Pembe renkleri ve çiçek desenlerinin ağırlıkta olduğu Nasr-ı mülk cami

İran’ın en güzel şehirlerinden biri de Şiraz… Hakkında gururla bahsettikleri ozanları, etrafı kapalı çölde vahayı hatırlatan bahçeleri-köşkleri ve tabii ki yine İslamiyet’tin sebep olduğu harika yapılarla süslü bir şehir. Hatta bir şey daha belirtmeliyim, o da insanları… Şiraz’ın insanları İran’daki diğer bölgelerde de çok seviliyor çünkü misafirperverlik ve güleryüzde bir numaralar. Genel olarak rahat, size eşlik etmekten çekinmeyecek, geleneklerine bağlı, yemeyi içmeyi ve gülmeyi çok seven insanlar. Bu yüzden de Şiraz’ı ziyaret etmek İran’ı daha önyargısızca tanımak açısından da önemli.

Şiraz haritada şu şekilde:

Gördüğünüz üzere, Persepolis’e gitmek için Şiraz’a bir şekilde yaklaşmanız gerekiyor, başkente bir miktar uzak, aradaki mesafeyi 10 saat kadar düşünebilirsiniz, İsfahan’a ise 5 saat. Fakat bir detay daha vereyim, eğer karayolunu kullanarak ulaşacaksanız ve şehirlerarası otobüslerle yolculuk yapacaksanız bu basettiğim zamana 2-3 saat kadar gecikme eklemeniz gerekiyor. Yani teoride İsfahan ile aralarında 5 saat var gibi gözükse de yolculuk 7 saate yakın zaman alacaktır haberiniz olsun. Yukarıda demiştim ya, biraz rahatlar diye… İşte bu sebeple, gecikmelere, otobüs içinde çekirdek çitlemelere, dizi izlemelere hazır olun ve bu samimi ortamın tadını çıkarın.

Bir hatırlatmada bulunayım,  Instagram’da hatırlarsanız storieste gizli kapaklı bir takım videolar çekmiştim  ve başıma iş almamayı gece ziyaret etmem sayesinde sağlayabilmiştim. Neler döndüğünü kaçıranlar için de yazının altlarına doğru açıklaması, bilenler için de harika olmasa da birkaç fotoğraf ve diğer detaylar mevcut! Demem o ki yazıyı hemen ziyaret edecek olmasınız da sonuna kadar okuyun bence 😉 Şiraz’ın en öne çıkan, iştah kabartıcı gezilecek yerlerini şöyle sıralayabiliriz.

Nasır El-Mülk (Nasir ol Molk) Cami

Bu cami 19. yy’da Kaçar Hanedanlığı döneminde inşaa edilmiş. Yani çok eski olduğu söylenemez fakat çok farklı! Özellikle İsfahan’da ve İran’ın genelinde camilerde hakim olan yeşil-mavi-sarı tonlarının dışında bu camide çok fazla pempe ve çiçek motifleri dikkatinizi çekecek. Sırf bu nedenle farklı bir döneme ait olduğunu anlayabileceksiniz (Yani şu İsfahan gezi rehberinde sürekli bahsedip durduğum Safaviler ve yapılarının-el işlemelerinin dışına çıkıyoruz!)  Bu arada yazının kapağında yer alan fotoğraf da buraya ait.

Ayrıca burayı özel yapan başka bir şey daha var. O da camideki vitray işçiliği! Hemen bir dipnot olarak belirteyim, eğer sabah erken saatlerde giderseniz, vitraylardan süzülen güneş ışınları harika bir görüntü oluşturuyor. Diğer turistlerle tenha bir köşe bulup fotoğraf çekinebilmek için yarışa tutuşabilirsiniz. Sabah ne kadar erken giderseniz, vitrayların gölgelerini o kadar uzağa yansımış ve fazla olarak görebilirsiniz. (Malum ”güneş ışınları öğle saatlerinde en dik açıyla düşer”, en azından orta okul bilgilerimizle yorumlayalım durumu…)

Narenjestan (Qavam House)

Burayı, gitmeden önce bir arkadaşım özellikle tavsiye etmişti. Israrında haklıymış da…  Kazvinli ticaretele uğraşan bir aileye ait burası. Bu aile aynı zamanda Zend, Kaçar ve Pehlevi Hanedanlığı’nda da etkin rol oynamış, önemli bir aileymiş.

Buranın hem bahçesi çok güzel hem içindeki caminin girişi ile odaların tavan süslemeleri. Burayı asıl inanılmaz yapansa girişinden itibaren benim gibi parlak renkleri çok sevmeyen bir insanı bile kendine hayran bırakan, küçük aynalarla oluşturulmuş tavan süslemeleri, aynalar, sedef kakma kapılar ve duvar resimleri.

Aynı zamanda tarihle ve el sanatları ile ilgileniyorsanız, alt katında ufak bir de müze var. Müzede İran Tarihi boyunca kullanılan paralardan, mozaik sanatının dataylarına, eskiden yeniye İran kültüründeki müzik aletlerine kadar görmeniz mümkün. İçeride çok özel ve pazarda rastladıklarınıza göre daha ince detaylandıırılmış, özenli el sanatı ürünler de bulabilirsiniz. Mermer üzerine boyamalardan, çok ince datayları olan seramik resimlerine, minyatürlere, takıya, hat sanatına ve deve kemiği gibi ‘otantik’diyebileceğimiz şeylerden kutulara rastlayabilirsiniz. Fiyatlandırmaları ise üzerindeki numaralara göre yapılıyor ve bir miktar tuzlu, ki buna hak veriyorum. Pazarlık yapmanız mümkün.

Vakil Pazar Kompleksi

Oldukça eski (11. yy)’a air pazar içinde cami, kervansaray, medrese, hamam gibi pazara ek olarak başka yapılar da, içeriyor bu yüzden ‘kompleks’ kelimesini kullanmak daha doğru olabilir.

İçeride, Ankara’daki Saman Pazarı görüntülerine rastlayabilirsiniz. Resmen çeyizlik eşya satılıyor özellikle de ilk girişinde! Fakat bulabilecekleriniz bununla bitmiyor: Kuruyemiş, baharat, gümüş takı, otantik kafelere dönüştürülmüş hanlar ve daha neler neler….

Bu arada, pek çok benzer hediyelik eşyayı İsfahan’da daha uygun fiyata bulabilirsiniz. İsfahan rehberinde de bahsettiğim gibi el sanatlarının asıl merkezi İsfahan. Yine de bu pazarı atlamamakta fayda var çünkü Şiraz’a özgü bazı takılar ve bence çok ilginç olmayan halı üzerine portre, manzara filan gibi şeyler burada daha çok. Bir şey daha dikkatimi çekti, ipek İran halıları Vekil Pazar’da İsfahan’daki Pazar’a göre daha bol boldu.

Kerim Han Hisarı/ Kalesi

Burası 12. yy’a kadar kökleri dayanan bir kale. 18. yy’da Zend Hanedanlığı’nda saray eşrefi burada yaşamış ve Kerim Han surların iç kısmını bizzat en önemli sanatçıları toplayarak yaptırmış. Daha sonra burası Kaçar Türkleri zamanında da yönetim yeri olarak kullanılmış. Bu arada, Şiraz’da bir şey dikkatinizi çekebilir, o da şehirdeki önemli bulvarlar, iyi olan neredeyse her şeye Kerim Han’ın adı verilmiş. Kendisi Şirazlılar tarafından pek bir seviliyor nedeni ise çok adaletli bir insan olmasıymış ve yönetimi sırasında Şiraz’ı ülke (Zend Hanedanlığı) başkenti yaptığı gibi, ülkenin güven ve refah içinde olmasını sağlamış.

Her ne kadar pek sayın Kerim Han içeriyi özene bözene yaptırmışsa da içeride görülmeye çok fazla değer şeyler olduğunu söyleyemem. Tavandaki işlemelerin bir kısmı dökülmüş ve iç avlu şu an İran’ın kültürel mirasını gösteren, pazarlayan dükkanlar ile dolu. Burada çeşit çeşit el sanatlarına, hediyeliklere rastlamanız mümkün.

Fakat yine da hakkını yemeyelim, hamamı pek bir güzel. Oldukça sade fakat tavandaki işlemelerin simetrisi, tavanın konkav-konveks (başka nasıl tarif edilir bilemedim, ne yapayım benim asıl mesleğim mühendislik) geometrik  detayları farklı farklı ve genel olarak çok güzel.

Eram (Cennet) Bahçesi

Şiraz’a gidecekseniz herkesin dilinde olan bahçe… Bence Narenjestan’ı gördükten sonra pek görkemli gelmeyecektir. Çok farklı dönemlerde yapılmış olsalar da ilk bakışta birbirlerine çok benziyorlar fakat Narenjestan’daki detayları ve işçiliği burada bulmanız mümkün değil. Konağın içerisi kullanıma açık değil, alt katında ise taş müzesi ve takı satan tezgahlar var.

Bence İran’da ufak bir yeşili bile ”aman da aman şöyle bahçemiz var” diye çok abartıyorlar. Yine de burayı atlamayın, çünkü değerlendirken bir detayı unutuyordum az daha vermeyi. Bu bahçe 13. yy’a ait, oluşturulmaya başlandığı ilk zamanlar ise Selçuklular (11. yy)’a  kadar dayanıyor. Yani Narenjestan’a göre çok çok eski ve İran’daki tipik bahçe kültürünü anlamak açısından önemli. Haksızlık etmeyeyim hemen şimdi, oluşturulduğu dönem koşulları ile değerlendirsek, ”Cennet Bahçesi”, ”Kralın Bahçesi” gibi büyük kelimelerle nitelendirmesine hak verebiliriz elbette.

Yine de bence girişine ödenen 20 lira gibi bir ücretin  hakkını fazla vermediğini vurgulayayım .Bunların dışında kapladığı alan oldukça geniş ve içeride seralar, farklı ağaçlar, balıklı-balıksız havuzlar filan gibi ufak heyecanlar da yok değil.

Hafız ve Sadi’nin Türbeleri

Şiraz İran edebiyatı açısından önemli bir şehir. Geçmişte, çok güzel Farsça gazeller bırakan şairlerin doğduğu yer… Bunlardan en ünlüleri ve yabancılar tarafından da bilinenleri Hafız (14. yy)  ve Sadi (13.yy). Şimdi, birlikte andım adlarını diye karıştırmayalım tabii, aslında yaşadıkları dönemler-koşullar farklı. İsimlerini birlikte anma sebebim, mezarlarının bulunduğu mekanları ziyaret edecekseniz ikisinden birini seçmenizi önermek. Yine girişte 20 tl gibi bir ücret ödeyeceksiniz ve pek ahım şahım şeyler göreceğinizi söyleyemem. (Malum pek sevgili bazı bloggerlar çoğu şeyi abartarak anlattığı için genelde, ben nedense gitmeden önce daha büyük bir beklenti içindeydim bu mekanlar için). Görecekleriniz ise düzenli bir alan, duvar kabartmalarında ne yazdığını anlamayacağınız-İngilizce açıklaması bulunMAyan gazeller ve insanların nedense görmek için can attıkları bir türbe. ( Farkındayım, sonlara doğru iyice heyecansız anlattım.)

Neyse, daha heyacan yaratacak bir detaya geçelim: ”Fal-e Hafız” Yani Hafız’a ait divan. Bu divandan rastgele seçilen/açılan bir sayfanın gelecekte yapılacak işlerin ‘hayırlı’ olup olmayacağına dair işaretler verdiğine İran’da çok inanılıyor. Eğer yolunuzda, muhabbet kuşları ile kartlar tutan insanlar görürseniz, alametinin ne olduğunu anlayın…  Kuşların seçtiği kartlarda ya da zarflarda bir gazel var ve bu gazeller, aklınızda bulunan sorulara, emin olmadığınız-başlayacağınız bir işin geleceğine dair çıkarımda bulunmanızı sağlıyor. Yine aynı şekilde Hafız’ın divanından herhangi bir sayfayı açıp okumayı, İran’da bizdeki kahve falı gibi günlük hayatın bir parçası olarak düşünülebilir.

Eğer, merak edip denemek isterseniz, bu cici kuşlara seçim yaptırmak,  5 lira gibi bir fiyata denk geliyor. Yazılı dizelerin İngilizce açıklaması da var genelde fakat etrafınızda Farsça iyi bilen, size açıklayabilecek birilerine sormanızı öneririm. Bizdeki Divan Edebiyatı’nı düşünün, İngilizce nasıl derinliği ve sembollerin manası anlaşılabilir ki?

Şah Çerağ

Vee… İşte o beklenen mekan. Şiraz’a gidip burayı atlamak olmaz. Özellikle de iç kısmını gördüğünüzde gözlerinize inanamayacaksınız! Anlamı ”ışıkların şahı” olan bu mekan, İmam Reza(Rıza), yani 8. İmam’ın kardeşlerinden Seyid Emir Ahmed’in türbesini içeriyor. Bu nedenle de Şii Müslümanlarca önem arz ediyor.

Detaylara gelecek olursak: Fotoğraf çekmek yasak çünkü turistik bir mekanın ötesinde asıl fazlaca saygı duyulan, kutsal bir mekan burası! Hatta girişte aranıyorsunuz ve fotoğraf makinesi ile giremiyorsunuz. Bir şeyler yasak olunca size de cazip gelmiyor mu? Tabii ki fotoğraf çektim, hatta bazılarının instagramda gördüğü üzere içerisinin videosunu da çektim. Şöyle ki, evinde konuk olduğum arkadaş, orayı çok beğeneceğimi düşünerek beni aldı gece yarısından sonra daha tenha olur diyerek oraya götürdü. Ben tabii şok! Ben bile nedense, gece gece tövbe tövbe diye söylensem de, gidince anladım ki haklıymış. O saatte bile azımsanamayacak sayıda çok ziyaretçisi var.

Buraya giderken Hicap giymek zorundasınız! Neyse arkadaşın annesi bana bir çarşaf ayarladı, sarındım sarmalandım. Daha sonra girişte aranıyorsunuz, kadın ve erkekler ayrı kapılardan girip, ayrı kapılardan çıkıyor. Arkadaş gece getirdiği için sıkı bir kontrolden geçmedim ve cep telefonumla girebildim, içeride görüntü aldığımda da daha az sayıda insan olduğu için, arada duadan başlarnı kaldırabildikleri nadir anlarda hafif dik baksalar da pek ses etmediler.


Tamamı gümüş kapıdan içeriye girmem, yüzlerini gümüş kaplama türbeye sürtüp, kendinden geçerek dua eden insanlar ve tamamı küçük küçük aynalarla motiflenmiş çok yüksek kubbeyi görünce haliyle garip tepkiler verdiğimi itiraf etmeliydim. Resmen imana geldim pes! Hatta bir de görevli teyze baktı ben şoktayım, kızmak yerine gel gel dedi ve içeride bir bölüm daha gösterdi ki orası daha inanılmazdı. Fotoğraflardan, çok anlaşıldığını sanmıyorum fakat şöyle tarif edeyim, hayal edebileceğiniz en yüksek kubbeyi hayal edin ve iç mekanda her tarafın küçük aynalarla kaplı olup,  devasa avizeler ve yansımalarla parıl parıl parladığını.

Arkadaş ise aynaları şu şekilde açıkladı, aynalar kırık ve küçük küçüktü ki bu mekana girince kişi kendi yansımasını görmesin, maneviyatı fark etsin. Ayrıca, arkadaşım bazı detaylar da verdi ve gösterdi, bu nedenle bu mekana hayran kalmamak mümkün değil. Örneğin dış duvarlardaki seramikler sadece boyama değil, iç içe geçen desenler seramiğe oturtulmuş. Verilen emeği, içerideki milyonlarca parıltıyı, beş adam yüksekliğindeki avizeleri, içeride halılar üstünde düşünen-yerlerde yatan kadınları, türbeyi öperek dua edenleri görünce ben tabii kendimi dini açıdan çok duygusuz hissettim. İnanç meselesi…

Persepolis (Taht-ı Cemşid)

Hakkında ayrıca bir yazı hazırlamayı düşünüyorum. Burada kısaca bahsetmekteki amacım ise, hala duymamış olanları ve Persepolis’i sadece İran’ı anlatan bir animasyon filmi zannedenleri kınamak. Neyse, şaka bir yana, Persepolis’e gerçekten de nasıl gidilir derseniz, Şiraz’dan taksi tutmanız (ki İran pahalı mıdır filan gibi soruları, genel hatlarıyla şu yazımda açıklamıştım) ve 1 saat kadar bir yolculuk yapmanız gerekiyor. Sonra ise sizi, ilk Pers İmparatorluğu’na ait, milattan önce kurulmuş olduğuna inanamayacağınız kadar muazzam büyüklükte, yarım günden fazla zaman ayırmanızı gerektiren detaylar bekliyor.

2 comments

///////////////
  1. cengiz

    Şiraz’ın Eylüllerini okuduk, Persepolis’i de izledik.

    artık bir bilet lazım, rehberimiz zaten var.

    tebrikler, umarım en kısa zamanda diyorum kendime.

    Teşekkürler.

    1. Elif Pelit

      Çok sevindim. Umarım vesile olabilmiştir. Şimdiden iyi yolculuklar!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir