleyici daha doğrusu daha mistik gelmişti. Şimdiye kadar, hala Özbekistan’da gördüğüm kadar ince detaylı minyatürleri görmedim, İran’da bile…

Buhara etrafı surlarla çevrili bir şehir. Aslında sur deyince bir duvar zannedip geçmemek lazım. Daha ziyade bir komplek: saray, cami, zindan gibi detayları da içeren surlarla çevrili…

Yine medrese, cami, hamam, pazar gibi  aklınıza gelebilecek bilimum yapıları bulunduruyor. Buhara’daki en büyük fark ise bence pazarlar. Eski kubbeli pazarlar, İpek Yolu’nun en önemli şehirlerinden olan Buhara’da çok sayıda kemerli, yüksek kubbeli pazarlar bulunuyor ve bunlara ”Tok” adık veriliyor.

Orta Çağ’da bu pazarlarında Buhara İran, Orta Asya, Çin ve Hindistan’dan çok sayıda tüccarı ağırlamış. Günümüzde ise bu pazarlar hala canlı ve el sanatlarının en güzeli ve çeşitlisi bence Buhara’da, bu pazarlarda bulunuyor. Dikkat, Buhara’da daha diğer şehirleri göremeden, ıvır zıvırlarla bile elde avuçta ne varsa kurutma riskiniz çok fazla.

Özbekistan pahalı bir ülke değil fakat bu sizin ucuz bir tatil yapacağınız anlamına gelmiyor. Ne yazık ki, şimdiden hatrı sayılır derece. Bir Türk olarak pazarlık yapma yetilerinizi ve becerilerinizi kibarlığı ve görgüyü bir kenara bırakıp, yüzsüzlüğü ele alarak konuşturmalısınız. Hatta konaklama için bile sıkı bir pazarlık yaparsanız oldukça uyguna eski medreselerde ya da konaklarda kalabilirsiniz.

Ayrıca Orta Asya İslam Mimarisi’nin en tipik minare örneklerini Buhara’daki camilerinkiler oluşturuyor.

Buhara’yı sadece şehir olarak düşünmeyin. Şehrin biraz dışında kalan başka müzeler, mimari yapıtlar da mevcut. Örneğin, Yesevileri ya da Nahşi Bendi Tarikatı’nı belki duymuşsunuzdur? 14.yy’da kurulan Nahşibend’i tarikatının kurucusu Bahaeddin Nahsibend’in türbesi bunlardan sadece biri. Aslında türbe dedim diye öyle minik bir şeyler sanayın. Beş yılda tamamlanan ve 18.yy’da inşaa edilen çok büyük bir anıt mezar burası ve ziyaret edebileceğiniz çok farklı mekanları var.

Müzedeki dantel gibi detayların ardında bir yerlerde Turgut Özal’ın Özbek çöreklerinden yerken fotoğrafına filan bile rastlayabilirsiniz. (kendisi ölmeden önce buraları ziyaret etmiş, bir anda karşımda Özal’ı bulunca şaşırmıştım, şaka yapmıyorum) Görebileceğiniz en güzel ahşap oyması sütunlar, alçı işlemeli duvarlar bu kompleksin içinde.

Şehrisebz (Şehr-i Sebz): Timur’un doğduğu Özbek Şehri

Şehrisebz aslında çok daha küçük ve yöresel bir şehir. Burada, Özbek kumaşlarından elbiseler giyinen, kaşlarını boyayarak birleştirmiş, kimisi altın dişleri ile size uzaydan gelmişsiniz gibi kötü kötü sırıtarak bakan Özbek Kızları’nı  sadece burada görebilirsiniz herhalde.

Şehr-i Sebz, Yeşil Şehir demek oluyormuş. Gerçekten de yeşil… Buraya giderken Özbekistan’ın ne kadar yeşil olduğuna, kum rengini bir arada gördükten sonra inanamayabilirsiniz.Bu şehri özel yapan iki şey var, burası 2700 yıllık bir geçmişe sahip ve Özbekistan’daki en eski şehirlerden, ayrıca Timur’un doğduğu şehir. Timur Semerkant dışında 2. başkent olarak burayı görüyormuş. Çok sayıda mimari eser var (örneğin hanedan üyeleri için mezarlar vs) fakat bir tanesi çok daha önemli. Semerkant’taki saraydan bile daha heybetli olan ‘Ak Saray’.  Ne yazık ki günümüze çok tahribata uğradığı için sadece bir kısmı hala ayakta olan ana girişteki iki kule ve aralarındaki kemer kalabilmiş. Yine de bu haliyle, girişteki beyaz mozaikleri şu haliyle bile çok güzel bir yapı.

Khiva (Hiva): Özbekistan çöllerinde bir vaha

Zamanında Ceyhun Nehri’nin (Amuderya) yatağını değiştirmesiyle çölde bir vaha oluşmuş ve Hiva Şehri ortaya çıkmış. İslami Türk Edebiyatı’nın merkezi olan Harezm’in en önemli merkezi ise Hiva sayılıyor. (lisede Harezm, Horasan, Maveraünnehir gibi bölgelerin çok anlatıldığına eminim de umarım bu yazıyı okuyan herkes duyduğuna emindir, şimdi bir de buna girmeyelim.)

Bu saydığım şehirler arasında görüntü itibari ile en farklı olanı bence Hiva. Hiva yeşil kubbelerin ve beyaz duvarların da işin içine girdiği tıpkı Buhara gibi surlarla çevrilmiş fakat çok farklı havada bir şehir. Eski şehri ise ”Ichan Qala” (İç Han Kale) olarak adlandırılıyor ve bu şehre farklı noktalardaki heybetli dört kapıdan giriliyor.

Özbekistan vize istiyor mu? Özbekistan vizesi nasıl alınır?

Evet, istiyor. Ülke diktatörlükle yönetiliyor ve yabancı fikirleri çok barındırmak istemiyor. Bu nedenle de sıkı bir vize politikası ve insanların özellikle Türk Vatandaşları’na karşı farklı sebeplerden ötürü önyargılı, biraz farklı bakış açıları var. Yine de Özbekistan vizesini almak çok zor değil, fakat gerekiyor. Bu arada bu vize pek ucuz bir vize de değil. Kaç gün kalmak istediğinize, ülkeye kaç kişi gideceğinize bağlı olarak ücreti değişiyor. Ayrıca başkent Taşkent’te dönüş biletinizi ibraz ederek kapıda vize alabiliyormuşsunuz. (Ben gittiğimde böyle bir uygulama yoktu). Daha güncel bilgiler almak isterseniz, Özbekistan Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanlığı’nın sitesi için buraya tıklayabilirsiniz.

Özbekistan’a ne kadar zaman ayırmalı?

Özbekistan kesinlikle öyle 1 hafta 10 günde gezip bitirilebilecek bir ülke değil. Benim yukarıda saydıklarım çok temel ve ilk aklıma gelen, mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler.

Nadiren gittiğim bir ülkeyi tekrar ziyaret etmek isterim ve Özbekistan da o nadir ülkelerden. Ben de Özbekistan’ı yeterince özümseyebildiğimi sanmıyorum açıkçası üstelik o zaman henüz 20 yaşındaydım. Bu nedenle tekrar kesinlikle giderim ve bu sefer en az 2 hafta ayırırım. Hatta bir olanağım olsa 5 bölümlük televizyon programı bile çıkarabilirim, o derece zengin ve ‘dolu dolu’ bir ülke.

Normalde seyahat etme hızınıza göre şu kadar gün ayırın gibi bir yorum yaparım fakat Özbekistan’a gidiyorsanız tarih adına beklentilerinizin olduğunu düşünüyorum. Ülkenin her köşesinde ayrı bir zenginlik var bu nedenle olabildiğince çok zaman ayırıp ‘sindire sindire’ bir gezi yapmanızı öneririm.

Özbekistan güvenli mi, içinde ulaşım nasıl sağlanır?

Kesinlikle araba kiralamalısınız. Bir taksi şöförü ile konuşmayı deneyebilirsiniz ya da konakladığınız yerden araçla birlikte sürücü temin etmelerini talep edebilirsiniz. Benzin ve ülkenin ortalama gelir düzeyi pek yüksek olmadığından, kulağa lüks gibi gelen bu söylediğim şey, size pek batmayacaktır.

Diğer Türk Cumhuriyerleri’nden farklı olarak bazı şehirler arası trenler de mevcut. Şehirler arası da şöför bulabilirsiniz fakat treni mevcut olan rotalarda (Örneğin Semerkant-Buhara) kesinlikle tercih edebilirsiniz. Yukarıdaki ise bir tren istasyonu ve gördüğünüz gibi temiz ve boş: ayynıı bizdekiler gibi… Buranın 25 yıllık bir ülke olması sizde kötü-pis-güvensiz izlenimi/önyargısı filan yaratmasın. Emin olun Özbekistan’da çok daha düzenli,güvenli ve özenli sokaklar dünyanın pek çok yerine göre…

Özbekistan pahalı mıdır? Özbek para birimi nedir, değerli midir? Özbekistan’da ne nereden alınır? Özbekistan’da pazarlık…

Özbekistan pahalı bir ülke değil fakat bu sizin ucuz bir tatil yapacağınız anlamına gelmiyor. Ne yazık ki, şimdiden hatrı sayılır sayıda turist ziyaret ediyor. Bir Türk olarak pazarlık yapma yetilerinizi ve becerilerinizi kibarlığı ve görgüyü bir kenara bırakıp, yüzsüzlüğü ele alarak konuşturmalısınız. Hatta konaklama için bile sıkı bir pazarlık yaparsanız oldukça uyguna 16-18.yy’dan kalma medreselerde ya da konaklarda kalabilirsiniz.

Hemen hemen pek çok el işlemesini, ıvır zıvır süs eşyalarını, topraktan yapılmış bibloları, çeşitli vurmalı çalgıları her şehrinden bulabilirsiniz. Fakat Khiva (Hiva)’da özellikle kürk, deri eşyaları çok yaygın. İnsan onlarca kaplanın ve tilkinin kuyruğunu bir arada görünce üzülüyor gerçekten. Ayrıca, Özbek desenlerinin en orijinalleri ve en özelli suzeniler ile diğer yerlerdekilerden daha farklı takılar da bu şehirde. Bence en iyi minyatür ve gümüş telkari işlemeleri ise Buhara’da. Şehrisebz gibi daha küçük şehirlerin pazarlarında ise oldukça taze kuru meyve, kuruyemiş gibi şeyler bulabilirsiniz.

Ayrıca, ülkede alkol ve sigara çok ama çok ucuz. Genel olarak meyve-sebzeler de. Fakat restoranların kalitesini düşünce çok uygun fiyatlı olduğunu da söyleyemem.

 Son olarak Özbekistan hakkında bir detay paylaşmak istiyorum…

Beni en şaşırtan şey Özbekistan’daki para meselesi oldu. Özbek Sum(Som)’u sadece 1000’liklerden oluşuyor. Bu durumda 100 dolar bozdurduğunuzda elinizde 5 deste filan para oluyor. Yemek için para öderken bile dakilarca para saymak zorunda kalıyorsunuz. 100 $ bozdurduğunuzda zengin oldunuz sanmayın sadece 10 kuruş gibi bir değeri olan kağıt para veriliyor gibi düşünün. Bu nedenle Türk Lirası’nın giderek değer kaybettiği şu günlerde Özbekistan’ı o zaman (5-6 sene kadar önce) ucuz bulabilmiştim fakat hala aynı mıdır bilemiyorum. Üstelik turist bir ülke haline gelmeye başladığını da tekrar ekleyeyim. Sonra biz gittik, neden duygularımızla oynadın Elif, hiç ucuz değildi demeyin.

Ama ben Helsinki, Oslo, Singapur, Honk Kong’u gördükten sonra, amaağn ne kadar pahalı olabilir ki, ki olsa da buna değer ve gidip Avrupa’da yarı aç yarı tok gezmekten fazlasını vereceğine emin olabilirsiniz de yine de derim. Tabii ne bekliyorsanız bir geziden bu biraz da size bağlı…

Son olarak yine eklerim: En kısa zamanda keşke Özbekistan’a tekrar gitme fırsatım olsa da şöööyle tavanların daha iyi bir teknoloji ile güzelce,daha iyi fotoğraflarını çekme imkanım olsa isterim.

6 comments

///////////////
  1. Emine Demir

    Çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık. Benim merak ettiğim semerkant da araç kiralama imkanı olup olmadığı. Şoför talep etmeden.İnternette böyle bir imkana rastlayamadim.

    1. Elif Pelit

      Merhaba, çok teşekkürler. Evet, şöförsüz de muhtemelen kiralayabilirsiniz, kalacağınız otele sorarsanız size bu konuda yardımcı olacaklardır çünkü bu tarz şeyler oldukça yaygın. Ben yine de şöförle kiralayın derim, emin olun maddiyat açısından arada çok fark olmayacaktır ve zaman çok kazanırsınız.

  2. Jyldyz Satylganova

    Elif çok güzel bir gezi ve detaylı bir yazı olmuş. Komşu ülkemizi gezme isteği uyandırdın. Oysa ben önyargılı bakıyormuşum. Teşekkür ederim, bu önyargılarımı kaldırmama sebep olduğun için. Kırgızistan’a tekrar gittin mi? Ülkeleri gezmeye çıktıktan sonra. Senin bakış açınla gezmek isterdim ve senin kaleminden okuyumayı. Hayatında başarılar diliyorum!

    1. Elif Pelit

      Çooook teşekkürler 🙂 Hayır, Kırgızistan’ı en son 13-14 yaşında gördüm fakat bir gün muhakkak tekrar gitmek istiyorum.

  3. Zeynep Gülay

    Çok bilgilendirici bir yazı olmuş, teşekkürler yazı için. Gittiğiniz şehirlerde bisiklet kültürü nasıl acaba, gittiğiniz yerleri bisikletle gezmek mümkün mü?

    1. Elif Pelit

      Çok teşekkürler 🙋 bisiklet Avrupa’da zaten çok yaygın her yerde biliyorsunuzdur. Ben Özbekistan’da, Iran’da, özellikle de Uzak Doğu’da bisiklet ya da motorsiklet kullanan çok kişi gördüm hatta kadınlar rahatlıkla bisiklet kullanabiliyor 🙂 Özbekistan’da bisiklet kiralanır mı rahatlıkla Avrupa’daki gibi bilemiyorum fakat bence bisikletle gezilebilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir