Türkmenistan Orta Asya’nın tam orta yerinde yer alan bir ‘distopya’ ve neden bu kelimeyi neden ısrarla kullandığımı anlatmaya çalışacağım.

Türkmenistan’a ilk olarak annemin işi dolayısıyla 2011 yılında gitmiştim. Ben üniversitede okurken annem ve kardeşim 3 yıl kadar orada yaşadıkları için yaz ve şubat tatillerinde de belli aralıklar gittim. Daha önce Orta Asya’da diğer ülkeleri de gezme fırsatım oldu, hatta Kırgızistan’da 3 yıl yaşadım; piyano çalmayı, okuma alışkanlığı edinmeyi, fikirlerimi korkmadan ifade etmeyi 10-13 yaşlarımda Kırgızistan’daki özgür düşünce ortamında edindiğimi düşünüyorum. Fakat çöllerle, bazen yemyeşil ovalarla ve kocaman dağlarla çevrili, farklı coğrafyaları ve insanları barındıran Orta Asya’da; Türk Cumhuriyetleri bile her ne kadar benzer sanılsa da sadece politik tutumlarına bakıldığında bile çok ayrı devletler.

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılması ve tam bağımsızlıklarını elde etmeleriyle, toplumların etnik yapısı ve kültürel birikim olarak koruduklarıyla Orta Asya ülkeleri çok farklı yönlerde ilerleyebildi. En basitinden: Kazakistan bilim ve ekonomide müthiş ilerlemeler kaydederken, Orta Asya’nın en çok okuyan ve en mutlu gördüğüm ülkesi Kırgızistan’da 2010 yılında bir devrim oldu, Azerbaycan modern bir ülke olurken halkı aralarında kendini Türkiye’ye en yakın hatta belki de tek yakın hissetmek isteyen oldu, Özbekistan ve Türkmenistan ise diktatörlüğe doğru evrildi. Hatta Türkmenistan’da genel durum bence o kadar kötüleşti ki Özbekistan’da var olabilen tarih bilinci ve korunmaya çalışan geleneklerin ben Türkmenistan’da çok daha zayıf olduğunu ve inançların-geleneklerin dayanağı bilinmeyen genelde şamanizmle karışık batıllıktan ibaret olduğunu düşünüyorum.

Genel olarak Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nden daha özel olarak Türkmenistan’a dönecek olursak… Gerçek bir distopya olarak özetleyebilirim.  Ülkeye girmek için ve girişten itibaren yaşadıklarınızı özetle anlatmaya çalışacağım. Anlattıklarım sonunda da: 2012 yılında ‘’Türkmenistan’da seçimler oldu ve eski cumhurbaşkanı Gurmangulu Berdimuhamedov son derece demokratik yürütülen seçimler sonucu başkanlığa getirildi’’nin nasıl bir medya algısı-yönlendirmesi haber olduğuna hak vereceğinizi düşünüyorum. Tıpkı gidip görmediğimiz diğer ülkeler hatta kendi yaşadığımız ülke hakkında yanlış fikir sahibi olmamıza neden olan diğer haberler gibi…

Berdimuhamedov’a dönersek, yine yenice, kendisi 2017 şubatında da tekrar cumhurbaşkanı oldu ve bundan sonra da olmaması için hiçbir engel yok…Seçimle yönetilen bir ülkeden  ve demokrasiden bahsederken, bu söylediğimi Türkiye’de yaşayan biri olarak garipseyemediğinize ya da normal karşılayabildiğinize eminim. Tabii düşünülmesi gereken yerler de bulabilirsiniz.

Türkmenistan nötr kalmaya çalışan bir ülke. Peki neye güveniyor?

Türkmenistan, en basitinden ne Rusya ne de ABD’den yana gibi görünüyor şimdilik. Çoğu ülke ile herhangi bir antlaşmaya, birinin tarafında yer almaya ya da birlikteliğe de yanaşmıyor. Başına buyruk davranabilmesinin ve kapalı bir ülke haline gelebilmesinin en büyük dayanağı ise yeraltı zenginlikleri. Ülkede kazmayı vurdukları her yerden doğal gaz veya petrol çıkıyor.

Bu doğal kaynaklar ise bilinçsizce kullanılıyor ve hiç bitmeyecek gibi düşünülüyor. Halkın ağzında ise: ”Türkmen’in Altın Çağı” … Türkmenler’de herhangi bir doğayı koruma bilinci de zaten bu nedenle yok, hatta ‘küresel ısınma’gibi bir şeyi duyduklarını, duysalar da önemsediklerini bile sanmıyorum. Çamurlu çöl suyundan daha ucuz olan neredeyse bedava elektrik ve akaryakıtla mutlu mesut klimalı otobüs duraklarında ve araçlarında yaşıyorlar, kibrit yakmamak için ocağı hep açık bırakıyorlar işte… Başkent Aşgabat’ta bence istihdam ve üretim adına yapılabilecek en önemli etkinlik ise; parklarda fıskiyelerin üstündeki çöl tozunu silmek ve vakitlerini trafiğe çıkmadan önce polis ceza yazmasın diye arabalarını gıcır gıcır yaparak geçirmek sanki.

Türkmenistan baştan aşağı tekrar inşaa ediliyor

Uçaktan görebileceğiniz, alt tarafı pazar diyeceğiniz fakat kuşbakışı yıldızlı filan değişik şekilleri olan yapılar var. Sonra değişik bir şeylerin sembolü olan bilmemkaç ayak isimli garip binalar, çöl ortasında yeşil tutulabilen parklar, yeniden inşaa edilen eski şehir girişleri(hani Ankara’da İstanbul yolunda, Gölbaşı’nda filan olan kapılardan…) ve eskilerin yıkılıp yerine baştan dikilen heybetli apartmanlar var.

İtalya’dan ve Türkiye’den getirilen mermerlerle inanılmaz binalar ve yeni apartmanlar yapılıyor.  Tam bir inşaat projesi cenneti, bu nedenle çok sayıda Türk inşaat işçileri var Türkmenistan’da. Hatta bazılarının Türkmen annelerden çocukları da var… Çocuklar ise bir tarafın vatandaşlığını seçmesi gerekiyor. Karışık bir sürü meseleler… Neyse, bu apayrı bir mesele.

Mermer binalara dönecek olursak, içleri çoğunun boş. Ülke toplamda zaten 5-6 milyon nüfuslu! Binalarda bazı ışıkların şehri daha aydınlık, yaşayan ve zengin göstermek için bilerek yanık bırakıldığı bile söyleniyor.

Çöl ortasında ağaçlı-çimenli, bol fıskiyeli parklarda akşam üzeri elinde çekirdekleri ve terlikleri ile dışarı çıkmış, geleneksel kıyafetli mermer evlerde ikamet eden insanları görürseniz beri benzer biri sanmayın. Aslında ülkenin oldukça zenginleri ki şimdiden o binalarda oturabiliyorlar, sadece kültürden ötürü bu görünümdeler.

Türkmen Vatandaşları’nın yurtdışına çıkmaları konusunda çok engel var:

Eğer Türkiye’de devlet üniversitesinde okuduysanız, Orta Asya’dan çok sayıda insana rastlamışsınızdır. Fakat aralarında Türkmen çok azdır, hiç fark ettiniz mi? Bunun en büyük sebebi özellikle 4-5 senedir ülkedeki gençlerin yurtdışına çıkması için çok büyük kısıtlamalar getirilmesi. Hatta belli bir yaşın altındakilerin, özellikle kız çocuklarının ülke dışına çıkması yasak. Devlet erkeklere ise çıkarsan da dön zaten seni güzel yaşatacağım diyor.

Kapalı bir toplum olmak ötesinde bir şey bu. Örneğin, milletvekilleri de yurtdışına çıkamıyor. Diplomatik önemi olan birinin ailesinden biri hastalandı ve tedavi amaçlı başka ülkeye gitmesi gerekti diyelim, sizce ne oluyor? Hiçbir şey. Ülkesinde gururlu bir şekilde, sadece ecelini beklemesi ve olur olmaza ülkesinin olmayan sağlık sistemini rezil etmemesi gerekiyor.

Öyle seyahat, yerli-yabancı turist filan unutun öyle şeyleri…

Ülkede turizm adına pek zenginlik yok. Hazar Denizi/Gölü kıyıları ve Merv şehri dışında gerçekten görmek isteyeceğiniz bir şeyler yok. Zaten ülkenin başkenti Aşgabat’ta çoğu caddede binaların fotoğrafını çekmek bile yasak. Yani, gidip bi’ At Bakanlığı (gerçekten dünyada tek ve böyle bir şey var) binası önünde fotoğraf çekineyim diyemezsiniz canınız istedi diye.

Yabancı bir ülke vatandaşı iseniz ülkeye vize almak için itinayla hazırlanmış bir davetiyeye sahip olmanız gerekiyor. Bundan 1-2 yıl önceye kadar yeşil pasaport sahibi Türk Vatandaşları’na vize istenmediği yazıyordu TC Dışişleri Bakanlığı’nın sitesinde bile… Oysa, belli bir gün altı için yeşil pasaporta ‘teknik olarak vize basılmasa da’ örneğin, uçağa alınabilmek için davetiyeniz, dönüş biletiniz ve gittiğinizde nerede kalacağınızı onaylatmanız; başka eyalete geçecekseniz ise ayrıca vize almanız gerekiyor. Türkmenistan’a hadi gitmek istediğiniz, gittiniz ve ülke içinde seyahat etmek istediniz… Zaten kendi vatandaşlarının bile doğduğu eyalet-şehir dışındaki diğer dört şehirde sahip olduğu haklar değişiyorken, bence oturun oturduğunuz yerde diyebilirim. Çünkü biz Özbekistan’dan dönerken karayolunu kullandık ve Daşoğuz’da birtakım sorunlarla karşılaştık, hikayesi apayrı…

Türkmenistan’da aklınızın alamayacağı kadar çok sansür var:

Hatta sansür de değil, bir şeyler yok mesela… Örneğin, basın diye bir şey bence yok. Kendi yerel kanallarında tüm gün dans eden yöresel kıyafetli kızlar ve bol mermerli bilmemne binasının açılış töreni var. Bu nedenle, evlere baktığınızda hiç bu kadar çanak anteni bir arada görmemiş olabilirsiniz. Şimdilik insanlar belli başlı kanalları izleyebiliyor. Özellikle Türk dizilerine bayılıyorlar. Bu arada insanlar Türkiye’de ne kadar psikopat insan var diyorlar ve televizyonunda haberleri izlediklerinde dehşete kapılıyorlar. Türkiye’de yaşanan dramatik olayların gerçekliğini, dizi sektörün abartılarını ve haberlerin felaket tellallığını bir yana bırakırsak bu kadar dehşete kapılmalarının sebebi biraz da kendi ülkelerinde var olanı görmemeleri. (yoksa haberlerle hepimizin içi açılmıyor, ya Karatay ya gasp, ya… neyse, malum…) Örneğin ben oradayken, silah fabrikasında patlama olmuştu ve bir sürü insan ölmüştü. Medyada yankı bulmadığı gibi, ailesinden ölenler olanların kulaktan kulağa bile konuşması yasaktı.

İnternet yok. Açıkca böyle bir hizmetimiz mevcut değildir diyor ülke. Olur da şans eseri bulursanız, zaten hızı ile sizi canınızdan bezdirip, lanet ettirebilir. Zaten sosyal medya sitelerine girmek yasak; tıpkı en bilindik örnekler olan Çin’de ya da İran’da olduğu gibi… (Fakat İran’da internet erişimi var, hatta devletin resmi organlarının bile sosyal medya hesapları var ve insanlar hangi VPN’i kullanmamızı önerirsiniz diye dalga geçiyor, ki şu yazımda bahsetmiştim. Yani, İran’da bile yasakların aslında artık bir formaliteden ibaret olduğuna bolca değinmiştim)

Türkmenistan’da şaka yok. Tabii bu bir engel değil fakat sosyal medyayı kullanmak için önce internetin varlığından haberdar olmanız, biliyorsanız da erişebilmeniz gerekiyor. Annemlerin orada yaşadığı süre boyunca ben Türkiye’de belli saatlerde internet üzerinden, ev telefonlarını arayarak uzun süre ancak öyle konuşabiliyordum.

Bu arada, telefonların dinlenildiği de düşünülüyor. Ülkede zaten iki kişiden biri muhbir. O nedenle öyle ulu orta istediğiniz gibi konuşamıyorsunuz. Yüksek sesle kimse konuşmuyor, kimse politika ya da yaşamak hakkında fikir de beyan etmiyor. Eğer ederseniz, ailenizin tüm üyeleri ile cenneti anında boyluyorsunuz ki bu insanlarca tercih ediliyor. Çünkü hapishane koşulları, hapis ötesinde de berbatmış. Zaten bu nedenle ülkede hırsızlık filan da yok. Çantanızı pazarın orta yerinde bırakıp gitseniz kimse dokunmaz bile.

Bu arada söylemeyi unutuyordum: akşam belli bir saatten sonra (sanırım 23:00’dı) sokağa çıkmak yasak.

İnsanlar tek tipte ve bilgiye ulaşmasına izin verilmiyor.

Bir gidişimde çantamda 12-13 kitap vardı. 1 ay kadar kalacağım için okuyacağım tüm kitapları almıştım. Havaalanında çıkışta da gümrük kontrolü var. Valizimdeki kitapları fark etmemeleri mümkün değildi ve az kalsın atıyorlardı. Polis içinde dini, felsefi, tarihi kitap var mı diye açıkça sordu. Ben de yok saçma sapan roman işte dedim fakat aralarında İhtilaller ve Darbeler Tarihi, Felsefe’nin Temel İlkeleri ve Dünya Dinler Tarihi kitaplarım bile vardı! Baktığı kitapların ne ile alakalı bile olduğunu anlamadan karıştıran paranoyak görevlinin resmen aklıyla oynadım düşünebiliyor musunuz? O kadar anlamayacağını bilip, büyük oynayabiliyordum ki… Tek derdim olur da kitapları atarsa ne yaparım, kütüphaneye o kadar kitabı tekrar nasıl alırımdı. (Bu arada ODTÜ kütüphanesinde çoğu kitapta kurşun kalemle bu kitap Hırvatistan’ı, ABD’yi gördü vs gibi notlar bulursanız bilin ki o kişi benim. Pardon ODTÜ Kütüphanesi, kütüphaneyi gelmiş geçmiş en aktif kullanan mezunlarızdan olan benim bu özel zevkime anlayışınız için şimdiden teşekkür ederim.)

İnsanlara gelirsek… Çok ‘bilmiyorlar’. Yaşam standartları ve kalitesi çok düşük. Ülkede özellikle erkeklerin çoğu yeterli beslenememekten ötürü, çöl sıcağına dayanamayıp ellisine varamadan kalp rahatsızlıklarından ölüyor. Kadın nüfusu çok fazla bu nedenle. Kadınlar ise başlarını yöresel şekilde örtüyorlar, yakası göbeklerine kadar nakışlı uzun kadife elbiseler giyiniyorlar. Türkmen nakışı işlemeli elbise yakalarının büyüklüğü, bakır yöresel takıları ya da kızıl altın miktarları kendilerini kıyaslamada akıllarına gelecek tek kayda değer şey bence.

Hatta okullarda bile kıyafetler oldukça yöresel. Yöresel olmasında bence bir sorun yok fakat şöyle düşünsenize bir: giyebileceğiniz ya da isteyebileceğiniz başka bir elbise modeli yok ya da örnek alabileceğiniz/ileride sahip olmak isteyip üzerine hayal kurabileceğiniz bir hayat tarzına sahip değilsiniz. Şu koşullarda olsa bunu dayanabilir misiniz, ne kadar sıkıcı gelirdi, değil mi? Ama orada doğmuş ve yetişmiş olsak, bunu biz de bir mesele olarak fark etmeyebilirdik bile… Gerçi dünyanın pek çok yerinde benzer bir durum var. Fakat toplum değerleri aksine düşünecek ya da sorgulayacak insan sayısı Türkmenistan’da çok az ve farklılıklar olmadan insanları sorgulamayı öğrenmesi neredeyse imkansız.

Devlet başkanları ulaşılmaz

Cumhurbaşkanının ve ailesinin nerede yaşadığı bile tam olarak bilinmiyor desem. Kendisinin yaşarken(!) fotoğrafını astıran her diktatör gibi her köşede fotoğrafı var(uçakta bile), böyle olunca insanlarda sanki bir miktar halkın içinde izlemi de yaratabiliyor. Aslında ise başkan yoldan geçeceği zamanı bile anlıyorsunuz. Bir anda polis karşınıza çıkıyor ve kollarını önünde çapraz tutarak ‘yol yapık’(yol kapalı) diyerek belli noktalardan geçişlere izin vermiyor. O an, başkanın geçtiği cadde üzerindeki evlerin pencerelerinden bakmak yasak, hatta perdeleri bile örttürüyorlarmış. Sokakta önceden bulunmuş olanların da sırtı çevriliyor. Ciddiyim, işte bu nedenle Türkmenistan daha da korkunç bir distopya!

21.yy’da ‘ideal toplum’ aksi ne, ne kadar olabilirdi derseniz bence Türkmenistan kadar olabilirdi ancak işte. Tüm boyutları ile düşündüğümde gördüğüm en korkunç ülkenin Türkmenistan olduğunu ve kısaca distopya olarak tanımlanmayı hak ettiğini düşünüyorum, hele de 2000’li yıllarda yaşadığımızı düşünürsek…

Bir seyahat  bloğunda tehlikeli bir siyasetten bahsettiğimin farkındayım aslında. Fakat  son olarak,özgürlük kavramının sınırlarından bahsetmek istiyorum. Hele de pek çok ülkede kıyaslama imkanı olan ve olabildiğince ‘objektif’ sonuçlara varmaya çalışan biri olarak biraz bunu gerekli de görüyorum. Çünkü benim için bir ülkenin turistik yerlerinde fotoğraf çektirmek ve yediğim içtiklerimin güzelliğini vurgulamaktan daha çok şey ifade ediyor seyahat etmek.

Belli bir toprak parçası içinde doğmanın  insanların kaderi olmasına isyan etmenin herkes için/dünyanın neresinde olursanız olun bir çeşit sorumluluk olması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin Kanada’da da doğmak vardı, Venezuela’da da; Japonya’da da Kuzey Kore’de de… Ne yazık ki ailemizi ve doğduğumuz toprakları biz seçemiyoruz,  o nedenle de ‘millet, sınıf,ırk’ ayrımı yapmak konusunda dikkat etmek gerekiyor. En basitinden belli milletleri (örneğin Ermeni, Yahudi, Rus…) bazı kelimelerle yanyana kullanarak hakaret ve küfür kasteden ‘milliyetçi’den öte şovenist insanlarımız var. Tabii bu dünyanın pek çok yerinde var, bu nedenle ‘Türkler Barbar’ da denebiliyor mesela… Bu yüzden, gönül ister ki herkes objektif şekilde tarihten feyz alıp gelecekle ilgilensin ve 17.yy’da savaş meydanındaymışçasına davranmasın.

Belki Türkmenistan hakkında bahsettiklerim çok konuda düşündürebilir. Çünkü, 163 ülkenin yer aldığı ‘Global Peace Index 2017′ raporunda Türkmenistan 119. sırada iken Türkiye 146. sırada bulunuyor. Yani, Türkmenistan toplum güvenliği, uluslararası ilişkiler, silahlaşma gibi kriterler göz önüne alındığında bilimsel açıdan bizden daha barışçıl bir ülke olarak bile görülüyor…

Demem o ki, Lüksemburg’ta da doğabilirdik ve üç dil bilerek; haliyle bambaşka kültürlerin karışımı dolarak da dünyaya gelebilirdik. Fakat Türkmenistan’da doğup herkesle benzer kıyafetleri giyip, belli geleneklere ve toplumun yaşam zincirine göre de yaşıyor olabilirdik. Bu durumda, farklı bir ortamı bilemediğimiz için kendinizi kıyaslama imkanı bulamayıp belki o elimizdekilerle gerçekten de mutlu hissedebilirdik. Özgürlük tamamen ne kadar görebildiğimiz, gördüklerimizi ne ölçüde tarttığımız ve nasıl çıkarımda bulunup, ne hissettiğimizle ilgili sonu-başı belli olmayan, kişisel bir kavram sanki. Değil mi?

4 comments

///////////////
  1. recep

    Teşekkürler Paylaşımlarınız İçin Yıl Olmuş 2018 Bakalım 1 Yılda Söyledikleriniz Değişmiş Mi 🙂 Kısmet Olursa Vize Alıp Gitmeyi Düşünüyorum Tabi Vize Alabilirsem 🙂

    1. Elif Pelit

      ben teşekkür ederim 🙂 pek değişeceğini sanmam. 3 yılda 5 kez gitmişliğim var oradan biliyorum 🙂 gitmek istediğiniz bölgeden davetiye gönderecek birisini bulabilirseniz vize için iyi olur diye düşünüyorum.

  2. Nazlı

    Vayyyyy canına. Ağzım açık okudum resmen. Ne desem bilemiyorum. Evet, kesinlikle bakış açısı ve özgürlük kavramı içinde bulunduğun topluma göre şekillendiriliyor. Benim gönlüm sınırların olmadığı barışçıl bir ütopya ama biliyorum ki bu imkansız… Harika bir yazı olmuş, tebrik ederim Elif 👏

    1. Elif Pelit

      Çok teşekkürler.Özellikle okuduktan sonra yorumunuzu esirgememiş olmanıza çok sevindim 😊

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir