Litvanya düzen ve temizlik

Litvanya’nın başkenti Vilnius nüfusu  550000 civarında, ismini çevresine kurulu olduğu Vilnia Nehri’nden alan küçük bir şehir. Hatta burası gittiğim andan itibaren bana nedense Slovenya’nın başkenti Ljubljana’yı  hatırlarttı. Fakat şirin mi şirin Ljubljana’ya göre çok daha büyüktü ve beklentimin çok ötesindeydi.

Açıkçası ben Litvanya’da Sovyetler Birliği’ne dair izlere daha sık rastlayacağımı düşünüyordum.  Başkent Vilnius tam olarak Litvanyalılar’dan oluşmayıp, içinde Rus,Leh, Alman ve zamanında Polonya’dan kaçan Yahudiler başta olmak üzere pek çok farklı milliyeti barındırıyor. Başkentte nüfusun neredeyse  %15’ini oluşturacak şekilde Ruslar bulunuyor fakat şehir kesinlikle Sovyet izlerini taşımıyor, tam tersine Avrupa’nın pek çok yerinden daha Avrupalı duruyor.

Litvanya için Baltık ülkeleri arasında da en ucuz olanı diyebilirim. Gitmişken Vilnius ile birlikte eski başkentlerden Kaunas mutlaka ziyaret edilmeli, bir de Karay Türkleri’nin de yaşadığı, inanılmaz bir doğaya sahip Trakai ile bu geziyi taçlandırılmalı. Hatta diğer Baltık ülkelerini bir kenara bıraksanız bile, sadece Litvanya’ya ayrıca bir tatil planlanabilir ve oradan çok memnun ayrılabilirsiniz.

Özellikle haziran-temmuz aylarında, neredeyse 3 saat gece ya var ya yokken; Baltık ülkeleri bu kadar temiz, düzenli ve yaşamayı düşündürecek kadar (ama sonra kış düşünülüp vazgeçilebilir) güvenli, pırıl pırılken neden daha çok turist akımına uğramadığını hala merak ediyorum. Boşverin Fransa’yı, İtalya’yı üçte biri maliyetli daha şık bir tatil buldum size, Sevim koş!

Bu rehberde, klasik bir şehir rehberi gibi gidilecek yerleri sıralamaktan ziyade, şehri daha az dağınık şekilde anlatabilmek için belli basit özellikleri ile bölgelere/özelliklere ayırdım ve o bölgelerde ne bulacağınızı yazdım.

Litvanya pahalı mıdır? Ulaşım, müzeler, anıtlar …

Tüm Baltık’ta olduğu gibi Litvanya’da özellikle de başkent Vilnius’ta daha da yoğun şekilde ilk etapta gözünüze çarpacak bir temizlik, düzen hakim. Hele buna bir de kolay ve ucuza ulaşım imkanı, bedava ya da neredeyse bedava diyebileceğimiz müze giriş ücretleri/ücretsizliği eklenince böyle şehirleri gezmek tadından yenmiyor. Şehrin genelinde toplu taşım araçları çok uygun fiyatlı, düzenli  ve yaygın. Öyle ki havaalanından 1 Euro’ya, ortalama 15 dakikada şehirde gitmek istediğiniz yere ulaşabiliyorsunuz.  Bu nedenlerle müze ve ulaşım için topluca bi’ Vilnius Cart filan almanızı çok tavsiye etmem. Zaten ulaşıma ihtiyacınız olduğu durumlarda bunu trolleybus, otobüs şöföründen rahatlıkla da temin edebilirsiniz, üstelik taksi bile kullanmanız gerekse Türkiye’ye göre çok ucuz gelecektir. Çoğu müzenin girişi işe 2-5 Euro ya da bedava.

Müze olarak Museum of Genocide yani Soykırım  Müzesi ilginizi çekebilir. Ben daha önce Nazi Almanyası’nın en büyük çalışma ve toplama kampına (Auschwitz-Birkenau) gittiğimde (hatta hakkında şurada yazmıştım) çok etkilendiğim için Litvanya’da pek Nazi ya da Sovyetlernizi filan sürmek istememiş ve ziyaret etmeme kararı aldımıştım. Fakat sözümü pek tutamadım, Vilnius’ta kaçtım bu sefer Riga’da kendimi KGB sergisini ve Savaş Müzesi’ni filan gezerken buldum aslında…

Bir de müzeler dışında turistlerin ilgisini çekebilecek çok sayıda heykel  ve anıt var. Vilnius’a özellikle Sovyet işgalinde geçen gerilimli günlerin havasını dağıtmak için şehrin farklı noktalarına apayrı heykeller yapılmış. Çoğu heykel şehrin farklı farklı yerlerine dağılmış durumda. Bu anıtlara bazı kaynaklarda müthiş övgü ve oldukça uzun açıklamalarla bahsedildiğini duyabilirsiniz fakat çok büyük de bir beklentiye girmemeniz gerektiğini söyleyebilirim. Bu nedenle tek tek ben heykellerin peşine düştüm, ama siz düşmeyin derim. Mesela gidip de aslında minicik olan, bir park içinde bir yerlerdeki Frank Zappa heykeli ile ciddi düşünmeyin boşuna.

Şehri doğal bir şekilde gezerken zaten ‘’Angel of Uzupis’’(aşağıda Uzupis bölgesine geliyorum), Doctor Aybolit, Margutis(Paskalya Yumurtası) heykellerine filan rastlayacaksınız. Hatta bir yerlerden geçerken dikkatinizi çekmeyebilir bile. Siz en iyisi mi etrafta bir takım heykeller önünde Uzak Doğulular’ın gidip fotoğraf çektirdiğini filan görürseniz onlara dikkat edin. (çok garip bir tavsiye oldu farkındayım ama haklıyım)

En İyi Vilnius Manzarası

Şehir manzaraları seyredebileceğiniz yerleri seviyorsanız, Vilnius’ta panaromik fotoğraflarını çekebileceğiniz önemli iki nokta var. Birincisi Vilnius kalesinden Gediminas Tower (Gediminas Kulesi) ikincisi ise Hill of Three Crosses (Üç Haç Tepesi, gerçekten de 3 tane haç var).

Gediminas’a gitmek için biraz elinizi çabuk tutmanız gerekiyor çünkü belli bir saatten sonra bulunduğu tepeye tırmanamıyorsunuz. Örneğin ben çıkamadım çünkü Litvanya’da yazın hava neredeyse kararmayıp,  güneş batıyormuş/alçalıyormuş hissi yaratmadığından saate bakmamıştım ve 17:00’ı geçirdiğimin pek farkına varamamıştım. Gediminas kimdir/nedir derseniz de; kendisi 14. yy’da yaşamış Litvanya Voyvodası oluyor. Hatta ülke başkentini önce Trakai daha sonra da Vilnius yapmış. Aslında Gediminas Kulesi zamanın Vilnius kalesinden geriye kalan bir parça.

Hill of Crossess’a gelelim… Burada biraz bulunduğu tepenin eteklerindeki Bernardine Bahçesi’nde oyalanmanızı tavsiye ederim. Bu park Litvanya’daki yerel  halkı gözlemlemek ve kafa dinlemek için harika bir yer.  Günün belli saatlerinde ‘’musical fountain’’ (Türkçe’ye çevirince iyice saçma geldi, kastım şu suları müzik ritmlerine göre oynattıkları fıskiyeler) sayesinde park içinde huzurla müzik dinleyip,  fısıltı ile konuşan, satranç ve dama oynayan Litvanyalılar’ı görüp, hiç çekirdek çitlenmemesine de kafa yorabilirsiniz mesela. Hatta benim gibi durumu kendinize dert bile edinip, kendilerine yer yer nazar gönderebilirsiniz.

Vilnius Old Town (Eski Şehir)

Vilnius’taki eski şehir pek bilinmese de aslında Avrupa’daki en büyük eski şehirlerden biri sayılıyor. Tarihi ise 14. yy’a dayanıyor. Orta Çağ’da çoğunlukla ahşap yapılara sahip şehrin başından iki kez büyük yangın geçmiş. Bu nedenle de rastlayacağınız çoğu yapı aslında çok uzak tarihlere sahip değil.  Bununla beraber Rönesans(çoğu 16. yy’a ait) restorasyon görmüş yapılar oldukça fazla sayıda.

Vilnius Old Town’ı  o kadar büyük ve her köşesinde o kadar tatlı görseller sunuyor ki… Üşenmeyip baştan sona yürümeniz iyi olabilir.  Vilnius Üniversitesi’nden, Başkanlık Sarayı’na, binaların geçişlerine kadar çok sayıda kartpostallık, elle çizilmiş hissi yaratan düzen ile sakin bir sevimlilik hakim Vilnius’ta. Özellikle de bahsettiğim şu yerleri aman atlamayın:

Pilies Sokağı

Oldukça sevimli, fazlaca turistik bu mini sokağın daha da mini bir uzantısı sokağa (Literatu Gatve/ Street of Writers) kesinlikle girmelisiniz.  Yazarlar Sokağı diyebileceğimiz  sokakta Litvanya’nın gelip geçmiş önemli yazarları, tercümanları, edebiyatçıları, şairlerine dair; onları anmak-hatırlatmak adına yapılmış hatıralara rastlayacaksınız burada. Sizi bekleyen  şeyse aslında duvarlar.

Fakat bu duvarlar öyle pek sıradan bir görüntü oluşturmuyor.  Gidip renkli duvarlar önünde fotoğraf çektirmek merakınız varsa ya da Instagram’a filan koymak için detaylar ararsanız, burayı tepe tepe kullanan! Uzak Doğulu ponçikler izin verdiği sürece bol malzeme çıkarabilirsiniz.

Town Hall

Burası ülkenin milli bayramlarının, çeşitli kutlamalarının yapıldığı yer oluyormuş. Zaten büyükçe de bir belediye meydanı. Kesinlikle atlamamanız gereken ve zaten atlamanızın pek mümkün olmayacağı bir yer. Bir şekilde yolunuz buradan geçecektir diye düşünüyorum.  Etrafında fena sayılmayacak kafe ve restoranlar ve görmeyi atlamamanız gereken St Casimir Bazilikası var.

Cathedral Square (Katedral Meydanı)

Burayı aslında gözden kaçırmanız pek mümkün değil. Ben gittiğimde ise izdiham yaşanıyordu adeta(normalde böyle değilmiş, panik yok!) Katedrali incelemeyi, saat kulesine vs çıkmayı bırakın meydanla yeterince haşır neşir olamadım bile. Ellerinde minik incillerle ilahilere eşlik eden genci yaşlısı, çoluklu çocuklusu; ıvır zıvır bir sürü din adamıyla birlikte tam olarak ismini hatırlayamadığı birinin azizlik mertebesine yükselişini kutluyordu. Çevredeki birkaç genç ile durumu konuşma fırsatım oldu ve onlar da teyit etti ki, çoğu genç hala Pagan (Litvanyalılar’ın çoğu Hıristiyanlık’tan önce aslında Pagan’mış) ya da bu gençler genelde pek ciddi tanrı inancına sahip olmasa da özellikle orta yaştakiler ve daha yaşlılar oldukça dindarmış. Litvanyalılar’ı, özellikle de yaşını başını iyice almışları; tek kelime ile dindar olarak nitelendirmem emin olun yanlış olmaz. En basitinden, gördüğüm ana-bana günü, Kaunas’ta evinde kaldığım genç çiftin kilisedeki nikah fotoğrafları ve Siauliai şehrindeki Hill of Crosses ‘a(Haçlar Tepesi)  dayanarak, bilerek bu genellemeyi yapmaktan çekinmiyorum.

Vilnius’taki Dini Yapılar

Vilnius 1600’lü yıllardan 19. yy’a kadar Litvanya’daki Yahudi Toplulukları’nın başkenti olmuş. Tabii ki Nazi Almanyası’ndan nasibini Litvanya’daki Yahudiler de almış fakat hala  yaşadıkları bölgeler mevcut. Tıpkı çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi ,çoğu Baltık şehirlerinde gettolar var.(Bu arada, değineyim, Venedik’te bile Yahudi Gettosu var, hatta turist sayısı normalde Venedik’te olana göre bu bölgede çok azdır ve görsel olarak güzel kareler sunar. Yani Venedik’e kadar gitmişken orayı da gezin, Yahudiler her yerde şaşırmayalım…) Neyse… Baltık’a dönecek olursak… Buralarda, genellikle Polonya’dakilere benzeyeni (örneğin Krakow’a filan gittiyseniz bilirsiniz) Yahudi Gettolar’ı bulunuyor. Bu nedenle Vilnius’ta hahamlara, Yahudiler’in yaşadığı bölgelere,  dolayısıyla Sinagoglar’a da rastlamanız mümkün.

Sinagog dışında ise çok sayıda kilise ve katedral var. İçleri ise muazzam. Ben Vilnius’a gittiğimde bir günüm de pazara denk gelmişti ve hayatımda 7-8 tane Pazar ayinine rastladığım bir gün daha olmadı. Hatta defalarca Avrupa’nın farklı yerlerinde bulunmama rağmen, hayatımda bu kadar kiliseyi bir arada gezdiğim/gördüğüm bir gün de olmadı. Kiliselerin içi ( Sadece Ortodoks değil, Katolik kiliseleri bile) oldukça süslü ve ayrıntılı. Belli başlı (çünkü hepsini saysam ayrıca bir yazı bile yazmam gerekebilir.  Lüteriyen’inden Ortodoks’una, minik kiliselerde bazilikalarına bir sürüler…), kesinlikle atlamayın dediklerim ise:

St Anne’s Church (Aziz Anne Kilisesi)

Bana pek esprili gelmese de ısrarla harika olduğu vurgulanıyor. Bence içindense dışı çok daha etikileyici. Diyorlar ki Napolyan buralara kadar geldiğinde, bu kiliseyi Fransa’ya götürmek istemiş. Hatta benzer bir rivayet Kaunas’ta bir tepedeki yapı için de var. Bu Napolyon’un da gözü doymamış, sanki prefabrik, hem nasıl götürecekse…  Bu arada burası gördüğünüz üzere Gotik özellikler taşıyor ve ülkenin en güzel Gotik katedrallerinden sayılıyor.

Church of St Francis and St Bernard (Aziz Francis and Aziz Bernard Kilisesi)

Barok yapıda bir Katolik Kilisesi(bu arada Litvanyalılar’ın çoğu Katolik. (Yıllarca Alman ve Rus akınlarına uğrayıp gerçekten de pek  Cermen ya da Slav mezheplerinden etkilenmemeleri ilginç!) İçerisi, özellikle de tavanları ve  aşağıdaki Ortodoks Kilisesi ile dipdibe bulunduğu sokak ile hemen yanındaki, şehrin simgelerinden biri sayılan  ‘’Gates of Dawn’’(Şafak Geçiti) ile bütünleşince daha da güzel gelen bir yer.

Orthodox Monastery and Church of Holy Spirit (Ortodoks Manastırı ve Kutsal Ruh Kilisesi)

Benim en etkileyici  bulduğum kilise ise bu. Çoğu Ortodoks Kilisesi’nde hakim olaran renklerin dışında farklı renkler de içeriyor. Litvanya’daki Barok özellikler taşıyan tek Ortodoks Kilisesi. Ayrıca, yapısında manastır da bulunduruyor.

Uzupis Bölgesi

Uzupis Cumhuriyeti/Ülkesi desek de yeridir. Užupis varla yok arasında, resmi olarak diğer ülkelerce tanınmasa da Litvanya’da varlığı devletçe tanınan-kabul edilen bir bölge. Sanatçıların, düzen karşıtlarının ve diğer yaratıcı insanların oluşturduğu bir yer. Avrupa’da çoğu şehirde olan tipik Hipster mekanı , Vilnius’ta var mıdır, nerededir derseniz; burada. Çok sayıda sanat atölyesine, sokaklarda heykelleriyle, garip dekorlarıyla (dekor heralde, nasıl tanımlasam bilemedim)filan ilginç detaylara rastlamanız mümkün.

Uzupis’in asıl şaşırtıcılığı ise bence buranın bir ülke olarak değerlendirilmesinden ileri geliyor. Öyle ki:  12(hatta bazı kaynaklar 11 diyor) kişilik bir orduya, kendine ait bir bayrağa ve 41 maddelik bir anasayasa sahipler.

Užupis 1997’den bu yana Unesco Kültür Mirasına dahil. Bölge, Bohem binalarla çevrili. Uzupis Anayasa’sının  her geçen gün farklı dile çevrildiği (sanırım şu an 23 farklı dilde) duvara da buraları gezerken rastlayacaksınız. Bu arada, kimisine yer yer deli saçması gelebilecek ama derin düşünüldüğünde aslında insanlığı ve özgür bir insan olmayı özetleyen Uzupis Anayasası’nı okumak isterseniz (Türkçe’ye de çevrili), sizi Uzupis Kosolosluğu’nun sayfasına da alabilirim.

Şaka gibi ama değil gibi de, değil mi?

Litvanya hakkında yazdığım diğer bir yazı ise Trakai ve orada yaşan Karay Türkleri ile alakalı idi. Ona ulaşmak için şuraya tıklayabilirsiniz. Hala şaşırmadıysanız, Litvanya sizi bu sefer (ya da şaşırdıysanız daha da çok) şaşırtabilir…

Baltık Ülkeleri’nde daha başka neler var, ne yenilir ne içilir, insanları nasıldır, bu ülkelerde başka nerelere gidilir, ne kadar bütçe ayırmalı, sen ne harcadın gibi aklınıza gelen/gelebilecek tüm soruları topladığım bir yazım var şuraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. (Neresi ne kadar pahalıdır, nasıldır kıyaslamalı olarak anlattım)

Baltık’ın diğer başkentlerinin de gezi notları var mı derseniz:

Estonya’nın başkenti Tallinn rehberi için şuraya

Letonya’nın başkenti Riga rehberine için buraya

Finlandiya tarihi ve Helsinki notları için de şuna bi’ bakmaya o zaman…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir