Bu yazıda aslında sayılardan ziyade bazı olgulardan ve bakış açımdan bahsetmek istiyorum. Benim için gerçekten gezmek isteyen (ki bu kişiler araştırarak zaten bir yolunu buluyor), zaten gezebilen ya da gezmek için cesarete ihtiyacı olan ile gezmeye oldukça sığ yaklaşan, sadece seyahat eden kişilerin parası, yaptığı iş ya da ailesinin varlığı gibi dedikodu meselelerini merak edenler arasında  çok fark var. İlk saydığım kişiler belki işlerine yarayabilecek bir nokta yakalarlar diyerek bu yazıyı hazırladım ve örnekler de koydum. Bu son saydığım grubun, yani sadece merakından insanların maaşına kadar sorası gelenlerin ise bu yazıyı  okuyacağını bile zaten zannetmiyorum. Açıkçası benim gözümde bakış açılarından ötürü zaman kaybı dışında bir şey de ifade etmiyorlar.

Önceleri seyahat meselesini sırf meraktan soranlara da anlatabileceğimi düşünmüştüm ve meseleyi çoktan özetleyen şöyle ya da bütçe örneği veren bu şekilde paylaşımlarda da bulunmuştum. Fakat cep harçlığımı sanki kendi veriyormuşçasına hesap soran ya da hayata duyduğu öfkenin sorumlusu benmişim gibi davranan kişilere artık mantıklı açıklamalar yapmıyorum çünkü fikirleri inanmak istedikleri üzerine kurulu, sabit ve hayata dair bakış açıları bir anda değişemeyecek kadar dar. (üzgünüm ağzımdan kaçırdığım için) Artık piyangodan para çıktı, Mısırlı dedemden miras kaldı, zengin koca henüz bulamayı beceremesem de kendimi zengin sevgili bularak idare ediyorum filan gibi duymak isteyecekleri şeyleri söyleyip konuyu kapatıyorum.

Yola çıkmak, bence herkese göre değil, olmamalı da. Bunu birtakım ülkeleri görmüş olmak, bazı şehirlerde gezdim diyebilmek için yapmanın; 8000 kişi ile arkadaş ortamı yakalamak adına sırt çantası ve çadır edinince kampçı olduğunu sanıp, doğayı çöplüğe çeviren insanların zihniyetinden farkı yok. (bkz: bolurail rezilliği) Seyahat çünkü bir bakış açısı kazandıran; empati, farkındalığı artıran bir süreç olmalı bence.

Ayrıca bir yerleri görmek o kadar kolay da değil, aksilikler de oluyor; bu nedenle sosyal medyada en iyi kareler paylaşmak gibi bir şey de değil seyahat etmek sadece… Yani, gerçekten hoşunuza gitmeyebilir, beklentinizi karşılamayabilir.

Herkes 30 yaşına geldiğinde 60-70 ülke görmek zorunda değil arkadaşlar! Herkesin zevkleri, hayattan beklentisi, göze alabilecekleri, motive edici buldukları farklı.  Bu nedenle benim 26 yaşında olup 40 bilmemne kadar ülke görmüş olmam aslında bir AMAÇ DEĞİL, hayatı nasıl yaşadığım ve yaşamak istediğim ile alakalı bir SONUÇ önce bunu belirterek konuyu açmaya başlayayım.

Hayattan beklentilerimi ve önceliklerimi biliyorum ve bunu dünyayı görmek üzerine şekillendiriyorum

Ben verimli gezebilmek için de sıkıntı yaşamayı hatta bazen sağlık sorunlarını bile göze alıyorum. Endülüs‘te 43 derece sıcaklıkta gezebilen, Milano (!)’da sivrisinek denizinin ortasında kalıp alerjim olduğunu öğrenmeme rağmen  neredeyse 1 yıl bacaklarımdan tam olarak izi silinmeyecek yaralara rağmen yola devam eden (fotoğrafını koysam nasıl sıtma filan olmadın diye dehşete kapılırsınız), ayak bileklerimin günler boyunca günde ortalama 20 km yürümekten dolaşım bozukluğu yaşamasına alışmış ve  2-3 gün daha az uyumayı/bazen hiç uyumamayı çekilebilir bulan biriyim. Hava alanlarını, tren istasyonlarını, uzun aktarmalı uçuşları bile sabırsız biri olmama rağmen çekebiliyorum nedense.

Kazandığım parada ise önceliğim seyahate bütçe ayırmak. Daha gerçekçi olmam gerekirse, çoğu blogta okuduğunu şeyleri söylemeyeceğim yine. Burada kredi kartı ile puan biriktirdim (sonuçta o kadar puan için bir harcama da yapmanız gerekiyor, değirmenin suyunun kaynağına hala ulaşamıyoruz), promosyonlu bilet aldım demek gibi bir niyetim yok. Zaten 10 birime alabileceğinize neden 15 birim para veresiniz? Çok gezebilmek için evet bunları da yapmak gerekiyor, ben de yapıyorum. Yine de boşuna banka reklamı yapmaya gerek yok sanki, zaten bankalar yeterince peşimizi bırakmıyor . Üstelik bence kredi kartları bilinçli kullanılmazsa birçok kişi için fayda ya da kar değil tersine sorun ve fazla tüketim yaratıyor.  Bu yüzden kredi kartlarını vs sihirli bulmuyorum, asıl bu kadar sık gezmeme neden olan şey düşünce yapım diyebilirim. Zihnim iki şekilde çalışıyor:

Gezmek için para biriktirme sırrı: potansiyel uçak bileti teorisi!

Ben kısıtlı zamanda gezen ‘normal’ bir insanım. Tam zamanlı bir gezgin ya da, trenlere kaçak binerim, hallederim mantığında değilim. Bunları etik de bulmuyorum. Yol parası da gezerken kaçamayacağım en büyük masraf sanırım. Kalan diğer şeylerde, örneğin yiyecekte bütçenizi bir şekilde dengelemek daha mümkün. Konaklama adına hostelde kalmak, önceden rezervasyonu planlayıp iyi otelleri ucuza getirmek hiç olmazsa Couchsurfing’i kullanmak yani gidip başkasının yanında kalmak alternatif tasarruflar yöntemleri sağlayabilir diye düşünüyorum. Yani kısamayacağım masrafların en başında ulaşım ve daha sonra müze/sergi/tarihi alanların giriş ücretleri geliyor. Muhtemelen bu nedenle zihnim her şeyin pahasını ulaşım masraflarına göre fiyatlıyor. Özellikle de uçak bileti fiyatlarına göre… Çünkü dünyanın her yanına gitmek (Hindistan‘a, İran’a ya da  Uzak Doğu‘ya benim için fark etmez, gördüğüm her şey kardır) benim için bir uçak biletine bakıyor ve gerisi geliyor.

Özellikle de son 3-4 yıldır günlük hayatımızdaki pek çok şeyin fiyatını ‘’potansiyel uçak bileti’’ olarak görüyorum söyleyebilirim. Mesela ben kafelerde insanların çılgınca para bıraktığını düşünüyorum ve ‘takılmaca’nın gerçekten bir arkadaşlık-samimiyet yarattığını düşünmüyorum. Türkiye’de zaten fazlasıyla gördüğüm arkadaşlarımla dışarı çıktığım an çok çok nadirdir.

Sonra sigara kullanmıyorum, kullananların 1 aylık sigara masrafını ben hele bir de promosyonlu zamanda alırsa Avrupa’nın herhangi bir yerine gidiş-dönüş uçak bileti olarak görüyorum. Evet, 80 €’ya Hollanda’ya, Slovenya’ya gidiş-dönüş bileti almışlığım var çünkü. (bu kadar değil, tabii ki ilk aklıma gelen bunlar) Balkanlar’a yine çoğu zaman, hatta bazen de Orta Doğu’ya promosyonlu uçuşlar hemen hemen sizin aylık sigara masrafınızla aynı. Sigara sadece bir örnek tabii. 

Peki siz neye en çok para harcıyorsunuz düşündünüz mü? Yani kıyafete, sinemaya, saate, kuaföre (6-7 ayda bir saç kestiriyorum ben mesela, haşır neşirliğimiz bu kadar😂), güneş gözlüğüne, sigaraya, ıvır zıvıra, elektronik aletlere, arkadaşlarınıza hediye almaya, bütçenizi zorlayacak da olsa daha üst model bir arabaya binmeye, eğlenceye ve bu gibi şeylere gerçekten ne kadar para harcıyorsunuz? Bir düşünün bence, bunlar gerçekten size mutluluk getiriyor mu, aralarından vazgeçebilecekleriniz ya da ona ayırdığınız bütçeyi kısabilecekleriniz var mı? Aldıklarınız/yaptıklarınız eğer gerçekten mutluluk getiriyorsa sorun yok, devam edebilirsiniz bu yaşamınıza fakat gezemiyorum diye yakınmamalısınız o zaman da.

Bana bu yukarıda saydıklarım mutluluk getirmiyor. Bundan cimri biri olduğum ya da aşırı kesintiye gittiğim anlamı çıkmasın. Tam tersi kendine zengin ama ruhu fakir, birine bir kahve ısmarlarken bile eli titreyecek ya da inanılmaz parası olan fakat cimrilik derecesinde varyemez insanlar var aranızda, biliyorum. Benim derdim ise sahip olduğum parayı tam olarak yiyebilmek, ileride bir mülkiyete sahip olabileceğime ihtimal dahi vermiyorum hatta. Herkesin önceliği farklı ve benim öncelikle para harcadığımı bildiğim vazgeçilmezlerim; kitap satın almak (hayatım boyunca kütüphaneleri aktif kullansam da yine de kitaba çok para veriyorum yıl içinde), kedilerime en iyi mamayı alabilmek ve uçak biletleri… Geri kalan çok şeyde olabildiğince tasarruflu davranıyorum diyebilirim.

Macau'da altın objeler her yerde vitrinleri süslüyor

Ülke olarak Macau’da kumar oynayıp, kendimize altından zar alacak kadar çok ciddi paralar kazanmıyoruz ortalama insanlar olarak ne yazık ki. Ben de emin olun savunma sanayinde mühendis olarak çalıştığım süre boyunca ayda sandığınız gibi en az bi’ 6-7 bin kazanmadım, öyle bir dünya yok… Bu nedenle zaten Yeni Zelanda’ya göç ediyorum (tabii bu mesele bu kadar basit değil daha sonra anlatacağım), en azından seyahat bu kadar vazgeçilmezimken ayda 200 lira değil 200 USD biriktirebilmeyi de istediğim için bu da tercih sebeplerinden ve zorluklarına katlanıyorum/katlanacağım.

Ne yazık ki tercih yaparak yaşamak da zorundayız, Türk Lirası kazanıp paramızı döviz olarak harcıyoruz. Ne yazık ki bir Alman, Amerikan vatandaşı kadar düşünmeden para harcamamız mümkün değil. (Gerçi emin olun Uzak Doğu’da filan bir Hollandalı görürseniz, aslında işsizlik maaşı ile yola çıkmıştır muhtemelen. ) Yani yola sık çıkmak bir yerde aslında para ile de aşırı alakalı sayılmaz. Biz zaten Türk Lirası kazanıp; özellikle büyük şehirlerde kiraya -krediye; genel olarak akaryakıta, elektriğe-suya, vergilere bakıldığında Euro kazanır gibi harcamak zorunda kalıyoruz paramızı. Yani dünyanın her yerinde (oldukça pahalı ülkelerinde bile) yaşamımızı idame ettirmek için zaten fazlasıyla idmanlıyız.  Sadece para ile ilgili olsa yola çıkmak, ünlüler ya da varlıklı iş adamları ‘seyyah’olurdu değil mi?

Sonra…. Aklıma ilk gelen başka bir mesele de, yurtdışına madem tam çıkıyorum o zaman en kral şekilde de paramı harcayayım diyenler… Konaklamaya benim verdiğim paranın 3-4 katını bile ‘normal’ bulabilen ‘sıradan/ortalama Türk vatandaşları’ var biliyorum.  Daha pahalı bir yerde kalırsa güvenliğini daha iyi olacağını düşünenler var.  Var da var… Bence ise bu düşünceler, sadece insanı tüketime sevk ediyor ve eğer amacınız sırf keyif çatmak değilse ve gerçekten buna çok ihtiyacınız yoksa, sadece yatmadan yatmaya gideceğiniz bir mekana 100 € değil de 20 € harcayarak da aynı güvenlik ve temizlik seviyesini yakalayabilirsiniz. Belki odanız daha küçük olur, belki yatağınız daha az yumuşaktır, kahvaltıda çeşit daha azdır… Fakat daha çok görebilmek mi, ‘bazı konforlar’ mı sizin için daha önemli olurdu ?

Bu durumda benim daha fazla yeri görmem  pek çoğuna göre normal değil mi? Daha çok yeri görebilmek mi, aldım kokteylimi havuz kenarında – balayı tadında tatil yaptım demek mi sizin için daha tatmin edici olur? Tercih… Sahi havuzun en fazla kaç metre karesinde yüzebilirdiniz?

Uygun rotaları birleştirmek yaptığım en büyük kurnazlık: zihnim hazır oraya kadar gitmişken şuraya da gidilebilir şeklinde çalışıyor

Burada amaç nereden nereye gidersem daha çok şehir ya da ülke görürüm değil. Bu sadece bir sonuç. Mesela ben genelde aynı şehirden gidiş-dönüş uçak bileti almam. Çünkü gittiğim bir şehre geri dönmek hem zamanımı kaybettirir hem de aslında daha çok tasarruf filan yaratmaz. Örneğin Amsterdam gidiş-dönüş 80 €, Amsterdam gidiş +  Brüksel dönüşlü bilet 120 €. Kesinlikle 2.’yi seçerim.

Mesela Uzak Doğu’da Kamboçya’ya Türkiye’den direkt uçuş bakmamam gerektiğini bilirim. Çünkü Türkiye’den en kısa bilet alabileceğimiz sadece bazı büyük hava yollarının tek aktarmalı uçuşları bu gibi ülkelere pahalıdır. Oysa promosyonlu bilet yakalama şansınız Malezya’ya, Singapur’a ya da Tayland’a çok mümkündür( örneğin Kamboçya’ya bilet 700 $ ise diğer saydığım ülkelere gidiş-dönüş 350 $’a uçak bileti bulabilmek çok olası) Bu ülkelerden Myanmar’a, Kamboçya’ya uçuşlar tek yönde JetStar, Air Asia, Fly Scoot gibi minik havayolları ile 20-60 $ arasındadır mesela desem… Hem de çok farklı havaalanlarını kullanıp,  yine gittiğiniz yerden dönmeyerek zaman da kazanmış ve başka şehirlerini de görmüş olursunuz. Yani sadece Malezya’ya gitmeyin gitmişken Kamboçya’ya da gitmeyi düşünün derim. Burada tabii ki iyi araştırmak, hangi ülkelerde hava yolu taşımacılığının gelişmiş olduğunu bilmek, ülke tarihlerini-ilişkileri gibi şeyleri de göz önünde bulundurmak gerekiyor ki planı iyi yapasanız ve bu yoğunluğu kaldırabilesiniz. Çoğunlukla, iyi plan yaptığım için ben fazla sürprizle karşılaşmam bir yere gittiğimde. Şaşkaza gezmekle alakalı yaşanışabilecek aksiliklerin, dolayısıyla zaman kaybının büyük çoğunluğu da sanki, değil mi?

Başka bir örnek verecek olursam buna: Ben mesela İspanya’ya kadar gitmişken izinlerimi biraz daha esnekleştirmeye çalışıp 10 gün değil de 14 gün giderim ve oradan Fas’a geçerim. Çünkü Türkiye’den direkt ve uygun uçuşlar Fas’ta zaten sadece Kazablanka şehrine var ki Fas’ta Kazablanka coğrafi konumu ile ülkenin tam ortasında, üstelik görülecebilecek en güzel şehirlerinden de değil. Fas bileti Türkiye’den 300$ civarına fakat Fransa’dan, Almanya’dan ya da İspanya’dan daha küçük bütçeli havayolları ile uçuşlar 20-60 $ arası … Üstelik Tangier’e (ülkenin en kuzeyine uçup ya da İspanya’dan benim gibi feribotla geçip), ülkenin en güneyinden Marakeş’ten ülkeyi terk etme hakkınız da var. Şimdi düşünün 20 gün tatiliniz var. O zaman alın promosyonlu bir Fransa bileti, oradan Fas’a geçin sonra da İspanya’ya uçun ve oradan dönün. (burada vizeniz var mı yok mu sorgulamıyorum, mantığımı anlatıyorum) Alt alta yazdığınızda yola evet daha fazla vereceksiniz ilk planladığınıza göre fakat bu ülkelere gitmek gibi bir niyetiniz zaten varsa bir sonraki yıllık izninize kadar daha fazla ertelemenize ve ekstra olarak bahsettiğim masrafın 3 katını tekrar verip, tekrar valiz hazırlamanıza, Fas’a tekrar aynı hava sahası üzerinden uçup varmanıza gerek yok… Bu da sadece öylesine bir örnek.

Böyle şeyleri planlamak çok kolay da değil. Ben tatile giderken tatilde harcayacağım zaman kadar önceden her şeyi planlayıp gittiğimde ona göre hareket ediyorum mesela. Çünkü uçuş, bağlantı kaçırmak, burayı pek sevdim hadi bir gece daha kalayım bari demek gibi lükslerim olmuyor. Eğer ‘uygun rotaları birleştirmek’ bana göre, araştırabilirim böyle şeyleri, zamanlamam iyidir derseniz siz de yapabilirsiniz aklınızda bulunsun derim. Hatta bazen örnek böyle rotalar paylaşıyorum. Bu gibi rehberlerim arasında size göre bütçe, zorluk derecesi açısından da size uygun olanı seçebilirsiniz ya da benim yaptığım planı bölerek kendinize alternatif bir rota çıkarabilirsiniz.

Hala ee nereden bilelim nereye ne uçuş ucuz derseniz, ben biliyorum ama derim… O zaman beni okumaya devam etmeniz gerekiyor… Yoksa kim söyleyecek size 20 günde Sri Lanka ve Maldivler’i birlikte gezebileceğinizi ve toplamda 400-450$ bile uçuşları halledebileceğinizi? Siz bilemem, gelemem böyle şeylere derseniz, bu şekilde yapmak zorunda değilsiniz, yine de isterseniz bende refleks olarak bu bilgiler mevcut paylaştıklarım üzerinden kendinize ait bir plan belki çıkarabilirsiniz. (dedim diye de tabii yine hemen balayında nerelere gidelim mesajları ile gelmeyin ama yine Instagram‘dan. Ben kendi tecrübe ettiklerimi paylaşmak için zaten ancak zaman ayırabiliyorum, kişiye özel rota oluşturmak gibi bir misyonum yok. Tabii bir ücretlendirme dahilinde bunu iş olarak yapabilirim :D)

Tatil anlayışımı iyi biliyorum, çok ülke-şehir görmek ise bunun bir sonucu

En başta monoton bir hayatı sevmediğimi ve her dakika yeni bir şey öğrenme ihtiyacı duyduğumu biliyorum. Bir şeyler öğrenmek ise sadece mesleğimle ya da belli konularla ilgili değil de hayatın her alanıyla alakalı bir öğrenme isteği diyebilirim. Ben hızlı öğrenen ve yoğun öğrenmek isteyen biriyim. Mesela 70-80 kitap okuyabildiğim yıllar da biliyorum. (üstelik kitapların altını çizip notlar alarak filan, ciddi bir okuma işlemi) Bunu bu kadar kitap okurum demek için değil de ne kadar yoğun olarak bir şeyler bilme ihtiyacı hissettiğimi anlatmak için kullanıyorum. Bazı şeyleri sadece ‘-mış olmak için’ değil de hissettiğim, kendimi öyle rahat bulduğum için yaparım. Ertesi yıl 20 kitap okuyup yerine başka şeylerle yeterince öğrendiğimi hissederek de motive olabilirim tabii. Bu arkamdan atlı koşturur gibi ‘’hadi hadi bilgi verin, nerde o bakıym’’ diye ortada dolaşıyorum anlamına gelmez. Örneğin hiçbir şey yapmıyor gibi görünüp günlerce başımı kaldırmadan yazıp çizip, kendimle alakalı bir yönü, sorguladığım şeylere bir cevap bulmayı da tercih edebilirim. Ama bunu da bir çeşit öğrenme olarak sayabiliriz sanırım. Sonuç olarak bir şeyler hep öğrenirim ve bunu isterim.

Nasıl bir tatil istediğimi bilmek de, biraz kendimi de iyi bilmemden kaynaklı. Siz çoğu zaman aylak davranmak, kendinizi zora sokmamak ve düşünmeden zaman geçirmek istiyor olabilirsiniz. Bu da sizin hayatı nasıl yaşamayı seçtiğiniz ile alakalı bir durum. Benim anlayışıma ters diye size itiraz edecek, zorla dediklerimi yapın diyecek ya da sizi küçümseyecek halim yok tabii ki.

Örneğin, her sene Alaçatı’da aynı otele gidip, aynı ahbaplarınızla takılmak istiyor olabilirsiniz… Ama ben bir plaja iki gün bile üst üste gidemem ya da çevremde hep aynı kişiler olsun istemem. Siz gece kulüplerini eğlenceli bulabilirsiniz fakat ben pop müziğe ve gürültüye tahamül edemem. Siz sadece dağa çıkmayı ve doğa yürüyüşlerini seviyor olabilirsiniz fakat ben şehirde de gezmek isteyebilirim. Siz hafta sonu gelse de dışarı bile çıkmasam ya da geç uyansam, keyif yapsam, akşama da arkadaşlarla takılsak diye hayal edebilirsiniz huzuru. Ben cuma akşam işten sonra uçağa yetişip gün kazanabilir miyim bi’ İstanbul’a gitsem diyebilirim. Bunlar tamamen kişiliğimizle alakalı…

Sonra… Seyahat etmeyi zaten seven biriyseniz bir şehre gittiğinizde sevdiğiniz bir mekana ikinci kez gitmek istiyor da olabilirsiniz, sadece önerilen mekanları deneyebilirsiniz veyahut gittiğiniz yerde insandan çok özel ilginiz tattığınız lezzetler olabilir, ne bileyim gününüzün birini tamamen boş bir şekilde o şehirde kitap okuyarak da geçirebilirsiniz, alışverişe zaman ayırmak isteyebilirsiniz…. Ben ise bir şeylere genelde bağlanmam, gözlem yapacaksam o ülkeden bir tanıdık bulup o ülkenin kültürü ve insanların bakış açılarını hakkında şehri birlikte gezerken ya da yemek yerken gözlem yapıp, soru sorarım ve çıkarımda bulunurum. Zamanı kullanırken herkes aynı şekilde davranmak ya da aynı verimde olmak zorunda değil.

Demek ki çok ülke, şehir görmek istiyorsak işin sırrı neymiş…
  • Hayattan beklentilerimizi ve nasıl mutlu hissettiğimizi bilmek
  • Yaşamak, görmek, tecrübe etmek istediğimiz hayata göre de tercihlerimizi şekillendirmek.
  • İyi araştırma yapmak, gerçekten planlamaya zaman ayırmak

Yani, benim 27 yaşıma girmeden 50 ülke görecek olmam sayısal anlamda sadece bir çeşit ‘reklam ve dikkat çekme’ aracı, benim için özelde ise manası olMAyan bir durum. Tıpkı insanın kendini ‘gezgin’ olarak adlandırmasının da bence bir reklamdan ya da kişinin kendini nasıl tanıtmak/görmek istemesinden ibaret olması gibi…

Ben iyi planlıyorum, farklı kültürleri tanımayı seviyorum, çeşitli ülkelerde de yaşadım, kimi şehirlere 2-3 kez de gittim, çok farklı milletlerden arkadaşlarım da var, çok farklı şekillerde yola çıktım(bazen bir gönüllü projesi ile, başka bir programla, yarışmayla, kimi zaman biriyle, çoğu zaman tek başıma vs) fakat insanların dediği gibi gerçekten bir gezgin miyim bilmiyorum. Gördüğüm ülkeler özetle öğrenmek istememin ve bulunduğum etkinliklerin ya da yola çıkma isteğinin bir sonucu. (gezmek isteyenlerin aşağıda sevgili Vietnamlı, Singapurlu panpalarımın dağınıklığına takılmamasını ve yanlarında oldukça irice duran beni bulabilebilmesini ümit ediyorum ki anlatmaya çalıştıklarım işe yaramış hissedeyim.)

Sadece dünya çok büyük, sınırların ötesinde de öğrenecek çok şey var onu biliyorum ve sayılar zihnimin çalışma yapısının bir sonucu. Çünkü ülke isimleriyle düşünürsek daha  Hindistan’ı, Peru’yu, Nepal’i, Kanada’yı, Namibya’yı, Tibet’i de görmediğimi düşündüğümde dehşete kapılıyorum. Dünyayı görmek benim için bir misyon, bazen sağlık sorunları ile karşılaşsam, arada ”öf lanet olsun, yetti be, başlarım böyle dünyayı görme aşkına” filan da desem; yola çıkmak ve öğrendiğimi hissetmek benim bir çeşit alışkanlıklarım/hayat tarzım. Herkes bu şekilde olmayabilir, olamayabilir, olmayı istemeyebilir…

Bazen özellikte Instagram’dan aldığım mesajlarda hayatımı yaşamak isteyeceğini söyleyenlere inanamıyorum. Karşılaştırma yapmaya ya da yarışa girmeye gerek yok çünkü kimse kimsenin hayatını acıları ve mutluluklarıyla yaşayamaz-kaldıramaz-bilemez, herkes sadece tercihini yaşar.

Bu konuda yazacaklarım daha bitmiyor. Belki daha sonra devamını da anlatırım ya da yine belli örnekler üzerinden giderek gezmek isteyenlere alternatifler oluşturabilirim zaman buldukça. Şimdi siz karar verin:  Diyelim evleneceksiniz… Kredi çekip ‘yeni gelinlerin tatlı telaşı’ krizlerinde evinize yeni ciciler (mesela 3 tuzluğa, simli parlak perdelere kadar) alıp düğün mü yapardınız, iyi bir balayı mı yapardınız yoksa dünya turuna mı çıkardınız? Ben evlenmezdim de zaten bir birikimim ya da tekrar ödeyebileceğimi düşünerek çektiğim bir kredim olsaydı kendim de çok uzun süreli bir dünya turuna çıkardım.

Herkes hayatta ne yaşıyorsa tercihini yaşıyor, iyisi ile ve kötüsüyle… Sizce de öyle değil mi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir