okumak için yabanci yazar onerisi

Daha önce yolda yanıma kitap almam gerekse ve ne okuyacağıma karar veremezsem herhangi bir kitabını başucu kitabı yaptığım Türk Edebiyatı’nın benim için en vazgeçilmez öykü-roman yazarlarını nedenleriyle şu yazımda derlemiştim. Benzer bir listeyi, benzer nedenlerle Dünya Edebiyatı adına da yaptım. Yine yanınıza şu kitabını alın diyemeceyeğim kadar çok sayıda kitabını beğendiğim, her kitabı ile muhakkak insanın içsel dünyasına bir şeyler katabilecek  dünyanın farklı köşelerinden 5 yabancı yazarı ise bu yazıda kısaca özetlemeye çalıştım.

 

  • Gabriel Garcia Marquez/ Kolombiya

Bir gün İspanyolca’yı öğrenmeye başlarsam, yeterince zamanım olduğundan emin olmak ve bu dili her açıdan iyi öğrenmek istiyorum. Çünkü Marquez’i kendi dilinde okuyabilecek ve dile hakim olabilecek kadar çok iyi bilmek istiyorum. Marquez yakın zamanda (2014) hayatını kaybeden, Kolombiyalı, Nobel Edebiyat Ödüllü, kitapları onlarca dile çevrilmiş üretken bir yazar.

Marquez’i okumak aslında her zaman çok basit değil. Çoğu duyguyu çok ağdalı şekilde, uzun betimlemelerle, dataylarla anlatıyor ve doğru çıkarımı yapmak ya da derinlğini kavramak size kalıyor. Ben uzun betimlemeleri diyaloglara tercih eden biriyim kitap okurken, bu nedenle nokta kullanılmayan paragraf uzunluğundaki cümleleri okumaktan keyif alıyorum. Ama siz belki de aynı keyfi aklayabilirsiniz. Eğer basit aşk hikayeleri ya da aile sorunları anlatan romanlar gibi olacağını düşünüyorsanız  Marquez’in kitaplarını ya da hareket seviyorsanız, bu bahsettiğim nedenden ötürü sizin içinizi pek açacağını düşünmüyorum. Fakat ne olursa olsun Yüzyıllık Yalnızlık, Benim Hüzünlü Orospularım, Kolera Günlerinde Aşk  veya Başkan Babamınızın Sonbaharı’nından en az birini okumanızı öneririm.  Ki zaten, Latin Amerika hakkında bir şeyler okumak isterseniz hemen herkesin ilk önereceği/aklına gelen yazar muhtemelen Marquez olacaktır.

  • Milan Kundera/ Çekya

Aforizma seviyorsanız, okuduklarınızda aşk hikayeleri, acılar ve bazen de ilişkilerde absürtlükler arıyorsanız kesinlikle Milan Kundera okumak isteyebileceklerinizi size verecektir. Kundera’yı okurken biraz sıradışı ilişkilere ya da kavramlara alışık bir bünyeniz olması gerekiyor. Örneğin, filmi kitabından çok bilinen ‘’ Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği’’ (Unbearable Lightness of Being) ‘te tek eşli olma/aşık olmak-aşkta mantıkla hareket etmek yerine insanın güdülerine dur diyememesi ve çift eşlilik gibi bir durum oldukça normal bir şekilde anlatılıyor. Bu nedenle, Milan Kundera’nın kitaplarını sadece ‘’ulen arkadaş böyle ilişki mi olur, ayıp ya cık cık’’ şeklinde bir yaklaşımla bitirecekseniz hiç başlamayın derim.  Ama eğer farklı yaklaşımlardan hoşlanıyorsanız, bambaşka hayat tarzlarını tolere edebiliyorsanız, empati yeteneğiniz varsa Kundera’nın kitaplarında altı çizilecek hem çok söz/cümle bulabilirsiniz hem de anlatımı ve hikayelerinde hayata dair bakış açınızı zenginleştirecek çok nokta yakalayabilirsiniz. Üstelik hikayelerini anlatırken sizi tarihe boğmadan, özellikle de soğuk savaş, Çekoslavakya’nın işgali – Komünist/Sovyet  Rusya, 2. Dünya Savaşı hakkında çaktırmadan size dönemi, yaşam koşullarını ve politik gariplikleri de anlatacaktır. Zaten Kundera’nın kitaplarının ismi (Bilmemek, Gülüşün ve Unutuşun Kitabı, Gülünesi Aşklar gibi) bile bence çok şeyi özetliyor. Kundera’nın ‘çok şeyi’ anlattığı-özetlediği öyküleri bazen sıradan öyküler gibi görünüp aklınıza hiç gelmeyecek yöntemler-bakış açıları içerebilir.

  • Fernando Pessoa/ Portekiz

En sevdiğim yazarı soran kişilere tereddüt dahi etmeden Fernando Pessoa diyorum. Hayata bakış açısı olarak kesinlikle Pessoa gibi düşünüyorum çoğu konuda ve kişiliğimi bazen onunkiyle özdeşleştiriyorum çünkü tam olarak ‘’oh be ifade etmek istediğim şeyi kısaca nasıl da yoğun bir cümle haline birisi yerime getirmiş’’ diyorum. Pessoa, kendinden sonraki dönemleri etkileyen ve varoluşçuluk felsefesinin ismi henüz ortada yokken aslında bu felsefi akımı başlatan ve önde gelen varoluşçu yazarları (örneğin Jean Paul Sartre, Albert Camus) derinden etkileyen bir yazar.

 Fernonda Pessoa yaşamakta zorlanıp ağır bulduğu yaşamını (nitekim hazin sonunu hazırlamıştır bu derinliği ve düşünceleri) ve derindeki acılarını dramatize etmeden anlatan bir yazar. Türkçeye çevrilmiş kitaplarının kimisi mektup derlemelerinden, kimisi içinde yaşattığı farklı kimliklerdeki karakterlerden (başlıca Alvaro de Campos, Alberto Caeiro, Ricardo Reis, Bernardo Soares’in dilinden şiirler ve öyküler) şiir ve öykü derlemelerinden oluşuyor. Eğer sıkılmadan herhangi bir bölümünü açıp okuyabileceğiniz bir başucu kitabı isterseniz Huzursuzluğun Kitabı çok güçlü aforizmalar ve hayattaki pekçok konuya dair çok yönlü ve derin yorumlar içeriyor. Bu kitap bence her kütüphanede bulunması gereken bir kitap, hem de düşünmeyi seven birine verilebilecek en güzel hediye olabilir. Birine bir kitap hediye etmek isterseniz(hediye olarak kesin kitap düşünüyorsanız muhtemelen derin ve gerçekten kitap okumayı seven birinden bahsediyoruzdur diye düşünüyorum) Huzursuzluğun Kitabı’nı gönül rahatlıyla verebilirsiniz.

Şiirden anlarım derseniz Uzaklıklar ve Eski Denizler’i okuyarak da şiirlerine giriş yapabilirsiniz. Eğer ben kalın kitap sevmem, taşıyamam, okuyamam, vay efendim o ne öyle ya sevmezsem diye kitap okumaya korkan birisiyseniz Pessoa’dan Şeytanın Saati kitabını bari okuyun derim.

  •  Italio Svevo/ İtalya

Svevo, Fernando Pessoa’nın İtalyan hali desem neredeyse yeri bir yazar. Pessoa nasıl Portekiz edebiyatında öncülerdense, Svevo da İtalyan modernizminin en büyük yazarlarından. Psikolojik romanlar okumayı seviyorsanız, Svevo’yu kesinlikle seveceksiniz ve Zeno’nun Bilinci romanını mutlaka okumalısınız. Kendisini Tezer Özlü’nün Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabında keşfettiğimde 21 yaşımdaydım. (şimdi bu yaşın kendisini tanımak için geç olduğunu düşünüyorum) Yaşadığı dönemde fazla dikkat çekemese de ölümüyle ve sonrasında çok dikkat çekmiştir. Bana doğduğu-öldüğü şehir olan İtalya’nın Slovenya sınırındaki Trieste kentine sırf kendisinin ruhunu solumak için götürecek  kadar fazla kitabını okutmayı başartmıştır. Svevo’yu okurken içinizdeki çelişkileri, çatışmaları fark edebilirsiniz.

 

  • Albert Camus/ Fransa

Fransızca yazanlar arasında en çok bilinen isim sanırım Camus… Aslında Cezayir asıllı Camus’u anlamak için biraz birikime ihtiyacınız var açıkçası. Yoksa hikayeleri ‘’ee ne anlattı şimdi’’ diye bitirebilirisiniz. Eğer ruhunuzu başka kitaplarla daha önce beslemezseniz sadece hikaye anlattığını, onu da doğru düzgün anlatamadığını bile düşünebilirsiniz. (ben tabii ki kesinlikle böyle düşünmüyorum, fakat duyduğumda beni hayrete düşüren bazı yorumlara istinaden bu cümleleri yazıyorum). Camus’un en bilinen öykü-roman tadındaki kitabı ‘’Yabancı’’ sanırım. Olur olmaz herkesin elinde bu kitabın olmasını ve Türkiye’de bu kadar çok satılmasını/duyulmasını ben inceliğine yoruyorum. Oysa bu kitap bir öyküden ziyade, uyanık bir zihniyetle okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken felsefi değeri olan, deneme tadında bir kitaptır bence, hatta okurken modern hayatın Nietzsche’sini okuyormuş gibi hissedebilirsiniz kendinizi. Yine de yazdıkları arasında bence en iyi kitap değildir! Camus okumaya herhangi bir kitabından bile başlayabilirsiniz, apayrı öykülerde-denemelerde farklı  düşünceler ve gözlemlerle sizi kesinlikle düşündürecek ve dünyanızı mutlaka zenginleştirecektir. Kitapları arasında ben ise en çok Sisifos Söyleni ve Sürgün ve Krallık’ı beğeniyorum.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir