kitap önerileri

Yolculukta  genelde çoğu derdimizden arınıyoruz. Bu nedenledir ki pek çok işinden ayrılıp hayatındaki monotonluktan kaçan ve dünya turuna ya da uzun bir seyahate çıkan insanlar duyuyoruz. Yolda iken günlük hep yaşadığımız hayat sorunlarındansa günü daha günde yaşıyoruz ve keşfetmeye, bilgi almaya daha açık oluyoruz. Bu nedenle yola çıkmışken kalınlığına rağmen su gibi akıp gidecek ve geride sizde bir şeyler bırakacak 5 kitabı sıraladım.

Kitaplara başladı mı bırakamayanlardansanız ya da öyle bir kitap arayışındaysanız ve sonunda biraz tarih öğrenmek, hayata dair çıkarımda bulunmak ya da hayatı sorgulamak isterseniz uzun yolculuklarınıza eşlik edecek ya da tembel bir anınızda saatlerce okuyabileceğiniz farklı çeşitlerdeki (artık kişiliğinize göre siz size uygununu seçersiniz) şu kitapları derledim:

Devlet Ana / Kemal Tahir: Tarih ve Gerçeklik mi Bakmıştınız?

Osmanlı’nın ve Selçukların Dağılması ile oluşan diğer Anadolu Türk Beylikleri’nin kuruluş aşamasını,  Bizans’ı, 12-13. Yy’da Anadolu’yu, ahiliği ve geleneklerini, Türkmenler’in Orta Asya’dan getirdikleri gelenekleri ve sözlü edebiyatı sizce GERÇEKTEN, yeterince biliyor musunuz? Kemal Tahir’in Devlet Anası’nı okuduktan sonra pek çok tarih kitabında anlatılıp, tekrarlanan ve aynı ezber cümleler dışına çıkmayan tarih adına o kadar çok şey öğreneceksiniz ki, adeta o dönemde yaşayacaksınız…

Devlet Ana’ya başlamak aslında zor, okuduğumda ise sadece 15 yaşımdaydım ve bir anda çok yoğun bir anlatım içinde bulunca kendimi ilk kez nihayet ciddi bir kitap okurken bulmuştum ve acaba bitirebilir miyim diye sorgulamama neden olmuştu. Hala en sevdiğim kitapları sorduklarında ilk aklıma gelen kitap isimlerinden biri de Devlet Ana’dır (görüldüğü üzere…) Ciddi dediysem, sıkıcı değil… Sakın başta pat diye kendinizi bulduğunuz ‘ne oluyor ya’ hissine aldırmayın ve bu kitabı başta en az bi’ 2-3 saat okuyacak gibi kendinizi ayarlayın. Yavaş yavaş bir tarih filminin içine gireceksiniz.

Kadının Adı Yok /  Duygu Asena: Biraz Feminizm Herkese İyi Gelebilir

Duygu Asena Türkiye’de feminizm deyince akla ilk gelecek isim. Feminizm ise nedense korkulan hatta bazen sırf hakkınızı savundunuz ve kadınsınız diye bu kelimenin anlamını hiç bilmeyenlerce küfür gibi size karşı kullanılan bir kelime olabilir. Ne yazık ki tıpkı ‘’ego’’ kelimesinin psikolojide anlamını bilmeden, toplumda kibirli insanlar için ‘’egolu’’ diye komik bir kelimeyi HERKESİN kullanması-türetmesi gibi en yanlış kullanılan kelimelerden biri de feminizm sanırım.

Kadının Adı Yok herkesin biraz farkındalık için okuması gereken bir kitap. Ama bence önce kadınlar genç yaşlarda bu kitabı kesinlikle okumalı! Çünkü genç yaşından itibaren haklarını, bedenini, insanlığını ve insan haklarını insan bilmelidir ve bunun için uğraşmalıdır diye düşünüyorum.  Eğer daha geç vakitlerde okursanız, hele de değişime kapalıysanız geç kalabilirsiniz ve hayatınız belki de çoktan neden mutsuz olduğunuzu bile bilmeden bir erkek, aile döngüsü yüzünden zehir olabilir. (Mutlu evlilikleri olan ve aile sorunları olmayan insanlar tabii ki olabilir, çıkarmamız gereken sonuç evlenmeyin/aşık olmayın demeye çalışıyorum filan değil tabii… Toplumun öngördüğü zincir herkese göre olmayabilir, herkes yeterince ruh eşini bulacak kadar şanslı olmayabilir, aşık olmayabilir bunu bilin önceden ve evlenip çocuk doğurarak var olunmaz demek istiyorum) Sonra tabii dünyaya kendine ait bir çocuk getirmek hayatı gerçekleştirmiş olma sebebi, tek mutluluk kaynağıymış gibi gelen kadınlar ve onlara sadece annelik ödevini hak gören erkekler peyda olur, değil mi? Duygu Asena, basit bir hikaye üzerinden size o kadar çok  şeyi, o kadar yoğun olarak anlatacak ki…

Toplumda ses çıkarmayan, utanç içinde yaşayan, ezilen kesim Türkiye’de yıllardır kadınlar… Türk toplumu olarak dilimize ataerkil (eski zihniyet!) atasözleri, deyimlerle bile yerleşmiş oldukça cinsiyetçi kelimeler var ki… Eskimeyen hatta daha da derinleşen/kutuplaşan kadın-erkek rollerini size söyleyecek ve dilden, zihniyetimize kadar ne kadar da yanlış şeyleri benimsediğimizi ve toplumun bize yüklediği rollerin kadınlar için ne kadar da ağır olduğunu,  Kadının Adı Yok size fark ettirecektir.

Siz de fark etmişsinizdir/fark edeceksinizdir ki Türkiye’nin en büyük sorunun eğitim… Dolayısıyla kadınların yeterince kadın olamaması ve hakkını koruyamaması, ses çıkarmasının yüreklendirilmemesi en başta eğitim ile alakalı bir sorun ve ses çıkarılmadığı/değiştirilmeye çalışmadığı, ailenin çocuğa ”kadın = erkek = insan” eğitimini veremediği sürece toplumsal sorunlar/baskılar daha da büyüyor… Bu kitabı bu nedenle özellikle kadınlar okumalıdır ve sokakta yürürken bile karşılaştırığı ‘o pislik erkeklere’ haddini bildirmeli, rencide etmeli, gerekirse bu kitabı yüzlerine fırlatmak suretiyle bile her daim yanında taşımalıdır. (herkese de yapmayın tabii ki, şimdi durduk yere de fırçalamayalım herkesi  😀 )

Hatta yeri gelmişken tekrar hatırlatayım, Türk toplumunda kadınların çiğnenmesi dışında da daha başka ne gibi hastalıklı düşünceler vardır, bunları siz fark edemediyseniz size hatırlatacak ve belki de düşüncelerinizi değişmenizi-toplumu eleştirmenizi-siz zaten düşünce olarak sağlıklıysanız da başka birilerini bir şekilde değiştirmeye çabalamanızı sağlayacak diğer bir yazar da Füruzan’dır ve kendisinden de şu yazımda bahsetmiştim.

Kinyas ve Kayra / Hakan Günday: Yeraltı Edebiyatı Deyince Biraz Heyecan Arayanlar: Tabii ki Günday

Yeraltı Edebiyatı Türkiye’de başka yazabilen var mı bilmiyorum. Varsa beğendiğiniz birileri lütfen yorum olarak paylaşın biz de yararlanalım hatta. Ben bu türü çok sevmiyorum açıkçası, sırf her türden kitap okumaya çalıştığım için deniyorum.  Anlayacağınız mafyalar, çeteler, uyuşturucu tacirleri, psikolojik sorunlar, silahlar, argo okumak filan çok ilgimi çekmiyor  ve bana aslında pek de heyecanlı gelmiyor. Fakat  bundan eminim hoşlananlar ve anlatımda biraz daha gerilim arayanlar var.  Yine de, yeraltı edebiyatı sevmesem de, Hakan Günday’ın başka kitaplarını da okumaktan geri kalmıyorum diyebilirim çünkü kitapları altı çizilebilecek aforizmalar ile dolu. Hatta, Günday hakkında ayrıntılı olarak daha sonra tekrar ayrı olarak yazacağım onu okumak için başka nedenleri de.

Şimdilik özetle diyebilirim ki Kinyas ve Kayra neyi sevip sevmediğinize bakmadan okunması gereken kitaplardan ve gerçekten de Günday’ın başyapıtı. Kocaman olup hemen bitiveren bu kitap ile Günday’ın yaratıcılığını, bilincinin o hızlı akışını ve ruh halinin yoğunluğunu-kişiliğini  aktarışını, Kayra ve Kinyas kişiliklerini yaratışını ve hikayeleştirişini takdir etmemek mümkün değil. Üstelik kitap ne mutlu ne de mutsuz sonla bitiyor. Biliyorum ki bazen kitapları çok içselleştiren insanlar var ve gerçekten de yaratılan karakterlerin sonunu kafaya takabiliyor. Günday, bu noktada empati yapmış… İlk kısımda iki karakteri birlikte okuyorsunuz, daha sonra ise Kayra ve Kinyas’ın sonu apayrı bir hikaye ve sonla bitiyor, artık beğendiğiniz sonu seçmek size kalıyor… (hikayeyi anlatıp ‘spoiler’vermeyelim şimdi, bazıları takıntılı bu duruma, siz okuyun ve kendi çıkarımınızı yapın artık)

Puslu Kıtalar Atlası / İhsan Oktay Anar: Felsefe-Tarih-Bilim Ne Ararsan…

İhsan Oktay Anar’ı okumak bu liste içinde sanırım en zoru oysa bu kitaplar arasında en incesi de bu kitap… Bu önerim kesinlikle kelime hazinesi güçlü olan hatta mümkünse tarih veya mühendislik altyapısı olanlara… Kendisinin çok kıymetli benzer kitapları var fakat onu ilk kez okuyacaklara benim önerim Puslu Kıtalar Atlası’nı okumaları.

Puslu Kıtalar Atlası eğer tarih, felsefe ya da bilime yoğun ilginiz yoksa veya kitaplarda gerçeklik arıyorsanız başlamayın bile diyeceğim bir kitap. Eğer dediğimin tam tersine yoğun bir öğrenme isteği içindeyseniz, Anar, size bu kitabıyla unuttuğunuz deyimleri,kelimeleri, tarihi sanki Osmanlı zamanını anlatan bir dizinin setine ya da geçmişe ışınlanmışsınız kadar canlı kanlı şekilde hatırlatacaktır. Hatta çoğu zaman hayatı bile sorgulatacaktır… Yarı gerçek-yarı kurgu ve biraz absürt olan bu roman  ‘’şunu anlatıyor’’ diyemeyeceğim kadar çok şey anlatan bir kitap, bu nedenle sadece saydığım özelliklerde bir okuyucuysanız okuyup, bittiğine üzüleceksiniz diyerek özetleyebilirim.

Ruhi Mücerret / Murat Menteş: Deli Saçması Olsun Ama Edebi Değeri De Olsun Derseniz…

Çerez niyetine, eğlenceli bir kitap okumak isterseniz ama kitabı bitirdiğinizde boşunaymış hissine de kapılmamak isterseniz Murat Menteş günümüz Türk Edebiyatı’nın en eğlenceli yazarlarından biri bence. Kitaplarını tek seferde okuyup bitirebilirsiniz. Uzun betimlemelere katlanamıyorsanız ve ağır romanları sevmiyorsanız, okurken biraz fantastik şeyler arıyorsanız ve hep/her şey mantıklı olsun diye tutturmuyorsanız kesinlikle Ruhi Mücerreti okuyun derim. İstiklal Savaşı’nın son gazisi Ruhi Mücerret’i ve serüvenini anlatan bu kitabı tam olarak ciddi bir şekilde okurken bir anda fazla ciddiye aldığınızı düşünebilirsiniz ve Menteş sizi ters köşe yapapabilir. Bir anda kahkaha bile atabilirsiniz. Ama yer yer bu saçma sapanlığı tolere de edebilirsiniz. Her ne kadar okuması basit bir kitap gibi gelse de aslında medyaya, topluma, tarihe, iyilik-kötülük kavramlarına dair pek çok eleştiri-çelişki barındıran bir kitap.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir