Türk edebiyatında size en büyük içsel yolculuk yaşatacak yazarları özetlemeye çalıştım. Bu listeyi ileride daha da genişletmek ve belki de başka bölümler de hazırlamak gerekebilir, çünkü yazıyı bu sefer her zamanki gibi fazlaca uzatmamak için ilk olarak aklıma gelen yazarlarımızdan başlamak istedim. Oysa blogta ismine yer vermezsem haksızlık ettiğim isimler olabilir.

Aslında yer alan yazarların çoğu şimdiye kadar okumadıysanız zaten ayıp etmişsiniz diyebileceğim yazarlar ve kitap okumaya yeni başlayan, ne okuyacağını bilemeyenler ya da şimdiye kadar yanlış şeyler okumuş (neye göre kime göre yanlış diyebilirsiniz tabii bu noktada fakat bir şey biliyorum da böyle iddialı bir cümleyi kurmaktan çekinmiyorum) okuyanlara yönelik bir liste hazırladım.

Bu listede benim için tartışma kabul etmeyecek, kıyaslayamayacağım ve yanlarına da hatta başka kimseyi yakıştıramadığım, anlatıkları ya da anlatım şekilleri, yaşadıkları dönemler farklı olsa da ruh hallerinde ortaklıklar bulduğum (nitekim çoğu Türk Edebiyatı’nın en önemli varoluşçu yazarları) roman ve öykü yazarlarımız. Söylediğim yazarların herhangi bir kitabını okuyan ve buna sadece burun kıvıran ya da anlayamayanların zaten bu blogta ya da hatta başka blogta yazan başka şeyleri de açıp okumayacağına emin olduğum için kendi ile yüzleşmeye çekinmeyen, kendini anlamaya, hayatı tartmaya çalışan, öğrenmeye ve keşfetmeye açık insanların bu satırları okuduğunu farz ediyorum. Bu nedenle de minik cümlelerin bile altındaki duyguyu yakalayabilen, kitaplarda satırları çizmeyi ya da anlatılanlar üzerinde hayata dair çıkarımlarda bulunanlar için bence bu liste bir şeyler ifade edecektir. Bahsettiğim isimlerin kitaplarını daha önce okumuşsanız, bir de yoldayken okuyun derim, yolda da zaten okuduysanız bu isimleri eminim ne demek istediğimi siz zaten anladınız… Eğer, henüz bir kitabını bile okumadıysanız, acilen ilk iş olarak başlayın ve mümkünse yolda iken ya da yalnız kaldığınız bir anda (herhangi bir kitabını bile!) okuyun dediğim Türk Edebiyatı’nın bence en derin öykü ve roman yazarları şöyle:

 

  • Sabahattin Ali

Sabahattin Ali Türk Edebiyatı’nın, özellikle de cumhuriyetin ilk yıllarının en öncü realist yazarların. Muhtemelen de bu listede en çok bilinen yazarlardan çünkü o çok meşhur kitap Kürk Mantolu Madonna’nın yazarı… (Funda Özkalyoncu gibi utanç verici birinin gafından  sonra bile hala Kürk Mantolu Madonna kitabının ismini duymadıysanız açıp bu bloğu ve satırları okuduğunuzu düşünmüyorum işin aslı)

 

Sabahattin Ali her evin kütüphanesinde bence en az bir kitabı olması gereken büyük yazarlarımızdan. Sizce de öyle değil mi? Genelde minik sayılabilir kitaplarında yoğun betimlemeleri  ile yoğun derinlik ve duygu aktardığı kitaplarını okurken hayata dair çok çıkarımda bulunup, kimi zaman kendinizi cümlelerin altını çizerken bulabilirsiniz. Kitapları sadece bir hikaye anlatmanın ötesinde, gerçeklik-sorunlar ve toplumsal eleştiri içeriyor.

Kendi ne yazık ki henüz 41 yaşında öldürüldüğü için sadece geride 3 önemli minik roman, bazı dergi yazıları ve çeşitli öyküler bırakabilmiştir. Romanlarından  Kuyucaklı Yusuf (henüz 25-26 yaşlarındayken yazdığı!), İçimizdeki Şeytan da en az bir Kürk Mantolu Madonna  kadar popüler olmayı ve isimlerinin daha sık anılmasını hak ediyor.

  • Oğuz Atay

Eğer modern dünya edebiyatına ilginiz varsa İrlandalı yazar-şair  James Joyce’u mutlaka okumuşsunuzdur diye düşünüyorum. Biraz klasik bir benzetme olacak fakat Oğuz Atay kesinlikle,  Türkiye’nin James Joyce’u. Bence (ve eminim daha birçok kişice) Atay, dünya genelinde de bilinmeyi en öcelikle hak eden en büyük yazarlarımızdan. Zaten kendisi postmodern tarzda yazan ilk Türk yazar, ki bu nedenle de çevirileri dünya genelinde de kolaylıkla anlaşılabilecek nadir yazarlarımızdan diyebilirim. (Bence bu önemli bir konu, mesela Ahmet Hamdi Tanpınar’ı okumaya çalışan bir Hırvat arkadaşım hiçbir şey anlamadığını söylemişti ve bana Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile alakalı bir sürü soru sormuştu . Kendimi onun yerine koyduğumda gerçekten de Tanpınar’ın derinliğinin haklı olarak başka bir dilde pek kavranamayacağını düşünmüştüm)

Şimdiye kadar Oğuz Atay ismini çok sık duyduğunuz Tutunamayanlar romanı ile biliyorsunuzdur muhtemelen. Tutunamayanlar insanın hayatının farklı evrelerinde tekrar okuyup, farklı çıkarımlar yapılabileceği dev bir başucu kitabı bu nedenle de isminin sık sık telaffuz edilmesi çok normal. Eğer bu kitabı genç yaşlarınızda okursanız (mesela ben ilk 16 yaşımda okumuştum ve o zamanlar çok derinlemesine anlayabildiğimi düşünmüyorum) biraz idrak etmekte zorlanabilirsiniz ve hakkı yeterince verilmemiştir diye düşünüyorum. Bence bu nedenle bile yaşamın farklı evrelerinde tekrar tekrar okunmalıdır. Eğer Tutunamayanlar’a daha önce başladıysanız ve anlamakta zorlanırsanız, önce Tehlikeli Oyunları okuyarak Oğuz Atay’ın mantığına, bağlantılarına aşina olabilirsiniz.

Atay’ın zekası, ironileri, genç yaşta hayatını kaybetmesine rağmen üretkenliği-çalışkanlığı ve geride bıraktığı eserlerin kalitesi  insanı şaşırtan cinsten. Eğer yolculuktaysanız, biraz melankolik bir ruh haline sahipseniz  ya da hayatta yalnızlık üzerine sorgulamalarda bulunuyorsanız; böyle dönemlerde, Oğuz Atay’ın ne anlatmak istediğini çok daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Çünkü ”Bana yaşamasını öğretmediler. Daha doğrusu bana her şeyin öğrenilerek yaşanacağını öğrettiler. Yaşanırken öğrenileceğini öğretmediler” gibi cümlelerinde çok haklıydı ve bu cümle belki de sadece yolculukta fark edebileceğiniz, dikkatinizi çekebilecek bir ders içeriyordu.

  • Tezer Özlü

Tezer Özlü’nün Yaşamın Ucuna Yolculuk’unu okuduktan sonra İtalya’nın Trieste kentine gitmek istemiştim nedense ve gittim de… İtalyan yazar İtalo Svevo ile tanışıp, onu okumayı kendisine borçluyum.  Yani Özlü bence kısacık bir öykü ile bile bir yolculuk isteğini uyandıracak kadar derin bir yazar.

Tezer Özlü, ‘’Türk Edebiyatı’nın Gamlı Prensesi’’ olarak geçiyor, gerçekten de öyle…  Eğer yaşama sevinci dolu bir insansanız muhtemelen kendisinin ne anlatmak istediğini anlayamayabilirsiniz ya da depresyona meyilli iseniz sizi daha da depresif yapabilir. O nedenle okumadan önce aman dikkat diyorum şimdi! Fazla kendini kaptıran, kitapları çok içselleştiren birini intihar düşüncelerine dahi sürükleyebilir gibi geliyor bana!

Tezer Özlü bipolar bozuklukla mücadele etmek zorunda kalmış biri… Şizofreninin (toplumda delilik denip geçildiğine ve insanların duyarsızlığına bakmayın , ciddi acılar içeren, insana çok zarar veren ve insanların empati eksikliği nedeniyle de iyileşmesi daha da zor hale gelen bir ruhsal bozukluk) ne demek olduğunu, insanların insanı nasıl aldatıp yalnız bıraktığını, duyarsızlığı, sevgiyi ve sevgisizliği bilen bir kadın. Eski geçmişte kalmış küçük masum anıların bile içimizde ne korkunç yaralar açabileceğini hikayelerinde genellikle çıktığı yolculuklar, tanımladığı acıları, kardeşleri ( yine yazar olan Demir Özlü ve Sezer Duru) ile anıları , akıl hastanesinde tedavi gördüğü dönemler üzerinden anlatıyor. Belki de siz de okurken geçmişe dair unuttuğunuz ama aslında size acı veren bir anınızla yüzleşiyor bulabilirsiniz kendinizi.

Tezer Özlü, açıkçası pek iç açıcı bir ruh haline sahip değil fakat kendi ile başbaşa kalmayı seven, kendini fazla eleştirmekten kimi zaman da sevmekten korkmayan bir insanın her anlamda ne kadar yalnız olduğunu sorgulayıp, kabul etmesini sağlayabilir. Kitaplarından yalnızca birinin etkisinde kalmamanızı tavsiye ederim. Bu nedenle okursanız kensini, değişen ruh halini, yaşamını anlattığı başka kitaplarını da okuyun derin.  Yaşamın Ucuna Yolculuk, Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Eski Bahçe Eski Sevgi en çok satılan kitaplarından.

  • Yusuf Atılgan

Türk Edebiyatı’nın en önemli varoluşçu ve Türkçe’yi en doğru kullanan yazarlarından biri bence Yusuf Atılgan’dır. Kısacık kitapları çok derin bir yalnızlık, küskünlük ve hayat sorgusu ürünü diyebilirim. ”Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünden; sözle, yazıyla, resimle ya da yalanla” , ”Sustu, konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı” gibi basit ama insana acı veren cümlelerin sahibi olacak kadar yalnız ve küskün bir birey…

Yaşadığı dönemde kıymeti fazla bilinmeyen, okunmayan, uzun süre çok pasif bir yaşam süren, kimse ile dahi konuşmayan küskün birisi Yusuf Atılgan…  Hatta günümüzde bile ismi en az duyulan yazarlarımızdan olabilir diye düşünüyorum.   Minicik kitapları Anayurt Oteli ve Aylak Adam kesinlikle okunmalıdır ve sadece okunup geçilmemelidir.

  • Füruzan

Bir gün, Ankara’da hep gittiğim Adil İş Hanı’nda ikinci el kitapçılarda dolaşıyordum ve aklıma geldi, kitaplığımda bulunması için (çünkü daha önce kütüphaneden alıp okumuştum) Füruzan’ın 47’liler kitabının olup olmadığını sordum. Kitapçı Füruzan’ı bilmeme şaşırdı ve bana teşekkür etti, kitap elinde olmayınca mahçup oldu başka bir kitap armağan etti. Ben de tabii bu sırada Füruzan’ın bilinmemesini yeni keşfetmiş oldum ve buna çok şaşırdım,hatta aldığım tepki ve elimdeki hediye kitapla hayretler içinde kalakaldım bir süre. Bilmeyenlerin çok olduğunu düşünerek yazdığım bu yazının baş kahramanı sanırım Füruzan. Artık duydunuz, biliyorsunuz. Çağdaş Türk Edebiyatı’nın en önemli öykücüsü, en önemli kadın öykücülerimizden biri kimdir deseler sanırım düşünmeden Füruzan derim, hepimiz demeliyiz de…

Toplumda sorguladığınız, gözlemlediğiniz, rahatsızlık verici olup bir türlü betimleyemediğiniz yoksullukları, adaletsizlikleri, cevabı bulunmayan çelişkili-kuşkulu düşünceleri, zavallılıkları sizin yerinize öykülerle dile getiren biri varsa kesinlikle Füruzan’dır diye düşünüyorum. Kitaplarında birbirinden bağımsız ve apayrı dünyalar üzerine sizi düşüncelere sürükleyecek, tam kahve ile soğuk sisli yağmurlu bir günde ya da tren camından bakarken kitap okuma keyfi yaratacak öykü yazarımızdır bence kendisi. Eğer merak ediyorsanız nispeten ince bir kitabı olan Parasız Yatılı’yı okuyarak kendisini keşfetmeye başlayın bir an önce derim. Kısacık öykülerde insanı derinden üzen, düşündüren , kimi zaman isyan ettiren bir sürü ayrıntı bulacaksınız.

Özellikle yolculukta yanınızda bir kitabını mutlaka bulundurun diyebileceğim yazarları bende bıraktığı izlere ve kendi önceliklerime göre sıralamaya başladım bu listeyi.Bu liste okuduğu kitabı tekrar okumayı sevmeyen, geçtiği yollardan tekrar yürümekten hoşlanmayan biri olarak aynı kitaplarını bile tekrar okuyabildiğim yazarları içeriyordu. Umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir. Bu beş yazarımızın önce okuduğunuz kitapları hakkında yorumda bulunursanız sevinirim, başkalarında ne gibi duygular bıraktığını merak ediyorum. Okumadıysanız henüz de kesinlikle hangi kitabını olursa okumaya başlayın (o kadar arkasındayım size herhangi bir şey katacağının)  çünkü herhangi biri bile KİTAP GİBİ KİTAPTIR  diyorum!

 

 

2 comments

///////////////
  1. Zeynep Gülay

    Yazdığınız yazarların, Fürüzan dışında, kitaplarını okudum. Fürüzan’ın kitaplarını okuma fırsatım olmadı. İlk fırsatta edinip okuyacağım, merak ettim. Oğuz Atay’ın Tutunamayalar’ını ilk okuduğumda sıkılıp bırakmıştım, yıllar sonra tekrar okuduğumda daha önce okumadığım için hayıflandım. Sabahattin Ali’nin üç romanını da okudum. İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna kadar popüler olmasa da ben İçimizdeki Şeytan’ı daha çok beğenmiştim. İki defa okudum. Aylak Adam zaten muhteşem bir roman. Sanırım bu romanların ortak özelliği, kendimize ve yaşantımıza dair çok şey içermelerinden kaynaklanıyor.

    1. Elif Pelit

      Kesinlikle, çok güzel özetlemişsiniz:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir