Türkiye zor bir ülke. Giderek artan ve 2017’de artık çığırından çıkan seyahat etmek isteği (şurada anlatmıştım) şimdilerde fark ediyorum belki de çelişkilerden veya monotonluktan kaçmak isteğindeydi en başta (ama sadece bunlar için değildi tabii seyahat, daha fazlasını şurada anlatmıştım) benim için. Seyahatin ve yolların anlamı hayatımda bu anlattıklarımdan da fazla… Zaten bu nedenle bir seyahat bloğunda gelmiş bunları paylaşıyorum. Seyahat sayesinde kategorize edebildiğim, birbiri içine geçmiş duyguları güzel günbatımları/doğumlarında veya bir tren yolculuğunda ayırdığım çok oldu. Hatta sonunda öyle bir listeye ulaşmıştım ki 15 haziran 2017’de  diğer sene o sorulara olumlu yanıt vermek için kendime bir söz vermiştim. Soruların cevabını bulmam gerektiğini, neleri aşmam gerektiğini bulmuş ve tüm canımı acıtan şeylerle savaşmaya karar vermiştim.

Türkiye’de özellikle de geçen  2-3 yılda büyük bir depresyon içindeydim. Bu uzun süreli ve gerçek bir depresyondu!  Yaşam enerjimi sömüren pek çok aksilik yaşıyordum, dürüst ve çalışkan bir insan olarak hak etmediğim şeyler yaşadığımı, haksızlığa uğradığımı veya emeğimin karşılığını alamadığımı düşündüğüm çok oluyordu. Motivasyonum-özgüvenim kırılıyor, yaşama isteğim ve geleceğe karşı ümidim ise giderek azalıyordu. Bu arada da, en yakınlarımın bile banane demesi veya bahaneleri, empatiden uzaklığı, durumu anlayamaması ise bu düşüşümü hızlandırıyordu.

Zaten Türkiye’de insanların genel olarak kronik mutsuz oluşu veya hayatı geçiştirerek yaşıyor-düşünmüyor veya söylediklerinize kafa yormuyor oluşu insanın ruh halini oldukça vahim hale getiriyor bence. ‘’Daha kötüsü de olabilirdi, haline şükret bak şöyle böyle insanlar var, her şeyin var-kendinin farkına var’’ gibi cümlerle derinlikten  uzak yaklaşımlarla güya ‘akıl/teselli’ vermesi ne yazık ki  depresyondaki bir insanın psikolojisine yarardan/kişiyi gaza getirmeden ziyade daha da zarar veriyor, en fazla geçici bir toparlanma yaratıyor. Ki ben de giderek tahamülsüzleşiyor ve gün içinde ‘mutsuzum’ dışında pek bir şey hissetmiyordum.

Bu satırlar, şu ana kadar yazdıklarım bile size yabancı gelmedi değil mi, katılıyorsunuz bana?  Eminim siz mutlu olmanın yolunu kendinizce bulmuş da olsanız, bir zamanlar ‘acı’ aşamalardan geçtiniz ya da çevrenizde neden bu kadar mutsuz olduğunu merak ettiğiniz insanlar var.  Ne yazık ki insanımız, hatta en başta da ailelerimiz genelde ‘’duyarsız’’. Ne yazık ki Türkiye’de empati, karşılıksız sevgi veya sonuna kadar sabır gösterme/halden anlama durumu pek çok kişide yok. Hatta eminim, üzücü ama bence başta çoğu psikologta veya psikiyatrlarda bile yok :/ Daha ziyade insanlar ekonomideki sorunlar ve politik belirsizlikler nedeniyle; karşılıklı iş görme, öylesine zaman geçirme (örneğin işini iş olarak ahlak ve etikle yapma değil de sadece para kazanma aracı olarak algılama veya hayata tutunmak için işkolikleşecek hale gelme gibi),  gelecek için uğraşma, bir yerlere yetişme telaşı içindeyken en yakınlarının ruhuna verdiği zararları bile göremiyor veya onlara yardımcı olamıyor. Zaten bu kötü ruh haline sebep olan; beni en sonunda Türkiye’den gitmeye zorlayan sosyal ve ekonomik boyutları ile iki farklı yazıda yeterince anlatmıştım.

Hayatı sorgulayan insanların ise bir şekilde anlayacağını bildiğimden bu yazıyı yazmak istedim. Belki depresyonda olduğunu düşündüğünüz birine okutursunuz, etrafınızda düşüşteki insanları yüreklendirirsiniz veya kötü niyetli insanların neden o halde olduklarını onlara siz sorgulatırsınız (çünkü Türkiye’de bolca fesatlık ve hastalıklı-takıntılı düşünce var) ve bir ihtimal değişmelerine vesile olursunuz diye paylaşmaktan çekinmedim. Belki siz ‘halden anlayan/benzer şeyleri yaşayan’ insanlar  var duygusu ile yalnız hissetmezsiniz ve daha mutlu olmak için kendinize siz de kurallar koymak istersiniz okuduktan sonra diye düşündüm…

Peki yaşama tutunmak veya mutluyum diyebilmek, özgüveninizi korumak için ne yapmak gerekiyor? Aslında ne yazık ki, bunu kimse ile paylaşmayıp, cevabını kişinin kendisi bulması gerekiyor. Fakat duygularımı-düşüncelerimi ve hislerimi yazarak ifade etmekte zorlanmıyorum genellikle. Yazarken ulaştığım ve arap saçına geçmiş kavramları ayırdığım çok oldu. Yine de mutluluğun formülünü buldum diyemem çünkü bu formül herkes için farklı olsa gerek… O gün yataktan nasıl bir ruh hali ile kalkacağımı, günün nasıl sürprizler getireceğini, yaşamın planlar ötesinde nasıl ilerlemek zorunda kalacağını kestiremezken mutluluğu kendi adıma bile formülüze etmek yanlış olurdu zaten. Ama buna ulaşmak için aralarına zamanla ekleme yapılabilecek bazı maddeler bulmuştum. Fark etmiştim ki birilerine bir şeyler anlatmaya çabalamak gereksiz, insanların algılama şekli ve anlattıklarınızdan çıkarımları ise bambaşka; o zaman kendime olumlu yanıt vermek istediğim soruları ve onlara nasıl ulaşabileceğimi sormuştum. Sorular çok temeldi:

  • Şu an nasıl hissediyorum? Ruh halimi genel olarak iyi tanımlayabiliyor muyum?

  • İstediğim yerde miyim? Bir şeylere katlanıyormuşum gibi mi hissediyorum veya zorunluluk-vazgeçilmez bir şey olarak mı görüyorum içinde bulunduğum koşulları?

  • Özgür müyüm, kendi kararlarımı alabiliyor muyum?

  • Ümit taşıyor muyum?

  • Güçlü hissediyor muyum?

İşte 15 Haziran 2018’e geldiğimde sadece bu temel soruları olumlu yanıtlayabilmek, daha toleranslı ve tahamül eşiği yüksek bir insan haline tekrar gelecek gücü toparlamak istemiştim. Bu sorulara yanıt vermek adına ‘mutsuz eden şeyleri’ bulup çıkarmış ve kendime bazı hayat kuralları koymuştum o mutsuzluk sebeplerinden kaçınmak için. Che adını verdiğim defterlerimde tam 1 yıl boyunca yazıp durduklarım da geriye dönüp şöyle bir göz gezdirdiğimde fark ettim ki hep işte o sıraladığım maddelere ulaşma çabasıydı. O sözler:

  • Doğru zamanın geldiğini hissedene kadar kadar sabret. Duygularının etkisinde kararlar verme. Fakat karar verme aşamasına geldiğini düşündüğünde fazla bekleme; içgüdü, refleks ve hislerine güven.
  • Kendini rahat bırak. Uğraşman gereken zamanı gerçekten hissedip o güce sahip olana kadar akışına bırak biraz. (Hayatı koyver, öylece oturup bekle demiyorum tabii)
  • Kimse adına düşünme sorumluluğu duyma, fazla düşünceli de davranma. (kimseyi düşünme, bencil ol, yardım isteyene yardım etme demiyorum) Kimin nerede, ne şekilde mutlu olacağını, nasıl hayal edeceğini veya hayatı nasıl kavradığını-yorumladığını bilemezsin. Birileri adına ….’nın iyi olacağı fikrini kendine sakla demek istiyorum.
  • Hayallerinde insanlar olsun fakat bu insanların ismi olmasın. İnsanın hayalleri kendine ait olmalı ki başında beklentiler, sonunda hayal kırıklıkları olmasın.
  • Yaptığın şeyleri hisset. Para için, … için, gelecek için vs yapma. Çünkü sana ileride maddi veya manevi olarak daha çok zarar verecek.

  • Zor şeyler yapabilirsin ama zorunluluk olarak gördüğün şeyden, kötü hissettiren-çektiğini düşündüğün insanlardan ve ortamlardan uzaklaş.
  • Dürüst olmaktan korkma, insanlara ve olaylara hesap yaparak yaklaşma. İşin kolayına kaçanları, kurnaz olduğunu sananları, minik hesaplara giren insanları da hayatından çıkar. Çevrende kendin gibi insanlar olsun.
  • Sahip veya ait olmak isteme. Özellikle de para ile alınan şeylere sahip olmak isteme. Kimseye veya bir şeylere ait olmak da isteme. Herkessiz yaşayabilirsin, kimsenin onayına ise zaten ihtiyacın yok.
  • Sana iyi hissettirmeyen her türlü duygudan, tartışmadan, ilişkiden, diyalogtan ve insandan uzaklaş. Kimse hayatından çıkamayacak kadar eşsiz ve senden değerli değil

 

  • Geçmiş de gelecek gibi soyut. Geçmişin korkularından ve geleceğin kaygılarından olabildiğince sıyrıl ve bugün nasıl olduğunu sor kendine. Her ne yapıyorsan o an eğlenerek/isteyerek yap.
  • Hiçbir şeye karşı nefret, öfke ve kin duyma.
  • Kendini kimse ile kıyaslama ve hayatta her şeyin olası olduğunu unutma. Başkalarının tecrübesi senin için referans olamaz; herkesin becerileri, yetileri, yaşadıkları ve hayattan beklentisi farklı.
  • Ne istediğini de istemediğini de bil. Arzuladığına emin olduğun şeyler için gerçekten uğraştığına emin ol. Yerinden istediğin şeyler sadece ‘özenmek’ olur.
  • Başarının toplum veya birilerinin beklentisine cevap vermek olmadığını hatırla. Ne kadar seni güçlü ve iyi şeyler yapabilirsen o kadar başarılısın, önemli olan mutlu ve huzurlu hissettirmesi.
  • Nadiren başkalarının ne düşündüğünü dinle. (sadece aşırı şüpheye düştüğün durumlarda yaşadıklarının ayrıntısını bilen veya seni iyi tanıyan kişilere arada danış veya yorumlarını sor)
  • Kendini de yaralama ve rahat bırak. Herkesten önce kendini eleştirip durma.  Arkana yaslan biraz, canını acıtan şeyleri geride bırak. Kimsenin canını yaktığını düşündürecek şeyler yapma çünkü o zaman asıl kendi canını yakarsın.
  • Herkesi sev ama asıl hep ve en çok kendini sev.

 

  • Sana hiçbir şey öğretmeyen, çıkarım yapmanı sağlamayan veya hayatına bir şekilde dokunamadığın/erişemediğin, samimiyetine emin olmadığın insanlarla birlikte olma. Öylesine insanlar hayatında olmayıversin, kesinlikle zamanını çalmasınlar.
  • Niyetin ölçüsünde iyi anılar yaşarsın bunu unutma. Dünyada iyi insanlarla karşılaşmak biraz da senin algılamana ve niyetine bağlı. Hiçbir şeyi ‘kötü anı’ olarak hatırlama, elbet bir çıkarımda bulunmuşsundur, öğrenmişsindir, hayat iyisi ve kötüsüyle bir bütün ve yarını nasıl yaşayacağında bugün yaşadığın her anın aynı derecede önemi var.

  • İnsanlar bırak değerini ve senin bir sonraki adımlarını eylemleri ile kendi göstersin. Onları gözünde büyütme, fazla değer verip. Elini uzatmaya bilen insanların da hakkını ver ve sen de onlara adım atmaktan çekinme
  • Hayatın getirdiklerini kabüllen. Seçememiş olduğun,elinde olmayan şeyleri bir kenara bırak ve elindekilerle; onlardan bağımsız ne yapabileceğine bak.

Var mı sizin hayatımın bir paçası olmazsa olmaz dediğiniz kurallarınız veya ulaşabildiğiniz bir formül. Benim formülüm yok ama kendime her gün hatırlattığım sorularım ve aklımın bir köşesinden geçip duran, hayal kırıklıklarından kaçmak için aldığım bir dizi önlem işte böyleydi…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir